Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Perşembe, Eylül 29, 2022

Sosyal Medya Bahçesinde Zehirli Çiçekler!

Bugünlerde insanların çoğu sosyal medya bahçesinde gönlünce dolaşıyor. Her türlü çiçekle, böcekle haşarat ile karşılaşıyor. Bazılarına bakılınca zararlı olduğu açıkça belli iken, bazıları güzel görünümleri ardında zehirli fikirler saklıyor. Çiçeğin, rengi, kokusu güzel görünebiliyor ama zehirli de olabiliyor. O zaman ikram ettiğiniz kimseyi, manen yaralıyor veya öldürüyorsunuz.

Bu durum en çok, daha önce bir yazımızda belirttiğimiz gibi (1) Müslümanların içerik üretimde yetersiz olmasının yanında iyi niyetli davranıp, önüne konulan materyal, fikir ve eserleri tam olarak değerlendirmeden, sosyal medyanın rüzgârına kapılarak paylaşmasından kaynaklanmaktadır.

Bu ne demek? Zahiren çok güzel ve faydalı gibi görünen bazı sözler ve bilgiler, aslında İslam itikadına ve ahlak anlayışına ters olduğu halde, ilk anda böyle değilmiş gibi görünüyor. Bu paylaşımlar genelde dolaylı yoldan eleştiri getiriyor. Yani, “biz İslam’a, dine karşıyız!” diyemeyenler, ya bir ibadeti hedef alıyorlar ya da Müslümanların olumsuz bir tutumunu öne çıkararak, dine ve Müslümanlara güveni sarsmaya çalışıyorlar. Hayvan sevgisini bahane ederek kurban kesmenin, kul hakkı yemeyi ve oruç yemeyi benzeştirerek oruç tutmanın, kalp temizliğini bahane ederek ibadet etmenin, Arapların veya İslam dünyasının geri kalmışlığını bahane ederek İslam tarihinin ve İslam mirasının önemsiz olduğunu temellendirmeye ve ispat etmeye çalışıyorlar. Bunu yaparken de “Yüce İslam’ın yanında olduklarını, dinin bu yobaz ve cahillere bırakılmaması gerektiği” gibi ifadelerle de dinin aslı olan Kur’an’dan ve sünnetten uzak, hayali ve bencil dinlerini pazarlamaktan da kaçınmıyorlar.


Bu konu ile birkaç örnek vererek birini açıklayalım.
“Asıl oruç, kul hakkı yememektir ve on iki ay tutulur.” (Bilinmiyor)
“Senin orucun yemek vakitlerini değiştirmekten ibarettir.” (Ali Şeriati)
“Bir kimse ile münasebete girmek için, kendisinin ibadetine bakmayın. Dirhem ve dinar ile olan münasebetine bakın.” (Hz. Ömer r.a) (2)
“Dindarlığınızı Tanrı’ya gösterin. Bana insanlığınız lazım.” (Friedrich Nietzsche)

Bu sözler ilk bakışta güzel görünse de, dikkatli incelendiğinde arka planında, Müslümanları birkaç şeyle itham etmek ve küçük görmek vardır. “Asıl oruç” denilerek İslam’ın emrettiği oruç küçümsenmekte, sanki oruç tutanlar kul hakkı yemeye devam ediyormuş gibi zan altında bırakılmaktadır.

Para ile bağı fazla, mal düşkünlüğü olanın, namaz kılsa da oruç tutsa da bunun bir önemi olmadığı iddia edilmektedir. Evet, namaz ve diğer ibadetlerin ahlakımızı düzeltmesi dinin önemli işlevlerinden biridir. Ancak henüz bu sonuca ulaşamamış her kişiyi de küçük görüp aşağılamak, bu durumdan hareketle ibadetleri küçük görmek de adil bir davranış değildir.

Burada acı olan şey, Müslümanlar arasında bile yanlışlarımızı düzeltmede Kur’an-ı Kerim’e ve hadislere itibar etmeyip, bu tür ortalıkta kimin söylediği belli olmayan sözlere veyahut dine değer vermeyen ya da karşı olanların söylediklerine itibar etmemizdir. Bu tür ifadelerin önemli bir kesimi inançsız düşünür, sanatçı veya eleştirmenlerden gelirken, diğer bölümü ise oryantalistlerin yıllardır seslendirdiği amaçlı tezlerden kaynaklanmaktadır. Oysa yüce Allah Kur’an’da, namaz ve kurban konusunda olduğu gibi bizi yanlışlarımız konusunda açıkça uyarmaktadır. (3)


Şimdi bu sözlerden biri olan Alman düşürür Friedrich Nietzsche’nin yukarıda alıntıladığımız “Dindarlığınızı Tanrı’ya gösterin. Bana insanlığınız lazım.” (3) sözünü dikkatlice tahlil edelim ve bunu alelade kullanarak kime hizmet ettiğimiz ve hangi sonuçlara ulaşmaya katkıda bulunduğumuza bakalım.

Bu söz öncelikle deistlerin ve ateistlerin dini sosyal hayattan soyutlamak için kullandıkları önemli bir argümandır.

Bu ifade, tahrif edilmiş veya ilahi olmayan dinler ya da dini sadece gösteriş için yaşayanlar dikkate alındığında ve ilk bakışta doğru görünüyor olsa bile, bize göre yanlıştır. Neden?

Önce her iki bölüm dikkate alınırsa, bu sözden “dindarlığınız sizin insan olduğunuzu göstermez, bana özellikle insanlığınızı göstermeniz lazım.” anlamı çıkıyor. Yani “dindarlıkla insanlığın doğrudan bağlantısı yoktur, dindar olmadan da insan olunur. Hatta buna gerek yoktur, onu yani dindarlığınızı tanrıya gösterin, bana ne sizin dindarlığınızdan, beni ilgilendirmiyor demek” isteniyor. Yani dolaylı yoldan din küçümseniyor, din işe yaramaz bir şeydir deniyor. Oysa insanları en çok da insanlığa çağıran öğretiler dinlerdir.

Diğer yandan din sosyal hayatta görünmesin o sizin tanrınızla sizin aranızda kalsın.

Yani “sizin ibadetinizi, görmek istemiyoruz. Hatta bizim görmediğimiz yerde yaparsanız bizi de mutlu etmiş olursunuz.” demek isteniyor ve sık sık “Din Allah ile kul arasındadır, kimseyi ilgilendirmez.” iddiası tekrarlanıp duruyor. Bu ifadeler hemen bütün dinlere ters olduğu gibi, İslam’a da tamamen aykırıdır.

Yüce Allah şayet dini kişi ile kendi arasında yaşanılan bir olgu kılsaydı, cemaatle yapılan hiçbir ibadet ile kardeşlik ve yardımlaşma hukukunu ilgilendiren zekat, sadaka, selamlaşma, akraba ziyareti gibi ibadetleri farz kılmazdı.

Biz bunların hepsini Allah için yapıyoruz ama Nietzsche gibi düşünenler kusura bakmasın ama görünüyor. Yani onlar istedi diye gizleyemeyiz, gösteriş için yapmayacağımız gibi başkası istedi diye açıktan yapılması gerekli ibadetler gizleyemeyiz. (Cuma namazı gibi)

Şu da bilinmelidir ki, dinin doğal görünürlüğü ile gösteriş dindarlığının başka başka olduğunun farkındayız ve gösteriş dindarlığına zaten dinin kendisinin karşı çıktığının bilincindeyiz. Bugün ne bu sözü söyleyen Nietzsche ne de bunu sıkça dillendiren kesimlerin, sadece gösterişçi dindarları kastetmediği, bütün dindarları kastettiği ortadadır. Bu nedenle varsa hatalarımızı ve kendi öz eleştirimizi, Nietzsche’nin tahrif edilmiş Hıristiyanlıktan mülhemle dine karşı oluşturduğu bakış açısıyla değil, kendi öz kaynak ve dinamiklerimizle dile getirmeliyiz ve hatalarımızı düzeltme yoluna gitmeliyiz.


Unutmamamız gereken diğer bir husus ise bugün geleneksel ve sosyal medyada gündeme getirilen kavramlar her kullanıcı için aynı şeyi ifade etmiyor. Ahlak, adalet, demokrasi, vatanseverlik, özgürlük gibi kavramlar, hemen hemen her kullanıcı için başka anlamlar içeriyor. Bu nedenle sosyal medyada paylaşılan ifadeler kullanıcının kimliğine göre anlam kaymasına maruz kalabiliyor. Belki uç bir örnek olabilecek ama Grup Yorum’un solisti Selma Altın, CNN Türk’te yer alan bir röportajında, bağımsızlıktan ne anladıklarını açıklarken, “….Grup Yoruma göre, bağımsız Türkiye demek, sosyalizmin olduğu bir ülke demektir.” diyor.

Hülasa, söyleyenin dünya görüşüne göre kavramların anlam kazandığı bir ortamda paylaştıklarımıza dikkat edelim ve beğeni veya paylaş butonuna basmadan iki defa düşünelim.

===================================
1- https://www.yorungedergi.com/2021/08/internette-icerik-uretimi-ve-muslumanlar/
2- Bu söz hadis değildir. Hz Ömer’e (r.a.) atfedilir ama ondan gelen rivayet de tam böyle değildir.
https://sorularlaislamiyet.com/”bir-kimse-ile-munasebete-girmek-icin-kendisinin-ibadetine-bakmayin-dirhem-ve-dinar-ile-olan
3- Namaz konusunda, ( “Vay haline o namaz kılanların ki, Onlar namazlarının özünden uzaktırlar.” Maun, 4,5) Kurban konusunda (“Onların etleri ve kanları asla Allah’a ulaşmaz. Fakat O’na sizin takvanız (Allah’a karşı gelmekten sakınmanız) ulaşır.” Hac 37), ayetleri ve gösteriş konusunda “Allah sizin dış görünüşünüze ve mallarınıza bakmaz. Ama o sizin kalplerinize ve işlerinize bakar.” (Müslim, Birr, 33; İbn Mâce, Zühd, 9; Ahmed b. Hanbel, 2/285, 539) hadisi bu konuda bize en güzel örnekleri oluştururlar.
4- Mustafa İslamoğlu da bir hutbesinde Nietzsche’nin bu sözünü konu edinmiş ve tabiri caizse Müslümanlara ayar vermeye çalışmış. https://youtu.be/OcyC4gAVbsk
5- https://www.youtube.com/watch?v=lHud5Dg3aVw

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir