Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Perşembe, Eylül 29, 2022

Ahmet Altan ve Amin Maalouf

Bir kötülüğü yapmaktan daha kötü bir şey varsa, toplumda o kötülüğü meşru görüp yaymaktır.

Kötü ile kötülük ve iyi ile iyilik aynı değildir.

Bir kişi iyilik yapınca iyilik ile eşdeğer görülebilir ama kötülük yapınca kötülük ile eşdeğer görülmez. Ancak burada da ince bir tanımlama çizgisi vardır. Kötülük yapan kişi, kötülüğü savunuyor, meşrulaştırıyor ve pişmanlıktan uzak bir şekilde vicdani anlamda bir sorumluluk hissetmiyorsa, kalbi mühürlenmişler sınıfına girer, esfeli safilindir, tövbe kapısı o şahıs için kapanmamışsa da kötülükten daha kötüdür; kötülüğü temsilciliğinde şeytandan da daha aşağıdadır.

Günümüzden popüler bir misal; bu yukarıdaki tanıma Fetullah Gülen’i dahil edebilirsiniz.

Mesela Ahmet Altan gibi bir anneye şehvetle bakmayı meşru gören biri de, kötülüğün temsilciliğinde şeytandan daha aşağılıktır. Ahmet Altan hakında çok yazdım… Oğlu, Türk televizyon tarihinde ilk defa “FETÖ” ifadesi Defne Joy’un cinayetine sebebiyet vermekle suçlanıyordu. Ne yaptı? Öleni aşağılayarak oğlunun ihmalini savundu. Cinayete sebebiyet veren durumu meşru görerek toplumsal anlamda kötülük yayıcısı oldu. Ahmet Altan yazılarını çok güzel ve etkileyici bulanların bilmesi gereken bir konu da, büyük çoğunluğunun uyarlama ve çalıntı olduğudur. Hatta Amin Maalouf’un bir çok yazısının altına da olduğu gibi ismini yazan bir hırsızdır. Bu nedenle her haliyle kötülükten ve şeytandan daha aşağılık bir kötü olduğunu net olarak söylemek mümkündür.

Ben bu sınıfa Yılmaz Güney’i de dahil ediyorum… Çünkü kötülüğü yayma noktasında, toplumda kilit bir yeri var. Başta bir çok milli ve mütedeyyin insan tarafından seviliyor olması da bu konuyu gündemime almama sebep oldu. Gerçekten tanıyınca iğrenilecek derece aşağılık bir şahsiyet olduğunu biliyorum.

Yılmaz Güney hakkında duyduklarımın elbette bir kısmı medya kaynaklı olsa da, borsacılık ve sonrasında da reklam prodüksiyon işi yaptığım sırada öğrendiklerim ve duyduklarım da bu kanaatin oluşmasında yer aldı.

Yılmaz Güney her şeyden önce bir katildir. Bu devletin bir savcısını vurmuştur… Mahkemede inkar etse de, daha sonra kafayı bulunca bunu gururla anlatan aşağılık bir katildir hem de.

Yılmaz Güney beraber olduğu ve kendisine işi düşen bir çok kadının ifadesine göre aynı zamanda aşağılık bir de tecavüzcüdür.

Yılmaz Güney, sektörde başka yapımcıların ve yönetmenlerin emeğine el koyabilen bir hırsız ve bir gaspçıdır. Bunun çok uzun hikayeleri var, tehdit ve şantaj ile sektörde iş yapabilecek bir çok insanın ekmeğine konmuştur.

Yılmaz Güney, Fransızlar kendisinden istedi diye Türkiye aleyhine film yapabilecek kadar Türkiye düşmanı satılık bir şahıstır.

Yılmaz Güney Kürtçü bir faşisttir, PKK’lıdır. Paris’te Frana desteği ile kurduğu Kürt Enstitüsünde yaptığı bir konuşmada “Kürt halkının sömürülmektedir, özgür ve bağımsız Kürdistan istiyoruz” diye milleti galeyana getirmeye çalışan bir haindir.

Bu iddialarımın her birini uzun misallerle anlatabilirim.

Ne kadar homoseksüel Fetoş seven varsa benden uzak durması gerektiği gibi, daha bir çok isim olsa da, yukarıda bahsettiğim şahıslardan Ahmet Altan ve Yılmaz Güney sevenlerin de benden uzak durması gerekmektedir.

Bilmeyenlere duyurulur.

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir