Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Cuma, Aralık 2, 2022

Cinn Kavramını Hurafelerden Arındırmak (İns ve Cin Terkibine Devam…)

Geçen hafta, Kur’an’da 10’dan fazla ayette geçen “ins ve cin” terkibini ele aldık. Meallerde genellikle “insanlar ve cinler” şeklindeki çevrinin doğru olmadığını dört ayet örnek vererek değerlendirmeye çalıştık. Gelen yorumlar, bu konunun daha geniş bir şekilde ele alınması gerektiğini gösterdi. Şimdi konuyu daha detaylı bir şekilde değerlendirmeye çalışalım.

Bazı arkadaşlar “böylesine müteşabih/girift bir konu sosyal medyada konuşulmamalı” diyebilirler; ancak “cin” kavramının yanlış anlaşılması -geçmişte olduğu gibi- günümüzde de şirke kadar götürmektedir. O bakımdan konuşulmaması -istifham ve sorunların gizli kalması- insanlara daha büyük zararlar vermektedir.

Mevzunun kolay anlaşılması için önce bir girizgah yapmak gerekir.

Başta şunu belirtelim ki insan fıtratı gereği, kendisine sunulan bilgi ve haberleri anlamadan ve ikna olmadan kabule pek yanaşmaz. Kur’an okuduğumuzda insan tasavvurunu aşan ve adına gayb ve müteşabih denilen birçok terim/kavram ve konunun olduğunu rahatlıkla görürüz.

Peki, bunlar hangi yol ve yöntemle, nasıl anlaşılacaktır? Evet, insan zihnini yoran bu “metafizik” terim/kavram ve mevzular, ancak fiziksel ve zihinsel tecrübelerimizle elde etiğimiz sembollerle (temsil, teşbih, mecaz yoluyla) anlaşılacaktır. Dolayısıyla Kur’an’ın her bir ayetini lafzi ve zahiri manasıyla almak bizi doğru sonuçlara götürmez.

Mesela, “Allah’ın arşa istivası” lafzi olarak kabul edilememektedir. Biz biliriz ki Allah, göklerde bir taht üzerine oturacak basit bir varlık değildir. Dolayısıyla “arşa istiva” mecazdır; “tahta oturma” sembolik bir ifadedir. İnsan kavrayışının üzerinde olan Allah’ın, ne olduğunu bilmekten ziyade, O’nun ne olmadığını daha kolay biliriz. Kur’an’ın söz ettiği bütün metafizik varlık ve bilgileri bu bağlamda değerlendirmek gerekir.

Allah insanlara basiret/idrak yeteneği vermiştir. (6/104) İnsan, Kur’an’da anlatılanlara basiretle bakar, aklını kullanır ve tecrübelerden yararlanırsa, maksat ve hikmetlerini rahatlıkla kavrayacaktır. Cennet nimetlerinin kavranması nasıl ki bu dünyanın güzel nimetleri üzerinden teşbihle anlatılıyorsa, diğer gaybi ve metafizik ile ilgili kavram ve mevzular da teşbih, mecaz ve semboller üzerinden anlatılmaktadır. Bu kısa gizirgahtan sonra “cin” mevzusuna geçelim.

Cin; “CNN-cenne” (gizledi, örttü, görünmez oldu) fiilinden gelen bir kelimedir. Cennet, cinnet, mecnun, canan, cenin, cann (yılan), cunne (yüze siper olan kalkan), cenanu’l-leyl (gece karanlığı) kelimeleri “cenne” kökünden gelmektedir.

Cin kavramı –tıpkı salat, hikmet, ruh, dua, zikir, tuğyan gibi- Kur’an’da pek çok anlamda kullanılmıştır. Dolayısıyla “örtük (kapalı, karanlık olan), gizli kalan, görünmeyen, tanınmayan, yabancı, karanlıkta kalan, bilinmeyen tüm varlıklar” cin olarak kabul edilmektedir.

Toplumun cin tasavvurunun yanlışlığını ortaya koymak için, birkaç soru üzerinden yaklaşmak gerekir. Ontolojik/biyolojik bir varlık olarak algıladıkları cinler, bakalım Kur’an tarafından onay alacak mıdır?

1. Kur’an, insan dışında başka bir varlığa indirildi mi?

2. Muhammed as, insanlardan başka varlıklara da elçi olarak gönderildi mi? Gönderildi ise niçin Kur’an tarafından bilgi verilmez ve kendi icraatları bunu göstermez?

3. Kur’an, insanlar dışında başka bir varlığın Allah tarafından sorumlu tutulacağı ve hesap sorulacağı ile ilgili niçin bilgi vermez?

4. Kur’an, cinlerin (şeytani güçlerin) cehenneme gireceğini söylerken, niçin muttaki cinlerin olduğunu ve cennete gireceğini belirtmez?

5. Kur’an, niçin “insan” kavramının yanına “cin” kavramını getirerek “ins ve cin” terkibini kullanır?

Bu soruların cevabı için Kur’an’a müracaat ettiğimizde, Kur’an’ın başka varlıklara da indirildiği ve Muhammed as’ın başka varlıklara da elçi olarak gönderildiği ile ilgili ayet bulamayız. Allah’ın, insan dışında sorumlu tuttuğu ve cennete koyacağı ile ilgili hiçbir ayet de gösterilemez.

“İns ve cin” terkibi ise, “Türkçedeki “el-alem” deyimi gibi algılanmalıdır. Bilinen-bilinmeyen, tanınan-tanınmayan, görünen-görünmeyen, yerli-yabancı, yani kim varsa (herkes) anlamında kullanıldığı açıktır. Yani, olumlu cümlelerde “herkes-hepsi”, olumsuz cümlelerde ise “hiç kimse-hiç biri” anlamında kullanılan bir terkiptir. Ayrıca, insanla birlikte kainatta başka varlıkların da olduğunun göstergesidir.

Bu kısa açıklamadan sonra, adeta üzerinde ittifak edilmiş ve dini bir dogma haline getirilmiş “cin hurafesi”ni –cin kavramının geçtiği ayetler üzerinde durarak- anlatmaya devam edeceğiz. (inşallah…)

Selam ve muhabbetlerimle…

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir