Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Pazar, Ağustos 14, 2022

Popüler Hayvan Sevgisinde Materyalist Etkiler

21. yüzyılın başlarında popüler trendler halinde dünya gündemine sürülen akımların çoğu, materyalist dünya görüşünün, ilahi dinlerin kutsadığı değerleri eritme ve yok etmeye yönelik uygulamalarıdır.  Aile, kadın, çocuk, hayvan hakları ve çevre konularını yeniden gündeme getirerek, geleneksel yapıların bunlara değer vermediği, bu nedenle bu yapılardan bir an önce kurtulmamız gerektiği fikri insanların zihnine yerleştirilemeye çalışılmaktadır. Bunu yaparken önce kilisenin bütün günahları diğer dinleri de kuşatacak şekilde genişletilmekte, sonrada insanların merhamet duyguları da hoyratça sömürülmektedir. Bu yazımızda sadece “hayvan sevgisinin alevlendirilmesinde materyalizmin etkisi”ni ele almaya çalışacağız. 

***

Güncel hayvan sevgisinin arkasında pek çok neden yatmaktadır. Bir kısmı mevcut uygulamalara tepkiden  kaynaklanırken, bir kısmı da psikolojik duyguları tatmin amaçlıdır.  

Sirk hayvanları, gösteri yunusları, ayı oynatma, horoz,  köpek dövüşü, deve güreşi, at arabası ve faytonlara koşulan atlara yapılan eziyet ve kötü muameleye tepkiler hayvan sevgisini tetiklemiştir. Yine kara ve deniz trafiğinde zarar gören kara ve deniz hayvanları ile çevre kirliğinden, sindirilemeyen yabancı madde ve zehirlenme nedenleriyle ölümler ve bilinçsiz avlanma, hayvan sevgisinin yükselmesinde önemli nedenlerdir.

 Diğer yandan yalnızlaşan ve bencil modern insan, kendisine tepki veren, eleştiren ve kendisiyle eşit olan insanlardan dost edinmek yerine; her istediğini yerine getiren, sadık ve sahibine muhtaç hayvanları dost edinme yolunu tutmuştur. Böylece bir yandan yalnızlığını giderirken, diğer yandan değer verilme, sahip olma, güç sahibi olma, kontrol etme, bir şeyin efendisi olma, yapmadığında sorumluluk hissetmeme, yaptığından hesap vermeden serbest hareket etme gibi duygularını tatmin amaçlı hayvan beslemektedir.

Bu ikinci akıma petshop ve veterinerlik merkezli geniş bir kapitalist bir yapının da destek verdiğine şahit oluyoruz. Çünkü evcil hayvan demeyelim (atlar ve koyunlar da evcildir, yabani değil) yeni nesil hayvan beslemede, onların mamalarından, kıyafetlerinden, aşılarından köpek bakıcılığına kadar, meraklısı olmayanın şaşıracağı pek çok ticari alan var. Pek çok petshop sitesinde, bir sosyal sorumluluk projesi ve hayvan haklarına link var. O sektöre girmeden muhtemelen hayvanları televizyondan izleyen bireyler, birden hayvansever oluvermektedir. Öyle abartılı durumlar var ki insanın inanası gelmiyor. Mesela bir kedi için açılan instagram sayfasını ellibin bin kişi takip edebiliyor. (1) Bu aile, bu kediyi aile bireylerinden biri olarak görüyor.

Evin içinde köpek besleme adeti, mayo ile denize girme, kadın erkek karışık düğün eğlencesi yapma,  doğum günü kutlama gibi toplum hayatına hızla giren ve yerleşen önemli değişikliklerden birisidir. Maalesef toplumun önemli bir kesimi, elindeki İslam gibi bir kalkanı kaybettiği için Batı’dan gelen rüzgârlara çok açık bir konumda bulunuyor.     

Modern hayvanseverlik öyle bir hal aldı ki, konuya eleştirel bir bakış açısı sergileyenler sorgusuz sualsiz hayvan düşmanı, duygusuz ve vicdansız ilan ediliveriyor. Geçtiğimiz yüzyılda şehirleşme olmadan insanlar daha çok hayvanlarla iç içe yaşıyorlardı ve hayvanlara bu kadar eziyet edilmiyor, insan eliyle bu kadar hayvan katliamı yapılmıyordu. Köylerimizde insanlar sadece kedi köpek, at değil, kuşlar, arılar, fareler, kaplumbağalar, yılanlar, akrepler, kelebekler ve sayamadığımız birçok hayvanla iç içe yaşıyorlardı. Bu popüler hayvanseverlere bu hayvanların adını ansak, korkudan tüyleri ürperiyor. Bu nasıl hayvanseverliktir? Hayvanlar sadece kedi, köpek, akvaryum balığı ve muhabbet kuşundan mı ibarettir? Birkaç yıl öncesine kadar şehir ve kasabalarda insanlar kenar mahallelerde kendilerine ait bahçelerde tavuk, keçi ve inek besleyerek, hem yiyecek artıklarını değerlendiriyor hem de süt ve süt ürünleri, et ve yumurta ihtiyaçlarını karşılıyorlardı. Kötü kokunun dışında fazla zararı yoktu. Bu hayvanlar gruplar halinde başıboş dolaşarak insanlara saldırmıyordu. Ama belediyeler alınan kararlarla bu hayvanların beslenmesini yasakladılar. Fakat şu anda şehirlerde, sokaklarda köpeklerin bir kısmı başıboş sürüler halinde sahipsiz dolaşırken, yüzlercesi de balkonlarda yalvarır gibi havlayarak ilgi ve yardım bekliyor. Oysa hayvanat bahçelerinde kilometrelerce koşma yeteneğine sahip kedigiller cinsinden aslan, kaplan ve leoparların kafeslere kapatılması, nasıl bu hayvanlara eziyet ise köpeklerin de evlere, balkonlara kapatılıp günde birkaç saat volta atmaya müsaade edilen mahkum gibi dolaştırılarak haklarının verildiğini düşünmek de doğru bir yaklaşım değildir. 

Tabiat bütün hayvanlarıyla ve bu hayvanların birbirine bağı ile tabiattır. Kediler, köpekler ve kuşlar doğal ortamlarında yaşayarak, tabiatın yaşamasına ve dolaysıyla kendilerinin hayatlarını sürdürmeye katkı sağlıyorlar. Sadece evde yaşayanlara değil, sokakta yaşayanlara bile karışan modern insan, hayvanseverlik adına onlara zarar veriyor. Mesela yazın sokağa mama bırakıyor. Oysa sokaktaki kediler, köpekler ve kuşlar avlanma yeteneğine sahiptir. Yaz günleri fare ve böcek gibi birçok avlanacak hayvan ve yenebilecek meyve türü vardır ve bu hayvanlar onlarla beslenir. Sen sokağa hazır mama bırakırsan, onların yeteneğini köreltirsin ve mama vermediğinde onları açlığa sürüklersin. Yani yaz günü sokak ve yabani hayvana yiyecek vermek zararlı, su vermek faydalıdır. Tam tersine kışın yiyecek azaldığında da yiyecek vermek faydalı, su bırakmak faydasızdır.   

***

Günümüz hayvanseverliğinin boyutları ve niteliği tartışılmaya başlandığında, bireylerin dünya görüşünü göz ardı etmemek gerekir. Geleneksel anlayışta olanlar, hayvanları “Allahın sessiz kulları”(2) vb tanımlayıp, “caminin kapılarını kedilere açan hoca”, “ayakkabısı ile köpeğe su verip cennete giden kadın” (3) örneklerini öne sürerken, inançsız kesim sınırları hayli geniş tutarak ve insanları hayvanların gelişmiş hali kabul ederek, işi tamamen farklı boyuta çekiyor. İşin fıkhi boyutunu, geleneksel ve dini açıdan bakışta yer alan pek çok yanlışı bir kenara bırakarak ana konuya dönecek olursak, önce materyalizmin insan tanımlarına bakmamız gerekir.

Pek çok materyalist filozof insanı “düşünen, konuşan, araştıran, öğrenen, araç yapan hayvan” olarak tanımlamışlardır. Bu açıdan baktığımızda, dine savaş açan materyalist anlayış, önce insanı hayvanlarla eşitleme, sonra insanı İslam’a göre Allah’ın temsilcisi konumundan uzaklaştırıp, sıradanlaştırma (buna hayvanlaştırma da diyebiliriz) çabasına girmiştir. Böylece insanlar Allah inancından uzaklaştırılarak, dinin bireysel ve toplumsal hayattaki etkisi azaltılacaktır.

Aslında insandan inanç alındığında geriye kalan varlık, tabiatta hayvanlardan daha değersiz bir canlıdır. Öyle ki artık o, bencil, ürettikleriyle başka canlılara ve tabiata katkısı olmayan, sadece tüketip tabiatı hor kullanan bir varlık olacaktır. Yeryüzünden insanı tümüyle kaldırsak, hayvanlar ve bitkiler için bir besin kaybı, onların hayati fonksiyonlarını altüst edecek düzeyde atmosferde ve iklimde değişiklik söz konusu olmayacaktır. Fakat hayvanları ve bitkileri kaldırırsak, hayat olmayacaktır. O halde insan, sadece hayvani boyutuyla yaşasa şu anki hayvanlar kadar faydası olmayacak, varlığı bir anlam ifade etmeyecektir. Onu değerli kılan düşünmesi ve inanmasıdır. Yani insanı hayvani boyuta indirmek, aslında seküler anlamda da dünyanın dengelerinde bir anlam ifade etmeyecektir. Sadece daha aç gözlü, saldırgan, bencil varlıklar olarak birbirini ve tabiatı tahrip edecek, canlı ve akıllı silahlara dönüşmesi kolaylaşacaktır.

Bu küresel etkilerin dışında, yerel sol ve materyalist anlayışta da benzer fikirlere rastlamak mümkündür. Nazım Hikmet’in “Kadınlarımız” (4) şiirindeki “Türk kadınının sofradaki yeri, öküzden sonra gelir.” dizelerinde ve benzer ifadelerde, kadının değeri başka değersiz bir meta, hayvanla kıyaslanmış, kadın ondan da değersiz ilan edilmiştir. Bu fikrin arka planında hayvan, hayvan olduğu için değil para kazandırdığı için daha değerlidir.  Bu feodal yapının (ağa/gelenekler/din) gözünde para (sermaye / öküz) o kadar değerlidir ki, onun uğruna bırakın normal işçiyi/yabancıyı, kişi kendi karısını bile harcar ve değer vermez” görüşü toplum zihnine kazınmaya çalışılmıştır.

Özet olarak, sadece hayvanseverlik değil, yazının başında belirttiğimiz akımlar kendiliğinden gündemimize gelmiyor, belirli bir hedef için, karmaşık ve çok boyutlu bir plan çerçevesinde gündeme oturtuluyor.
—————————————-
(1) Link yazının yayın tarihinde kontrol edilmiştir ve profil halen geçerlidir.
(2) Hadis olduğu sanılan ama hadis olmayan ifade.
Bknz: https://sorularlaislamiyet.com/rabbim-der-ki-hayvanlar-benim-sessiz-kullarimdir-simdi-zulme-susuyorlar-ama-hesap-gunu-konusacaklar

(3) İlgili hadisler: https://sorularlaislamiyet.com/kopege-su-veren-kadinin-cennete-kediyi-ac-ve-susuz-birakan-kadinin-da-cehenneme-gitmesi-ilgili

(4) Kadınlarımız
………..
Ve kadınlar
bizim kadınlarımız:
……….
ve soframızdaki yeri
öküzümüzden sonra gelen
……………
(N. Hikmet Ran)
Kendisi bürokrat bir ailede yetişmiş, köylüleri muhtemelen babasının valiliğinde uzaktan tanıyan Nazım Hikmet Ran, (sonradan Türkiye’den Rusyaya gidince Polonyalı dedesi Konstanty Borzęcki /Mustafa Celaleddin Paşa’nın soyadını almış ve o soyadla ölmüştür) kendi hayal dünyasında, Türk köylüsünün kadınlarına öküzünden sonra yer verdiğini düşlemiş ve Türk gençlerini sosyalist fikirleriyle aydınlığa kavuşturacağını düşünmüştür. Maalesef kendi gibi farklı etnik kökenden olmadığı halde, özbeöz pek çok Türk evladı buna inanmıştır. Şiirde Akşehir’den Afyon’a yürüyen kağnıları anlattığına göre, muhtemelen babası Konya valisi iken, bu yöreleri “bir valinin oğlu kadar” tanımıştır.

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir