Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Çarşamba, Haziran 19, 2024

İzmir’e Uyanmak veya Çaka Beyle Türkiye Yüzyılı

“Beni yaşam tarzı aynı olan yönetsin” siyasal davranışı İzmir ve İzmirliyi özetlemez.

Aksine “Farklı yaşam tarzları bir arada özgürce etkinleşsin!” İradesi İzmirlinin her sabah uyandığı sosyolojidir.

Fakat İzmir’in hak etmediği ve İzmirli hakkında da haksızca algılara sebep olan bir “Politik sendrom” yaygınlaştı. Ayrıca geleceği esir alan “ Politikasını arayan şehir” şöhretiyle kamusal bedeller ödemeye mahkum oldu.

Peki İzmir’i her geçen gün dünyanın geleceğinden ve öz kimliğinden uzaklaştıran fakat bu uzaklaşmayı “süslenmiş başarı” gösteren bir yönetim anlayışı nasıl oluştu?

Birincisi; “ Çaka beyle gelen ve en az Bursa, Mardin, İstanbul kadar “Müslüman Şehir” olan İzmir, ısrarla “Levanten hafızalı Avrupa Şehri” diye tanıtılmış ve sanki İzmir başta Balkan Müslümanları olmak üzere Anadolu şehrinden göç almış ve Osmanlı’nın mübadeleyle Müslümanlaştırdığı bir şehir gibi anlatılmıştır. Yani şehrin öz be öz kimliği batılılaştırılmak istenmiştir. Bu konuda ciddi mesafeler de alınmıştır.

Yani Batı dünyası ve ona hayran, teşne, mandacı zihniyetlerle, ısrarla, İzmir’in gerçek şehir kimliği 1080 yılından beri bir İslam şehri olduğu halde; bir benzetmeyle:

Tıpkı Ayasofya gibi sanki orijinali bir gayri müslim/levantenler şehriymiş de; tıpkı Ayasofya’nın sonradan Camiye çevrilmesi gibi; sanki sonradan Müslümanlaştırılmış bir şehirmiş gibi bir şehir tablosu oluşturulmak istenmiştir.

Hatta “Ayasofya dünya mirasıdır; onu müze yapalım.” teklifi gibi İzmir’i de adeta bir “Batılı yaşam tarzı müzesi” işlevinde kimliksiz kılma gayretleri çoğalmıştır.

Nitekim İzmir’de İslami kimlik ve Müslümanca yaşam tarzını baskılamayı kendine vazife bilmiş ve aslında marjinal olan bir “Levantenci ve mandacı” politikada ısrar eden elitist batıcı kadro oldurulmuştur. Bu kadrolar psikolojik ve sosyolojik olarak kendilerini ve geleceklerini Batı dünyasında arayan ve milli karakterleri aşınmış kadrolardır. İzmir ölçeğinde sayıları az fakat nüfuzları güçlüdür. Hatta İzmir deyince bu marjinal kesim hatırlanmaktadır; oysa İzmir gerçeği bu değildir.

Üstelik tüm bu tezgahlar, “Avrupa şehri” etiketiyle ve bunu “Avrupai standartta bir şehir” maskesiyle gerçekleştirme gayretinde olunmuştur.

İzmir’in hafızası ve İzmirli’nin özü asla buna müsade etmedi, etmeyecektir.

İzmir, Bursa, Mardin, İstanbul gibi bir “Fetih şehri/İslam şehri”dir. Fatih’i de Çaka beydir. İzmir’i Müslüman göçü almış, Yunan mitolojisinin kalbi, Levanten başkenti, Avrupa şehri diye sunan zihniyete asla geçit verilemez; verilmemelidir; ciddi bir mesafe almış olsalar bile.

Bunca söz şunun içindir; İzmir Çaka beyin fatihliğinde, bin yıllık İslam şehridir ve İstanbul, Bursa, Mardin, İstanbul, Konya, Erzurum gibi bir İslam şehri hafızasına ve milli Halk kültürüne sahiptir. Bu şehirde tüm siyasi ve sivil adresler bu kimlik üzere hizmet üretmek durumundadırlar.

Maalesef…Bu özelliklere dayalı politika üretilemediği için; bir azınlığın İzmir’i “ Levantenler şehrinden LGBT limanına uzanan Avrupa şehriniz” kimliğini giydirme gayretleri “geçici

İmaj” başarısı göstermiştir.   

Profili düşük, stratejisiz popülist ve edilgen siyasetçiler yüzünden; ne Avrupa ne de Anadolu kimliği edinemeyen adeta “Kayıp İzmir” hikayesine mahkum edilmiş bir şehir kaldı İzmir.

Bu oyunu, bu makus talihi, bu İzmir’i yaşayan İslam şehri yerine “Avrupai müze şehri” kenti kılma jakobenliğine artık  dur demek lazım.

Türkiye Yüzyılı şehri İzmir bin yıllık köklerinden başlayan İslam şehri kimliğiyle, İstanbul, Bursa ve Mardin’den bile daha köklü bir İslam şehri olduğu hafızası, kimliği artık üretilecek siyasetin ana aksı kılınmalıdır.

İkincisi; İzmir de bir “Şehir hizmeti entrikası” sürdürülmektedir. Üstelik; Kent kimliği ve hizmet sicili asla bir  Avrupa şehri kadar hiç olmamıştır.

Yani kocaman bir  algı oyunu ve hizmet entrikası yürütülmektedir. Öyle bir algı festivali sürdürülmektedir ki; Sevgili İzmirlilere “ Senin zihnin özgürlükçü, sen özgür bir modern sosyoloji üyesisin; bu sana yeter! Boş ver kentin standartlarını, boş ver Avrupai hizmet kalitesinde hizmet almayı! Sakın politik tercihin değişmesin; bu özgürlükçü konforun kaybolur!…” diye özetleyeceğimiz bir “Politik bubi tuzağı: düzeni kurulmuştur.

Kuşkusu bu çok büyük bir talihsizliktir ve asla İzmir ve İzmirli bunu hak etmiyor. Özellikle 2001 sonrasındaki genel ve yerel seçimlerde “politik cepheleşme için pilot şehir İzmir” provaları sonuç almış görülmektedir. Ve bu süreçle  İzmir’in bir İslam şehri kimliğini neredeyse kayıp şehir eşliğine düşmesiyle sonuçlanmıştır.

İzmir her geçen gün “Kayıplarına yenleri ekleyen; politikasızlığa kurban edilen ve kent hizmetlerini sanal özgürlükçü imajda boğdurulan bir kötü kentleşmeye mecbur edilmiştir. Üstelik bu inatla modernlik, çağdaşlık propagandalarıyla sürdürülmüştür.

Bugün İzmir, “tarihin akışından kopan; kimliğini arayan şehir” oldurulmuştur.

Bunca söz şu bağlayıcı gerçeklik için; İzmir Cumhuriyetin 100. yılında ve Türkiye Yüzyılı projeksiyonunda; kendiyle yüzleşmeli ve iki hayati sorunun peşine düşmelidir:

“İstanbul, Bursa, Mardin, Konya, Erzurum kadar ve hatta daha kadim bir İslam şehri iken; bu şehri kim, kimler hangi oyunlarla, süslü imaj entrikalarıyla “Sonradan Müslüman göç alan bir Avrupa Levantenler şehri” imajına ulaştırdı ve şimdi de İslam kimliğini aşağılayan azınlıkları, marjinal çevreleri şehrin geleceğine ipotek koyan jakobenler yaptı?

Ve İslam şehri kimliğine kavuşturacak politikaları, şehir kimliği stratejisini artık dünya standartlarında bir hizmet atlasıyla zenginleştirecek yerel reformu kim, kimler üretecek? Şehrin imkanlarına çöreklenmiş ihale-atama-rant dokusu yerine fikir- aksiyon – proje seferberliğini hangi şehir dinamiklerii örgütleyecek?

İkinci soru da şudur;

Yerel yönetimin varlık sebebi olan yaşana bilir kent, etkin şehir, geleceğin şehri, tarihi kimlik ve yenilikler şehri gibi yerel yönetimlerin ana misyonu  hakkında; artık ideolojik kamplaşma, yaşam tarzlarını şantaj aksı yapma; tekelleştirilmiş ve özünde rantı paylaşma kalesi koşma gibi insanı ve toplumu sömüren profili düşük reel politik kadrajından herkesi kurtaracak gerçek ve gerçekçi şehir kimliği ve standardı yüksek kent modellemesi ne zaman gerçekleşecek? Artık bu sorular ve talepler için zamanı gelmedi mi?

Bir de İzmirli olma sorumluluğunu “inada bindirilmiş politik cepheleşme” tuzağındayken ne zaman çıkılacak? Sonuçta aynı sokaklar, aynı alt yapı, aynı imkansızlıklar herkes için aynı kötü geleceği yaşatmakta.

İşte bu duygularla uyanmak; İzmir’in sabahına. İşte “Zamanı gelsin!” dileğiyle uyanmak bugüne …

( “Denizlerin Efesi” Günlüğünden. )

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir