Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Cuma, Nisan 12, 2024

Fiyat Etiketlerine Kan Bulaşmadan!

Evet, yazının başlığını okuyanlar “Bu nasıl başlıktır” diye sitem edebilirler. “Bu yazıyı yazmakla ne kazandın?” diye de eklenebilir…Fiyat Savaşları, üzerine 2021 yılından buyana değişik başlıklarla birden çok makale yazdım.

Müneccimlik yapmadım ve yıldızları taşlamaktan da Rabbime sığınırım. Lakin bu sosyal gerçeği gören bir tek ben değilim belki zihnimden geçenleri çekinmeden kelimelere ve cümlelere dökme konusunda biraz hassas davranıyorum. Biliyorum ki “Ben düşünmüştüm” diye birinin bir mazereti olamaz … Lakin “ben söyledim, ben yazdım dahası ben uyardım” diyerek bir mazeretimiz olsun diye bu konuyu bir daha yazmak için bu başlığı attım…

Öncelikle şunu ifade edeyim maalesef ülkemizdeki dayanıklı ve özellikle dayanıksız tüketim malların ve özel ya da kamu olarak verilen hizmetlerinin fiyatlarındaki artış küresel bir olayın raflardaki ürünlere yansıması değildir. Bu ne küresel Covid ne de bunun yansımaları olan petrol ve kur dalgalanmalarıdır.

Türkiye’de mal ve hizmetlerin mantıkla ve vicdanla temellendirilemeyecek şekilde artması bir toplum mühendisliğidir. Ve küresel iletişimcilerin bile tahmin ettiklerinden önce fahiş fiyatların artışlarına karşı toplumun zihninde bu fiyat artışları meşruluk kazandı. Kısacası toplum bu durumu çok çabuk kanıksadı.

Türkiye’de 2021 yılından sonra insanların en büyük korkusu daha büyük zamların fiyatlara yansıması değil; sahip oldukları mal ve hizmetlerin finansal göstergelerle açıklanamayacak yükselişinin bir gün akamete uğrama korkusudur.

Bu süreçte vatandaş devletten daha fazla finansal göstergeye sahip olmuştur. Şöyle ki, emekli olan bir kişi emekli parasının üzerine yarısı kadar daha koyup bir ev alabilirken bugün bir emekli ikramiyesi ile bir evin ancak 1/10 kadarı alınabilmektedir.

Elbette bu süreçte ciddi finansal çıkmaza giren hatta açlık sınırında mücadele eden insanların olmadığını söyleyemeyiz.

Türkiye’de 2021 yılında bir kilo peynir 20 TL bandında iken bugün en düşük niteliğe sahip peynirin raf fiyatı 200 TL bandındadır. Bunun anlamı bir ürüne verilen para on kat arttı demektir. Avrupa’da bir ürün %50 arttığında devletten önce toplum bunun hesabını sormak için ciddi boyutta örgütlenip bunun sonunda mücadeleyi kazanabilmektedir.

Toplumda artık şu düşünce kemikleşmiştir “Şayet piyasadaki fiyatlar düşerse benim sahip olduklarımın da fiyatı düşecektir!” bu sebeple toplumun %80’e yakını sahip olduklarının değerini kaybetmemesi için zamlara sadece sembolik tepki göstermiştir. Bu da insan fıtratından kaynaklana bir durumdur kimse daha fazla ödemekten zevk almaz …

Ülkemizde genel kaos eksenli Gezi Olayı, çokuluslu işgal girişimi 15 Temmuz girişimleri hezimet uğrayarak Türkiye güç kazandı. Ve politik olarak Erdoğan iktidarının sarsılamayacağını asla politik örgütler üzerinden bir girişimin başarılı olmayacağı konusunda mutabık oldular.

Küresel iletişimciler, küresel güçlere bir tavsiyede bulundu. Bürokrasi üzerinden derin bir kaos stratejisi fikri verildi. 2019 Recep Tayyip Erdoğan seçimi kazandığı günün ertesi Türkiye’de Bürokrasi Konseyi yapılanması başladı.

Bürokrasi Konseyi yapılanması şu an çokuluslu organizasyonların en güç güvendiği yapılanmadır. Öncelikli olarak Bürokrasi Konseyi için ciddi bir finans kaynağına ihtiyaç yoktu. Bu önemli bir tercih sebebiydi.

İkinci önemli sebep tüm çokuluslu güçler Recep Tayyip Erdoğan’ın 15 Temmuz sonrası köklü bir bürokrasi yapılanması beklenirken bu korkunun yersiz olduğu hem dış hem de iç mihrakları sevindirdi. Türkiye FETO ile referanslı memurların %90 oranındaki kamu çalışanlarına idari ve adli yaptırım yaparken üst düzey bürokrasi için ise tenzil yerine taltif hakim oldu.

Şimdi sözü uzatmadan nasıl oldu da Türkiye’de 250.000 TL olan meskenler 4.000.000 TL gibi bir rakama fırladı. Oysa gayrimenkulde girdi yoktur ki değişen finansal göstergelerden etkilensin.

Gayri menkuller neden fahiş şekilde pahalandırıldı; toplumda “Ben devletten daha zenginim” şöyle ki, bu fahiş fiyatlardan sonra devlet vatandaşına en çok finansal olarak 400.000 TL verebilirken bugün vatandaşlar bunun on katı finansal güce sahip…

Bundan önceki birkaç yazımda da yazdım özellikle araç ve gayrimenkul alanında fahiş fiyatlarsa satışa sunulan araç ve evleri satan ya da aracı olanlar yaşları 20 -35 bandındadır. Ve asıl altının çizilmesi gereken bu kişilerin bürokrasiye ya da politikacıya yakın isimler olmasıdır.

Aslında arz edilen mallara verilen değer o araca verilen değer değil atılacak imzaların sembolik göstergesidir. Birçok büyükşehirde değerli taşınmazlara inşaat izni verilen kişilerle kimlerin araç ve taşınmaz ticareti yaptığı araştırılırsa yazdıklarımın bir niyet okuma olmadığı anlaşılacaktır.

Bürokrasi ne yaptı? Bu fahiş fiyat artışlarına neden engel olmadı? Çünkü toplumun Erdoğan’a karşı tutumunu değiştirecek en baskın algı alım gücüdür. Ve bürokrasi özellikle üst düzey bürokrasi Erdoğan’dan rahatsız bunun en önemli bir sebebi kendilerini bu makamlara taşıyan Gülen Hareketi’ne karşı yapılan hareketlerdir.

Hem Tarım ve Ormancılık hem de Ticaret Bakanlığı’nın ilgili ve yetkili makamlara defalarca şu talepte bulundum. Özellikle dayanaksız tüketim mallarının birim üretim maliyet hesaplanmasının ilgili teknokratlar tarafından yapılıp yapılmadığı yapılmış ise bu bilgilerin özel de şahsımla genelde her il valisi bölgenin halkıyla paylaşılmasının ciddi şekilde gerçekçi olmayan fiyatları gerçek finansal değere döndüreceğini ifade ettim.

Devlet birçok şeyi aşı yapılıp yapılmadığını, doğum kontrolü yapılıp yapılmadığını, kız çocuklarını okutup okutmadığını hafiyelik boyutunda takip ederken hangi maslahatı gözeterek toplumun temel tüketim mallarının üretim maliyetlerini takip etmiyor?

Bir ürünün raf üzerinde birim üretim maliyetinin ibrazı zorunlu kılınırsa ve yetkili makamların teknokratları tarafından ürünlerin A, B ve C düzeyinde üretim maliyet hesabı paylaşılırsa bunun en iyi takibini toplum yapacaktır. Ve perakendeciler ise keyfi ve gerekçesiz periyodik fiyat artışı yapamayacaktır.

Küresel güçlerin beklentisi perakendecilerin daha fazla kazanması gibi bir hedefi yoktur. Onların beklentisi fiyatlar üzerinden toplumun Erdoğan’a tutumunu değiştirmek bu ilk strateji ikincisi ise bu tutumları değişen kitle belli doyum noktasına ulaşınca artık marketlerde “Açtım, alacak param yoktu öldürdüm” telkini hipnotik bir dille ana haber bültenlerine servis edilerek, öldürme algısı meşruluk kazandırılacak.

Fiyatlar üzerinden bir korku girdabı oluşturulacak birçok perakendeci artık ürünleri karaborsa şeklinde topluma değil aracılara satacak halk ürün bulamayız korkusu ile o aracılardan rica minnet almaya çalışacak.

Oysa tüm bunları sadece mal ve hizmetlerin üretim birim maliyetlerinin ibrazı bir toplumsal kaosun panzehri olacaktır…Öngörüm ilgili bakanlıklar bu konuda adım atmamak için ısrar edecektir ta ki Erdoğan bu konuda “Yap ya da terk et” emri vermesini bekleyecekler.

Kısacası, Bürokrasi Konseyi deşifre edilmeden ki bunun en kestirme yolu özellikle tüm üst düzey bürokratları Gülen Hareketi’nin Bürokrasi Koruma Kalkanı olarak bilinen adli ve idari soruşturma ve kovuşturma zorlukları kaldırılmalı ve üst düzey bürokratlar belli başarıyı elde edemediğinde memurluğu tenzil edilmelerinin önü açılmalıdır.

Ve bürokratlar bir kurumda 3 yıl süre ile görev yapmalıdır ki hem orada hegemonya kurmasın hem de çalışanlar bir korku ile hareket etmesin …

Son olarak temennim önlemler ivedilikle alınır ve fiyatlara kan bulaşmaz…Kirli hesap yapan iç ve dış mihraklar oturup kan ağlarlar…

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir