Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Çarşamba, Şubat 21, 2024

Yuval Noah Harari…

İsrailli tarihçi ve yazar. Son zamanların oldukça popüler bir düşünürü kabul ediliyor. Yazdığı 4 kitap çok satanların en üstlerinde yer alıyor. “21. Yüzyıl için 21 Ders” kitabını 18 Ağustos 2020 tarihi itibariyle notlar alarak okumuş ve paylaşmıştım. Güzel tespitlerinin yanında oldukça sapkın görüşleri de var. Ancak müthiş bir intihalci.  Çünkü, onun kendi görüşü ve tespiti olarak anlattıklarının çoğunu Slovoj Zizek yıllardır anlatıyor… Ve Mahir Kaynak’ın kızı Prof. Deniz Ülke Arıboğan, Duvar adlı kitabında, bu konuları bir gömlek daha iyi anlatmış. Bu kitabı parası ve zamanı çok olup okumak isteyen varsa bir şey demiyorum ama olur ya, yine de okumak isteyen varsa,  şahsi kanaatim gerek yok. Ben okudum. Bence başka faydalı şeyler okuyun.

Lanetli kavmin içindeki ateist bir eğitimcinin doğru anlaşılması için tekrar paylaşıyorum.

Sayfa sayfa… Tırnak içinde alıntılar ve sonra da benim  yorumlarım…

S:21

“Seçkinler  tüm  dünyanın  geçmişini  açıklama  ve  geleceğini  öngörme  iddiası  taşıyan  üç  büyük  anlatı  formüle ettiler:  faşist  anlatı,  komünist  anlatı  ve  liberal  anlatı…”

–  İslam’ı yok sayıyor. Halbuki bu anlatıların hepsi son 300 yıla ait materyalist teoriler. Bu adam üstelik tarihçi ve 13 bin yıl öncesinden gelen Göbeklitepe gerçekleri hiç umurunda değil. Bilmiyor. Popülist bir lavuk. İlk tespitim bu…

S:22

“Türkiye  ve  Rusya gibi  ülkelerin  başındaki  iktidar sahipleri yeni bağnaz demokrasi tipleri  deneyip düpedüz  diktatörlük uyguluyorlar.” 

–  Rusya’nın seçim sistemini bilmiyorum. Gerçek, Putin seviliyor. Türkiye’deki ise apaçık, seçim sistemi 18 yıldır koalisyon çıkarsaydı bu lavuk yine aynı fikirde olacak mıydı acaba?

S:28

“Demokrasi Abraham  Lincoln’ın, ‘Tüm insanları bir süre kandırabilirsiniz, birtakım insanları sürekli kandırabilirsiniz ama tüm insanları sürekli kandıramazsınız’ prensibi üzerine kuruludur.“

–  Sadece demokrasi değil, bütün hayat sistemleri için geçerli bir realite bu.

S:29

“İnsanların oylarını ayakları  ele  verir. Dünyayı  gezip dolaşırken ABD, Almanya, Kanada ya da Avustralya’ya göç  etmek isteyen bir sürü insanla tanıştım. Tanıştıklarım arasında Çin’e ya da Japonya’ya göç etmek  isteyenler de vardı. Ama  bugüne  bugün  Rusya’ya  göç  etme  hayali  kuran  biriyle karşılaşmadım.“

–  Türkiye’de ve Türki devletlerde çok var Rusya’ya yerleşen… Göç etmiş olanları biliyorum ve onlarca da düşüneni.

S:30

“Küresel İslam konusuna gelince, bunu cazip bulanlar genellikle zaten bunun içinde doğmuş olanlar.  Suriye ve Irak’taki bazı insanlara hatta Alman ya ve  Birleşik Krallık’taki yabancılaştırılmış Müslüman  gençlere hitap etse de (Kanada veya Güney Kore şöyle dursun) Yunanistan ya da Güney  Afrika gibi ülkelerin dertlerine deva bulmak için küresel bir halifeliğe katılacağını düşünmek zor”

–  Zor evet bu konuda gerçek İslam’ın yükselişini hazmetmek oldukça zor.

S:33

“İçinizden kendinizi sokağa atıp, ‘Kıyamet geliyor’ diye  bağırmak geliyorsa, kendinize şunu söylemeyi  deneyin:  ‘Yok, öyle değil.  İşin aslı dünyada neler olup  bittiğini anlamıyorum’ o  kadar.”

–  Muhtemelen okuduğu İbrani okulundan kalma felsefi bir ifade.

S:38

“Buna benzer şekilde, Dünya Sağlık Örgütü’nün tespit ettiği yeni bir hastalık ya da bir laboratuvarda üretilen yeni bir ilaç gibi gelişmeler hakkında dünyanın dört bir yanındaki  tüm  doktorların  bilgilerini  güncellemek neredeyse  imkansız.”

–  Anlaşılan bu konuda oldukça cahil. Çin sadece doktorların değil tüm halkının yüz tanımlamasını yaptı. DSÖ de tüm doktorların sicilini tutuyor. Tüm aşı çalışmalarının genetik kodları da paylaşılıyor.

S:43

“IBM’in satranç programı Deep Blue,  Gary  Kasparov’u yendikten sonra insanlar satranç oynamayı bırakmadı. Aksine satranç ustası insanlar, yapay zeka ürünü antrenörler sayesinde her zamankinden  daha iyi bir seviyeye geldi.”

–  Evet, yenildiği yapay zekayı daha sonra yendi.

S:60

“Artık iki muazzam devrimin eşiğindeyiz. Bir yandan biyologlar insan bedeninin ve bilhassa da beyinle  insan duygularının gizemini deşifre ederken, öte yandan bilgisayar bilimiyle uğraşanlar bize eşi benzeri görülmemiş bir veri  işleme gücü sağladı.”

–  Yanlış… İnsan beyninin işleyişinin henüz daha ¼’ü ancak keşfedildi.

S:65

2012’nin  Mart’ında Avustralya’ya giden iki Japon turist yakınlardaki bir adaya günübirlik gitmeye  karar vermiş ve arabalarını dosdoğru Pasifik Okyanusu’na sürmüş. Yirmi bir yaşındaki sürücü Yozu Noda, sonrasında yaptığı açıklamada GPS’in komutlarını dinlediğini söylemiş: ‘Oradan  gidebileceğimizi söyledi. Bizi yola çıkaracağını söyleyip  durdu. Sonra  çakılıp  kaldık.’ Yapay zekaya bağımlı yaşayanlar var.”

–  Olayı bilmiyorum, araştırmadım ama üç beş salak istisnayı bozmaz.

S:83

“Hindistan, Çin, Güney Amerika ve Brezilya gibi gelişmekte olan büyük ölçekli ülkeleri çok daha büyük bir sorun bekliyor. Buralarda halkın ekonomik değerini yitirmesi eşitsizliğin birdenbire  artması anlamına geliyor”

–  Ekonomik değerlerin eşit olduğu herhangi bir yer zaten yok. Aforizma kasmaya çalışmış.

S:100

“Aşırı İslam ciddi bir tehlike arz ediyor olabilir ama tehdit ettiği medeniyet, Batı’ya  özgü bir fenomen değil tüm dünya medeniyeti. Radikal  İslamcılar Hz. Muhammed kadar Marx ve Foucault’ dan da etkilenmiş, Emevi ve Abbasi halifeleri  kadar 19. yüzyıl  Avrupalı anarşistlerin de mirasını devralmışlardır. Dolayısıyla IŞİD’i gökten inmiş esrarengiz bir ağacın meyvesi gibi değil de hepimizin  paylaştığı küresel kültürden türemiş kötü bir tohum şeklinde düşünmek daha doğru  olur.“

–  Öyle güzel algı oyunu yapıyor ki… Aşırı İslam’ı anlatırken anında İŞİD’e geçiş yapıp, besleme ve yapay olduğunu değil de, küresel olayların doğurduğunu söylemeye çalışıyor.

S:101

“Avrupa medeniyetini, Avrupalıların ona yüklediği anlam belirliyor; nasıl ki Hıristiyanlığı Hıristiyanların Hıristiyanlığa yüklediği anlam, İslam’ı Müslümanların İslam’a yüklediği anlam, Yahudiliği Yahudilerin Yahudiliğe yüklediği anlam belirliyor.”

–  Yahudi kökenli bir ateist için oldukça normal sözler.

S:103

“İslam’ın özüne dair hararetli tartışmaların hiçbir anlamı yok. İslam’ın belli bir DNA’sı yoktur. Müslümanlar ona ne  anlam atfederse İslam da o anlama gelir.”

–  Tam bir İslam düşmanı. Aristo felsefesi ile öylesine saldırıyor ki… Bilmiyor ki lavuk, Google tarayıcıda İngilizce bir arama yapsa, Aristo 200 bin, Gazali 33 milyon çıkacak. Bu yalanları deşifre etmek gerek.

S:110

“Rus boyarlar, Hint  mihraceler, Çin mandarinler ve Kızılderili kabile reisleri para, ticaret, vergilendirme ve istihdam konularında bambaşka fikirlere  sahiptiler. Oysa şimdilerde neredeyse  herkes aynı kapitalist temanın az  biraz değişik türlerine inanıyor ve hepimiz tek bir küresel üretim bandının dişlileriyiz. İster Kongo  ya  da  Moğolistan’ da  ister Yeni Zelenda ya  da Bolivya’ da yaşayın gündelik yaşam şeklinizi ve ekonomik varlığınızı aynı ekonomik kuramlar, aynı şirket ve bankalar, aynı döner sermaye belirliyor. İsrail’in ve İran’ın maliye bakanları beraber öğle yemeğine çıksa, ortak bir ekonomi dilleri olduğundan birbirlerinin dertlerini kolayca anlayıp paylaşabilirler.”

–  Hayır yanlış… Dün daha az çeşitli vergilendirme vardı bugün ilavelerle daha fazla var. Kaydi bankacılık sisteminin Siyonizm tekelinde olmasından dolayı, aslında bu başarıyı normalmiş gibi anlatarak küresel sermayeye karşı görevini yerine getiriyor.

S:110

“IŞİD, Suriye ve Irak’ın büyük bir kısmını işgal ettiğinde binlerce insanı  öldürdü, arkeolojik kalıntıları tahrip etti ve önceki rejimlerle Batı kültürünün etkisini taşıyan sembolleri sistematik bir biçimde yok etti ama yerel bankalara girip üzeri Amerika başkanlarının  resimleri ve Amerika’nın siyasi ve dini ideallerini öven İngilizce sloganlarla dolu destelerce Amerikan dolarını bulunca, Amerikan emperyalizmini temsil eden bu sembolü ateşe  vermedi. Çünkü  dolar banknotuna dünyadaki tüm siyasi ve dini görüşler hürmet  etmişlerdi.”

–  Evet, doğru söze itiraz edilmez. Dünyadaki en organize din, para dini… Bu durum elbette ki, İŞİD için de geçerli.

S:114

“Milliyetçilik ortadan kalksa liberal bir cennet içinde yaşarız diye düşünmek tehlikeli bir hata. Kabile kargaşasının içine düşmemiz daha mümkün.”

–  Tarihçi ama makro ve mikro milliyetçilik ayrımını bile yapamayan bir cahil.

S:120

“Makine Mühendisleri Kurumu’nun 2013 tarihli bir raporuna göre bir kilo sığır eti üretmek için 15 bin litre temiz su tüketmek gerekiyor. Bir kilo patates üretmek için gereken su miktarıysa 287  litre.”

–  İlginç bir tespit. Farklı mantık ve hesaplama yöntemleri farklı sonuçlar çıkarabilir.

S:127

“Çağdaş ideolojiler, bilim uzmanları ve ulus devletler henüz insanlığın geleceğine dair geçerli bir görüş  geliştiremedi. Böyle bir görüş insanlığın dini geleneklerinin derin kuyusundan çekip çıkarılabilir mi? Belki de cevap öteden beri Kitabı Mukaddes, Kuran ya da Vedalar’ın sayfalarında duruyor.”

–  Kitaptaki anlatılar boyunca Yahudi kökenli bir ateist izlenimi verirken, birden postmodern masonluk propagandasona geçiş yapıyor.

S:128

“Bilimin zaferi öylesine kapsamlı ki din algımız bile değişti.“

–  Din algısı… Hangi din? Bazı kendisini İslam zannedenlerin de kullandığı bu telaffuz çok yanlış. Allah ve İslam, bir algı değildir. Bütün dinleri aynı kefeye koymak kadar bilim dışı bir başka durum olabilir mi? Bilim her yeni icadı ve ilerlemesi ile bir öncesini yalanlarken, Kuran ne dediyse her geçen gün biraz daha netleşiyorken… Bu sözler sadece bağnaz bir cahil zırvası olabilir.

S:132

“Şii İran, Sünni Suudi Arabistan ve Yahudi İsrail arasında şaşırtıcı derecede az fark var.”

–  Doğru söze ne denilebilir ki?

S:135

“Dinler hala milli kimlikleri temellendirecek ve hatta III. Dünya Savaşı’na sebep verebilecek ölçüde siyasi güç sahibi. Ama küresel sorunları alevlendirmek değil de söndürmek söz konusu olduğunda sundukları pek bir şey yok gibi görünüyor.”

–  Dünya savaşları din değil, daha çok aynı dinden olanların da birbiri ile savaştıkları bir paylaşım kavgası idi. Ama illa ki haçlı zihniyeti ile düşünüyor. Materyalist temeldeki din anlayışını genele yayması yine bağnaz bir bilimdışılık. Hele ki bir tarihçi için oldukça cahilce.

S;154

“Teröristler porselen dükkanını yerle bir etmeye çalışan bir sineğe benzerler. Sinek o kadar güçsüzdür ki tek bir fincanı bile yerinden oynatamaz. O halde dükkanı nasıl yerle bir edecek? Gider bir boğa bulur ve boğanın kulağına girip vızıldamaya başlar. Boğa korku ve öfkeden küplere biner ve porselen dükkanına dalar. 11 Eylül’ den sonra yaşanan buydu. Aşırı İslamcılar, Amerikan boğasını kışkırtıp Ortadoğu’nun  porselen dükkanına saldı.  Şimdi de enkazın ortasında  palazlanıyorlar.”

–  Porselen dükkanı, sinek, boğa hikayesi 2018 yılında Bilim tarihçisi Anooshirvan Miandji tarafından yazıldı. Ve sonrasındaki kurgu… Hırsızlık ve intihalcilik bir arada… Hezeyan. Şeytani aklın kurgusunu, Aşırı İslamcılar diyerek, suçu Müslümanlara atıyor.

S:173

“Dindar Müslümanlar, Hz. Muhammed öncesi tarihi büyük ölçüde lüzumsuz addeder ve Kuran’ın inmesinin ardından gelişen tüm tarihsel olayların merkezinde İslam ümmetinin  bulunduğunu varsayarlar.”

–  Asılsız bilgi, ayrı bir konu da… Yahudilerin Musa öncesi bir tarihi ne kadar bahsettiklerine de bir göz atsaydı keşke. İslam Tarihleri Hazreti Adem ile başlar.

S:176

“Tarihe Çinlilerin ya da Amerikan yerlisi Kızılderililerin gözünden bakarsak, Yahudiliğin son 2000 yılda bile büyük bir katkısı olmadığını, Hıristiyan ve Müslümanlar aracılığıyla konuya dahil olduklarını görürüz.”

–  Özeleştiri de yapıyormuş, doğru ama İngiltere – Fransa arasındaki 30 yıl savaşları sonucuna göre değerlendirilirse, tam tersi.

S:207

“Güç  gerçekliği olduğu gibi görmekten ziyade, onu değiştirmeye dair bir meseledir. Elinizde çekiç varsa her şey çivi gibi görünür. Sizinle  konuşan herkesi bilinçli ya da bilinçsiz bir gündemi vardır ve bu yüzden söylediklerine hiçbir zaman bütünüyle inanamazsınız. Hiçbir sultan maiyetindekilerin ve kullarının hakikati dile getirdiğine  inanamaz.“

–  Güncel bir Yahudi şizofrenisi. Çekiç ve çivi kuralı… Vicdanı olan için geçerli değildir. Sultan adaletli ise kendini maiyeti ile beraber görüyordur ki adaletlidir.

S:211

Başlık

“Adalet algımızın tarihi geçmiş olabilir.”

–  Olmayan adaletin tarihi de geçmez. Vicdan ise mevzu, onun son kullanma tarihi hiç değişmez. Gözyaşı, evrim tarihinin en değişmez hammaddelerinden birisidir.

S:217

“Amerikalılar, Çinliler, Müslümanlar, Hindular; hiçbiri küresel topluluk boyutunda değil. O yüzden  gerçekliği nasıl yorumladıklarına güven olmaz.”

–  İlginç bir genelleme… Tabii ki bu konuda sayfalarca yorumla reddiye yazılabilir. Kısaca, Amerika ile Müslümanları aynı küresel topluluk boyutunda eş değer görmesi başlı başına bir cehalet ve hezeyan örneği zaten.

S:218

“Köktendinci bir Hıristiyan’sanız, İncil’de yazan her kelimenin birebir doğru olduğunu iddia etmeyi sürdürebilirsiniz. Bir anlığına haklı olduğunuzu varsayalım. Diyelim ki İncil gerçekten de tek Tanrı’nın  mutlak  kelamı. O zaman Kuran, Talmud, Mormon Kitabı, Vedalar, Avesta ve Mısır Ölüler Kitabı ne olacak?”

–  Bu kitaplar sanki birbirini reddetmiyor da, destekliyor gibi konuşurken acaba hitap ettiği kitleyi ne sanıyor bu lavuk? Komik bir cahil ve karşısındakileri de cahil yerine koyuyor.

S:244

“21. yüzyılda istikrar sağlama şansınız az. Sabit bir kimliğe, işe ya da dünya görüşüne sarılmaya çalışırsanız dünya yanınızdan vın diye geçerken bakakalma riskiniz var.”

–  Vın diye geçme konusuna tamamen katılıyorum.

S:245

“Eskiden yetişkinleri örnek almak nispeten sağlam bir yoldu çünkü dünyayı oldukça iyi biliyorlardı ve dünya yavaş değişiyordu. Ama 21. yüzyıl farklı olacak. Değişimin artan hızı yüzünden, yetişkinlerin söylediği şeylerin eskimeyecek bir bilgi mi yoksa modası geçmiş bir önyargı mı olduğu belli olmayacak.”

–  Bu ifadeler, uzun bir zamandan beri dile getirdiğim tespitler. Katılıyorum.

S:246

“Lao Tzu ya da Sokrates zamanlarının aksine şimdi karşınızda ciddi bir rakip var. Coca-Cola, Amazon, Baidu ve hükümet sizi ele geçirmek için yarışıyor. Akıllı telefonunuzu, bilgisayarınızı, banka hesabınızı değil, sizi ve organik işletim sisteminizi ele geçirme yarışındalar. Bilgisayarların “hacklendiği” bir çağda yaşadığımızı duymuşsunuzdur ama bu, gerçeğin olsa olsa küçük bir kısmı. Aslında insanların hacklendiği” bir çağda yaşıyoruz.”

–  İnsanların hacklenmeye çalışılması tespitine de sonuna kadar katılıyorum. Yazar da zaten bu kitabında  oluşturduğu algılarla, bu tespite sonuna kadar katkıda bulunuyor.

S:249

“Diğer din ve ideolojiler belli bir başlangıcı, çok uzun sayılamayacak bir ortası ve kesin bir sonu bulunan çizgisel bir kozmik tiyatroya inanır. Örneğin Müslüman anlatısına göre Allah tüm kainatı yaratmış ve kainatın kurallarını koymuştur. Sonra da bu kuralları Kuran vasıtasıyla insanlara iletmiştir. Fakat cahil ve habis insanlar Allah’a başkaldırmış ve bu kuralları yıkmaya ya da gizlemeye çalışmıştır. Faziletli ve sadık Müslümanların görevi de bu kurallara uymak ve bu bilgileri yaymaktır. Sonunda Mahşer Günü Allah her bir bireyi davranışlarına göre yargılayacaktır. Erdemli kullarını sonsuza dek mutluluk içinde yaşayacakları cennete gönderecek, günahkarları cehennem ateşine atacaktır. Bu büyük anlatıya göre hayattaki küçük ama önemli rolüm Allah’ın emirlerine uymak, O’nun kanunlarını yaymak ve isteklerinin yerine gelmesini sağlamaktır. Müslüman anlatısına inanırsam, hayatın anlamını günde beş vakit namaz kılmakta, yeni camiler yaptırmak için bağışta bulunmakta, mürtet ve kafirlerle mücadele etmekte bulabilirim. El yıkamak, şarap içmek, sevişmek gibi sıradan eylemler bile kozmik anlamlar taşır.”

–  Çizgisel anlatıyı anlatırken, yatay olan toplumsal katkıyı; elinden, dilinden emin olma durumunu görmemezlikten gelmesini masumane bulmuyorum. Yahudi eğitimi almış bir ateistten dinliyoruz bu sözleri. Abdesti kozmik gören kendisi olabilir ama Müslüman için el yıkamak ve temizlik, imandan bir parçadır. Bunu bilmiyor olamaz.

S:257

“Peki insanlar neden bu kurmacalara inanıyor? Sebeplerden biri kişisel kimliklerinin anlatı üzerine kurulu olması. Çok küçük yaşlardan itibaren anlatıya inanmaları öğretiliyor insanlara.”

–  Yanlış… İslam, iman için önce aklı şart koşar. Şüphesini sorgulamayanın imanı noksandır.

S:257

“Çoğu anlatıyı ayakta tutan temellerinin sağlamlığından ziyade çatılarının ağırlığıdır. Hıristiyan anlatısını düşünün. Temeli alabildiğine çürük.”

–  Hristiyanlık için konjonktürel bir gerçeklik ama İslam için tam tersi.

S:262

“Tek kimlikli birine rastlamak neredeyse imkansızdır. Kimse sadece Müslüman, sadece İtalyan ya da sadece kapitalist değildir.”

–  Büyük oranda yanlış olsa da çoğunluk için geçerli olabilir… Sadece Müslüman olan bazı insanlar tanıyorum. Sadece faşist olan veya sadece para veya futbol dininden olan bazı insanlar var.

Aldığım daha bir çok not var ama yazı çok uzun oldu ve ancak bu kadar kısaltabildim.  Ümit ediyorum ki, kitabı okuyan bazılarına zehirlenmeye karşı panzehir etkisi olan bir yazı olmuştur.

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir