Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Çarşamba, Şubat 1, 2023

Hakikat Savunusu

Hz. Peygamber sonrası Müslümanlar Kitap ve Sünnet gibi iki sağlam ve güvenilir donanıma sahip olmalarına rağmen inançlarına yönelik içerden ve dışardan bir takım tehlikelerle yüz yüze gelmişlerdir. İçerde oluşan iman-küfür, kader-cebir ve imamet-hilafet gibi tartışmalar ciddi iç parçalanmalara yol açmıştır. Özellikle ilk iki konu, Allah anlayışı üzerinde ciddi tartışmaların ve ihtilafların oluşmasında etkili olmuştur. Bu sorunlar üzerinden ortaya çıkan Allah’ın zatı, sıfatları ve zat-sıfat ilişkisi ile Kur’an’ın mahiyeti konusu gündemi işgal etmiştir.

Öte yandan fetihlerle birlikte Yahudilik, Hıristiyanlık ve Mecusilik mensupları ve felsefe gruplarıyla karşılaşmalar inanç bakımından bir hesaplaşma ortamı doğurmuştur. Onların İslam’a yönelttikleri eleştiri ve ithamlara cevap verecek, ortaya attıkları şüpheleri giderecek donanımda âlimlere ihtiyaç duyulmuştur. Çünkü onların yönelttiği eleştiri, iddia ve ithamlar hem Müslümanlar üzerinde olumsuz etki meydana getiriyor hem de İslamlaşmanın önünde engel teşkil ediyordu. Bazı âlimler bu tür sorunlara çözüm bulma noktasında kendilerini geliştirerek kelam ilminin oluşmasını sağlamışlardır.

Yukarıda da belirtildiği gibi kelam ilmini oluşumun gerçekleştiren bu şahsiyetlerin beslendiği kaynaklar, temelde Kur’an ve Sünnet idi. Ayrıca Hz. Âdem’den Hz. Muhammed Mustafa’ya (sav) bütün peygamberlerin sergilediği tevhîd mücadelesi, yöntem oluşturmada önemli bir örneklik işlevi görmüştü. Söz konusu kaynak ve örneklerden beslenmekle birlikte kelam âlimlerinin muhataplarının akıl ve duyularına hitap eden açık ve net deliller sunmaları bir zorunluluktu. Onlar da tecrübe ve birikimlerini buna uygun formlara dökerek makul ve mantıklı bir savunma ve izah edebiyatı ortaya koymuşlardır. Böylece bin dört yüz yıllık muazzam kelam edebiyatının oluşması gerçekleşmiştir.

Bin dört yüz yıllık geçmişiyle kelam ilmi, İslam dininin tarihî geçmişini yansıtan, bugüne taşıyan ve aynı zamanda başta inanç ilkeleri olmak üzere dinin bütün alanlarını kucaklayan kapsayıcı bir düşünce sistemidir. Bu ilim her ne kadar Mu’tezile elinde doğmuş olsa da ona tepki olarak ortaya çıkan Ehl-i Sünnet mezhepleri Eş’ariyye ve Mâtürîdiyye tarafından yöntem ve zihniyet bakımından daha güçlü bir yapıya kavuşturulmuştur. Yöntem ve zihniyet ortak paydasında buluşan kelam mezhepleri, benimsedikleri dinî değerleri ve temel inanç ilkelerini tayin, tespit ve tasnifte birbirinden ayrışmışlardır. Diğer bir ifadeyle aralarındaki temel ayrılık neyi, kime karşı savunacakları ve hangi inanç ilkelerini hakikat olarak benimseyecekleridir.

Günümüzde ise tarihi tecrübenin ışığında kelam ilmi, bir yönüyle sahih inancı izah etme diğer yönüyle bu inanca yönelik iddia, eleştiri, itham, iftira ve şüphelere cevap veren ve savunan bir düşünceyi temsil eder. Zira bir din veya inanç muhatabın anlayacağı ve kavrayacağı üslup ve içerikte anlatılmazsa ya dışardan gelen iddia ve eleştirilere ya da müntesiplerinde oluşan şüphe ve tereddütlere açık hale gelir; sonuçta yıpranır ve terkedilir. İnanç hususundaki izah ve savunma şeklindeki bu iki ihtiyaç, İslam düşünce tarihinde kelam ilminin varlığının ve devamının nedeni olmuştur. Bu ihtiyacın hala güncelliğini korumakta olduğu aşikârdır. Bir hakikat savunusu olan kelam ilminin gerekliliği de bu ihtiyaçla doğru orantılı olarak günümüzde de devam etmektedir.

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir