Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Perşembe, Aralık 1, 2022

Şeytan Neyimiz Olur?

Şeytan; hayırdan ve rahmetten uzaklaşmış varlık demektir. İbranicede “satan” (satanist) olarak ifade edilen şeytan; karşı çıkan,  düşmanlık eden, suçlayan anlamına gelmektedir. Şeytan; tağut, caan, ifrit, marid (inatçı) ve garûr (aldatan) kelimeleriyle de nitelendirilir. İblis ise, ümit kesmek, pişman olmak, şaşırıp kalmak gibi anlamlara gelmektedir.  (İsl. Ansk)

Kur’an’da, şeytan ile insan arasındaki ilişkiye temas eden doksana yakın ayet bulunmaktadır. Meleklerden, Adem’e secde etmelerinin istendiği dokuz ayette iblis, insanlara düşmanlık ederek onları çeşitli hile ve desiselerle aldatmaya çalışması ile ilgili diğer ayetlerde ise şeytan kelimesi geçmektedir.

Melekler, ilahi emre uyarak Adem’e (insanoğluna) secde ederken,  şeytan, kibirlenip ilahi emre karşı çıkmış, gerekçe olarak da kendisinin ateşten, Adem’in çamurdan yaratıldığını ileri sürerek secde etmeyi ret etmiştir. Bu noktada bazı kimselerin, “iblis/şeytan da meleklerdendir” diye bir yargıda bulunması, isabetli değildir; zira Kur’an, meleklerin kendilerine emredilen her şeyi yerine getirdiklerini ifade etmektedir. (66/6)

Bilinmelidir ki iblisin/şeytanın, nar/ateşten olması, temsili/mecazi bir ifadedir. Bu ifade, şeytanın/şeytanlığın temelinde haset, kıskançlık, çekememezlik, kin, nefret, isyan, düşmanlık, kibir, kan, vahşet, şirret gibi dürtülerin olduğunu göstermek için kullanılmaktadır. Bu dürtülere/kötü vasıflara sahip olmak, kendini ateşe atmak, yakmak demektir. Dolayısıyla “ateşten yaratılmış olması”, temsili bir ifadedir ve nar/ateş, şerri/kötülüğü temsil etmektedir.

Temsili bir anlatım olmasının diğer bir kanıtı da Allah’ın, hiç kimseye gelecekle ilgili bir pazarlığa girmemiş olmasıdır. Düşünün! “İblis, (sıradan bir varlık) insanları yoldan çıkarmam için bana kıyamete kadar mühlet ver” diyecek, Allah da “haydi sana mühlet verdim” diyecek. Allah, böyle bir pazarlıktan münezzehtir. Allah, bu temsili anlatımla kendi nizamını, iyilik-kötülük, doğru-yanlış üzerine kurduğunu beyan etmektedir.

Peki, şeytan kimdir; nasıl bir varlıktır?

Başlangıçta (Adem-Havva hadisesinde olduğu gibi) insanları saptırmaya çalışan varlık, “iblis” olarak isimlendirildi. Daha sonra kötülüğü meslek edinince ve “kötülüğün sembolü” haline gelince, “şeytan” olarak isimlendirildi ve her kötülük “şeytanlık” olarak kabul edildi.

Esasen şeytan; Hakka aykırı hareket eden ve insanları doğru yoldan saptırmaya çalışan her türlü gücün karakteristik adıdır.

Evet, hak yerine batılı, itaat yerine isyanı, düzen yerine azgınlığı, açık olmak yerine sinsi hareket etmeyi, yanıltıcı ve kışkırtıcı olmayı, hile ve tuzaklarla insanları adatmayı temel vazife edinen ve her türlü hayrı/iyiliği engellemeye çalışan tüm şerli varlıkların adı şeytandır. Mesela, yoksulları gözetmeyi istersiniz, şeytan hemen devreye girerek sizi fakir düşmekle korkutur. (2/268)

Kur’an’da şeytanın gücünün sınırlı, hile ve tuzaklarının zayıf olduğu haber verilmektedir. (4/76) Şeytanın bütün mahareti, insanları tahrik etmek ve kendi yoluna çağırmaktan ibarettir. (14/22) Şeytana uyup uymamak kişinin iradesine bağlıdır. Şeytanın salih kişiler üzerinde bir etkisi yoktur. (15/39, 40) Dolayısıyla insanların yaptıkları kötülükler için şeytanı bahane etmeleri gerçekçi olmadığı gibi, Allah katında da herhangi bir değere sahip değildir.

Peki, Allah’a itaat etmeyen bir varlığı, Allah niçin kıyamete kadar yaşatır? Veya “Allah, niçin şeytana/kötülüğe izin verir” sorusunun cevabı, tek kelimeyle “imtihan”dır. Yüce Allah, sistemini iyilik ve kötülük, itaat ve isyan, üzerine kurmuştur. O’nun kainata yerleştirdiği sistem, sebep-sonuç ilkesi üzerinden yürür ve hiç kimseye eleştirme hakkı vermez; zira her şey/varlık O’nundur. İnsan, dünyaya sınav için geldiğinden ötürü (Mülk 2) Allah, hayırdan ve rahmetinden uzaklaştırdığı şeytana, insanoğlunu saptırmasına kıyamete kadar izin vermiştir.

İnsan, fıtrat (fabrika ayarları) olarak, iyilik ve kötülük yapma kabiliyeti ile yaratılmıştır. İnsan tabiatının temel karakteristiği, iyilik ve kötülük kabiliyeti ile donatılmıştır.  İyiliği veya kötülüğü tercih etme insanın kaderi olmuştur. Bundan hiç kimse kaçamaz. Tabi Allah, iyilikten yanadır; şeytan da kötülükten yanadır.

Allah, -imtihan gereği- insanın fıtratına hem fücur (kötülük yapma kabiliyeti) ve hem de takvaya ulaşma melekesini ilham etmiştir/kodlamıştır. (91/18) Allah, insana akıl ve irade vererek, elçiler gönderip kendilerine doğru yolu göstererek özgür bırakmıştır. Dileyen doğru yolu (İslamı) seçer; dileyen şeytani/nefsani duygularına esir düşerek yanlış yollara yönelir. 

Allah-İblis diyaloğu da temsili bir anlatımdır. Bu anlatımda İblisin nesnel gerçekliğinden ziyade, vahyin ilk muhataplarının önceden bildiği kıssa/hikaye üzerinden mesaj verilmek istenmektedir. Verilen mesaj ise, insanın fıtratında mevcut olan iyilik ve kötülük (91/8) dürtüsünün çatışma halinde olduğunu hatırlatmaktır. Onun için Allah ile şeytan arasındaki diyaloğu, insanlar arasındaki karşılıklı konuşmaya benzetmek doğru değildir.

Allah’ın karşısında “ sana itaat etmiyorum; senin kullarını doğru yoldan saptıracağım; bana izin ver” diyen bir varlığı O yüce varlık (Allah) muhatap alır mı? Allah, sıradan bir insan gibi tasavvur edilebilir mi? Ayet ve kıssaları doğru anlamak için, önce Allah tasavvurumuzu ayetlere göre anlamak zorundayız. Aksi takdirde ne Allah’ı ne de diğer varlıkları doğru anlayamayız.

Şeytan denen varlığı genel olarak iki başlık (tür) altında değerlendirebiliriz; bunlardan biri, “dahili” yani, şahsın kendisinde bulunan nefsi, diğeri de “harici” yani, çevresindeki insanlardır. Başka yerlerde şeytan aramaya gerek yoktur. Her iki şeytan türünü de karakterinden tanıyoruz.

Birinci tür şeytan, insanın zihnine ve içgüdülerine (nefsine) kötülüğü fısıldayan şeytandır (50/16) ki o, takva sahibi insanlar üzerinde asla etkili olamaz. (15/39) O, iradesini doğru yönetemeyen, nefsine hakim olamayan insanlar üzerinde etkili olur.

Yani, insana sürekli vesveseler vererek kötülüğe sevk eden şeytan, insanın içindeki nefisten/dürtülerden başkası değildir. Kur’an’ın beyanıyla iyilikler Allah’tan, kötülükler insanın kendisindendir (4/79, 30/41) Öyle ki şeytan, insanın içinde ikinci bir şahıs gibi hareket etmekte, onu vesveseleriyle ele geçirmeye çalışmaktadır.

“Ne zaman şeytandan kötü bir düşünce seni dürterse, Allah’a sığın…”(7/200) Şeytanın dürtmesi, insanın aklını işletmeyerek içgüdülerinin kontrolüne girmesi ve insani tarafını bırakarak beşeri güçlerinin peşine takılmasını ifade eder.

İkinci tür şeytan ise, kişinin karşısındaki insanlardır. Fazlurrahman’ın dediği gibi, Kur’an, kötülük ilkesini iblis ve şeytan olarak kişileştirir. Bir çok ayette şeytanlar, mecazi olarak insanlar yerine kullanılır. Dolayısıyla şeytan, insanın rakibi ve düşmanıdır. Kur’an’da şeytanın tek bir varlık olmadığı, onun yandaşları ve ordusunun (kurum ve düzenlerin) olduğu (7/27, 26/95) haber verilmektedir.

“Münafıklar, inanmış olanlara rastladıkları zaman, inandık derler; lakin şeytanlarıyla baş başa kaldıklarında, ‘biz sizinle beraberiz, onlarla sadece alay ediyorduk’ derler” (2/14) ayeti, şeytanın insan anlamında kullanıldığına açık bir örnektir.

Yine, “her nebiye ins ve cin şeytanlarını düşman yaptık” (6/112) ayeti, şeytanlığın insanlara verilen bir sıfat olduğunu göstermektedir.

Ayrıca, Kur’an’da inkârcıların şeytanlarla beraber haşredileceği (19/68) ve dünyada bir arkadaş gibi onunla birlikte hareket eden kişinin kıyamet günü, “Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arası kadar uzaklık olsaydı” diyeceği ifade edilmiş olması (43/36-38), şeytanların bir kısmının insanlardan olduklarını göstermektedir.

Özetle belirtelim ki iblis/şeytan, bizim egomuzdur, nefsimizin doyumsuz halidir. Azgınlaşan hırsımız, kibrimiz, öfkemiz, şehvetimiz ve her türlü insanlık dışı eylemlerimizdir.

Evet, şeytan bizim savunma mekanizmamızdır, kabahatlerimizi yüklediğimiz günah keçimizdir. Nasıl ki kendimizi tezkiye etmek için tüm olumsuzlukları kadere yüklüyorsak, aynı şekilde hesap vermekten kaçmak adına her kabahatimizi ve suçumuzu maalesef “şeytan” denen varlığa yüklüyoruz; lakin bilinmelidir ki böyle bir savunma mekanizmanın Allah katında hiçbir kıymeti yoktur.

Selam ve muhabbetlerimle…

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir