Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Çarşamba, Haziran 19, 2024

Hz. Lût’un Fıtrat Çağrısı ve Kavminin Helak Sebebi

“Lût, kavmine demişti ki:
“Siz, kesinlikle daha önce hiçbir milletten hiç kimsenin yapmadığı bir hayâsızlığı yapıyorsunuz.
Siz erkek erkeğe ilişki kurmaya, fıtrat yolunu kapatmaya,
toplantılarınızda ahlâk dışı işler yapmaya devam edecek misiniz?”
(Ankebût 29/28-29)

İslam âlimleri cinsel arzunun amacının, insanın varlığını ve devamını sağlama olduğu hususunda görüş birliği içindedirler. İnsanın varlığı her ne kadar cinsel birliktelikle gerçekleşiyorsa da bunun sürdürülebilir olması ancak karşılıklı hak ve sorumluluk doğuracak hukukî bir düzenlemeyle mümkündür. Bu düzenleme hem cinsel arzunun amacının hem de sınırlarının belirlenmesi ve korunması açısından son derece önemlidir. Bu sınırlar korunmadığı takdirde amacın geri plana itilmesi ve sadece hoyratça cinsel arzuların tatmini yönünde bir eğilimin öne çıkması kaçınılmazdır. Bu gelişme de, sapmaları ve saldırganlıkları beraberinde getirecektir. (bk. Matüridî, Te’vilât, II, 538; Fahreddîn er-Razî, et-Tefsîru’l-Kebîr, XV, 58).

Zaten Kur’an’da Lût kavminin üzerinde bu kadar durulmasının nedeni, bu sapmaların ve saldırganlıkların ne denli vahim sonuçlar doğurabileceğini insanlığa göstermek içindir. Yukarıdaki ayette belirtildiği gibi evde, sokakta, hatta toplantılarda bile bu arzunun dışa vurulması, konuşulması, davranışa ve eyleme dönüşmesi, bunun kişisel ve bireysel olmaktan çıkıp toplumsal ve kültürel bir sapkınlığa dönüştüğünün açık belgesidir. (bk. Ankebût 29/28-29)

O yüzdendir ki, Mâtürîdî ve Fahreddin Razî’ye göre Kur’an’da zikredilen Hz. Lût’un davet yöntemi ve şekline bakıldığında cinsel sapkınlığa karşı uyarma ve sakındırmanın öncelikli mesele olduğu görülür. Hâlbuki bütün peygamberlerin faaliyetlerinde “Allah’a kulluk edin, sizin O’ndan başka tanrınız yoktur” (Mü’minûn 23/32) şeklinde tevhide ve ibadete çağrı birinci plandadır. (Mâtürîdî, Te’vilât, II, 256; Fahreddîn er-Razî, et-Tefsîru’l-Kebîr, XV, 57-58).

Hz. Lût’un davetinde önceliğin bu meseleye verilmesi, diğer kötülüklerin aksine bu sapkınlığın fıtratı/doğal olanı tahrip edici niteliği dolayısıyladır. Her ne kadar Hz. Nûh’un kavminde alt kesimlere yönelik haksızlıklar ve zulümler, Hz. Şuayb’ın kavminde ölçü ve tartı sahtekârlıkları, Hz. Musa döneminde firavunun zulmü, Hz. Peygamber zamanda müşriklerin kadın, yetim ve kölelere yönelik haksızlıkları önemli sorunlar olarak yer alıyorsa da, hiç birisi bu denli insanın fıtratını bozmaya ve insanlığı yok etmeye yönelik özellikte değildir. Tevhid ilkesinin benimsenmesiyle sayılan bu haksızlıkların ortadan kalkması söz konusudur. Zaten bir peygamberin insanları tevhide ve ibadete çağırmaması düşünülemez. Buna karşın Hz. Lût’u böyle bir önceliğe götüren kaygı, bu şekilde doğallığından çıkan insanın başta tevhîd olmak üzere yukarıda sayılan tüm haksızlık ve zulümlere duyarsız hale geleceğindendir.

Şu bir gerçek ki hakikate davette amaç, insanı önce insanlık noktasında tutmak, ardından ona hakikati anlatmaktır. Bu yüzden Yüce Allah “İnsanlığını unutmamış, haddini bilen ve vicdanını karartmamış kimseler için Kur’an’ın bir rehber olacağını” bildirir (bk. Bakara 2/2, 185, Lokman /3). İnsanlığını erozyona uğratan ve yok eden; kulağını, gözünü ve kalbini hakikate kapatan, aklını hakikat yolunda kullanmayan kişilere ve topluluklara peygamberin davetinin fayda vermesi oldukça zordur. “Onları uyarmak da uyarmamak da eşit düzeydedir ve asla yararı olmaz” (Bakara 2/6, 171; Neml 27/80; Fatır 35/22). Nitekim “Kendini bilen Rabbini bilir” düsturu bir yönüyle kendini bilmeyen, insanlıktan ve doğallıktan uzaklaşmış olan kişinin Allah’ı bilmesinin ve insan olduğu bilincine varmasının zorluğuna işaret eder.

Nitekim Hz. Lût’un kavmindeki doğallıktan uzaklaşma boyutu kültürel, psikolojik ve davranış bozukluğu düzeyine ulaşmıştı. Günümüzde ise buna biyolojik boyut da eklenerek deyim yerindeyse katmerli bir doğallıktan uzaklaşma/fıtratı tahrip etme düzeyine ulaşılmış oldu. Biyolojik müdahalelerle kadının erkeğe, erkeğin kadına dönüştürülmesi teşebbüsü, dönüşü olmayan bir mecraya girilmesi anlamını taşımaktadır. Bu noktaya gelinmesinde Lût kavminde bulunan kültürel, psikolojik ve davranış sapmalarının bir alt yapı oluşturduğunu görmek gerekir. Söz konusu sapmalara karşı mücadele tevhid ve ibadete çağrının yanında hatta bir adım öncesinde doğallığa yani fıtrata çağrı şeklinde olmalıdır.

Matüridî’nin dediği gibi, Yüce Allah dünya hayatında hiçbir kavmi sadece küfrü ve şirki dolasıyla helak etmez. Ancak peygamberleri öldüren veya onlara zulmeden, başkalarını küçük gören, güçsüzleri ezen ve sistematik haksızlık uygulayan; aklın kötü gördüğü ve dinin haram kıldığı fiilleri ısrarlı ve inatçı bir tavırla işleyen, bu batıl tutum ve davranışlarını hayat tarzı ve kültüre dönüştüren bazı kavimleri peygamberlerin duasıyla Yüce Allah geçmişte helak etmiştir. (Matüridî, Te’vilât I, 403; II, 257).

Hz. Lût’un davette bulunduğu kavme bakıldığında cinsel azgınlıklarını ısrarlı ve inatçı bir şekilde sürdürdükleri, bunu toplumsal davranışa ve kültüre dönüştürdükleri açık bir şekilde görülür. O yüzdendendir ki Hz. Lût cinsel sapkınlıktan sakındırma davetini öncelemiştir. Buna rağmen o kavim çirkin arzularına, azgın taleplerine ve saldırganlıklarına devam ederek kendi yapıp ettikleriyle helaki çağırmışlardır. Çünkü bütün çaba ve ısrarına rağmen Hz. Lût’un uyarıları onlara fayda vermemiş, üstelik onlar kendisini ve inananları şehirde istenmeyen kişiler ilan etmişler ve şehirden zorla çıkartmaya kalkışmışlardı.

Sonuç olarak kötülüğü, zulmü ve sapmayı dip noktasına vardırmış, bunları bir yaşam tarzı ve kültüre dönüştürmüş bir topluluktan iyi, güzel ve fayda beklemek mümkün olmadığı gibi, onların Rablerini tanımalarını, O’na şükranda bulunmalarını ve ahireti hatırlamalarını beklemek de mümkün değildir. Aslında bunlar kendilerini tüketecek, toplumu ifsat edecek ve insanlığı kökünden yok edecek bir zemini kendi elleriyle hazırlayanlardır. Onların hikâyesinin Kur’an’da bu netlikte anlatılması ve kötülüklerine işaret edilmesi, gelecek milletlere yönelik örnek uyarı niteliğindedir. Her tür cinsel yönelimi meşru sayan ülkelerin nüfuslarının baş aşağı gitmesi, bu uyarının ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Örneğin 2018 yılında AB üyesi 28 ülkede ölümlerin sayısı doğumları geçmiştir. Bu dönemde toplam 5,3 milyon ölüm, 5 milyon doğum gerçekleşmiştir. (bk. https://www.aa.com.tr/tr/dunya/abnin-nufusu-513-5-milyon-oldu/1527828; 19.04.2023; 15:02 Sonuç olarak Hz. Lût’un kavminin helak edilmesinin nedeni, cinselliği azgınlık ve zorbalık noktasına getirmiş olmalarıdır. Ama onların cezası sadece ölmeleri değildir. Çünkü ölüm doğal bir olaydır ve herkes için geçerlidir. Onların esas helaki, genç erkekler suretinde Hz. Lût’a misafir olarak gönderilen meleklere dahi saldırmaları sonucu azgınlıklarının belgelenmesi ve suçüstü yapılması suretiyle öte dünyada ilahî adalet gereği ebedî azaba çarptırılacak olmalarıdır.

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir