Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Pazar, Temmuz 3, 2022

Aşk’ın Ufkundan Aşkın Ufuklara / Sezai Karakoç

Mona Roza şiirini ilk duyduğum zaman üniversite yıllarıydı. Sezai Karakoç ve benzeri ülke değerlerinin yeterince tanınmadığı, bilinmediği ve hatta anlaşılmadığı gerçeği geçmişle geleceğimiz arasında var olduğu düşünülen ya da umulan köprülerin yıkılması anlamındadır. Bu ise belki de Mostar Köprüsünün ortasındaki kilit taşına atılan bir mermiyle yıkıldığı gün yaşadığımız keder ve hüznün milyonlarca kez daha ağır bir acıyı barındırmasına rağmen yarasının farkında olmayanlar gibi acıyı da hissedemiyor gibiyiz. Bu milli değer şahsiyetlerin köprüde ki kilit taşı vazifesi ile ilgili söyleyecek çok şey olsa da biz asıl bu insanları bu kadar değerli kılanın ne olduğuna odaklanmak üzere birkaç kelam edelim isteriz.

Sezai Karakoç o gün bir aşk şairi, ya da onulmaz aşkın dil sahibi kıldığı bir ozan olmaktan başka bir şey değildi genç bir üniversiteli için. Aşk’ı ya da onun gücünü hafife aldığımız düşünülmesin. Belki de yine bir başka şair ‘’hem ne şair’’ Fuzuli’nin dediği gibi ‘’ aşk imiş her ne var âlemde ilim bir kîl’u kâl imiş ancak ‘’ diyecek cesareti göstermenin gereğine temas etmeyi deneyeceğiz. Mona Roza; şiirden anlamayan bir kişiyi bile sadece mısralarıyla ve içinde ki duyguyla muhatabını şiire, şaire, şairin âşık olduğu şiirini yazdığı kadına bile hatta Aşk’ın bizzat kendisine âşık kılabilecek bir duygu yoğunluğu ve şaheserlik taşımaktadır. İster dünyevi ister insani ya da beşerî aşk deyin ne derseniz deyin bu duygunun her çarpan kalpte mutlaka yaşanması gerektiği düşüncesini yine o şiirden alabilirsiniz.

Sezai Karakoç yazdığı köşe yazılarında, kitaplarında, konferanslarında en çok vurgu yaptığı ‘’Diriliş’’ kavramının da düşünsel kuluçkasını ‘’ Aşk ‘’ duygusunun ana rahiminde olgunlaştırmış ve öylece belli sancılardan sonra dünyaya getirmiş gibidir. O bu kavramın hem anası hem babası hem de ebesi olmuş bir bireysel devlet gibi ömrü boyunca onu her türlü kirden korumuş ve bu ilkenin insanının dirilişinin ancak bu aşkla olacağına olan inancını her fırsatta dile getirmiştir. Ne felsefe ne tarih ne siyasi akışlar onun bu idealine doğru yürüyüşüne, tüm toplumu hatta İslam milletini diriliş kavramının kendi içinde ki aşkının neticesinde olacağına inancını kaybetmesine sebep olamamış bilakis gün geçtikçe hem dirilişe hem onun kaynağı olan Aşk’a olan inancı her geçen gün artmıştır. İmanın zirvesinde ki gönlüne aşkın tecellisi fikrinin dehasındaki şavkı parlatmıştır. 

Elli yıl önce yazdığı yazılarında hayalini kurduğu, hayatıyla fiilen kurmaya çalıştığı diriliş neslinin inancı, fikri, kendi değerlerini merkeze alan adanmışlığı hep o aşktandı. Öyle bir aşk ki bir edebiyatçı olarak Yitik Cennet ismiyle kaleme aldığı Yusuf Suresi anlatısı bir de onun kaleminden okunmadan sanki asla tam anlaşılamayacak gibi hissettirecektir. Yetmiş yıl önce yazdığı köşe yazılarında geleceğin hususiyetle diriliş neslinin sevk idare edeceği dünyanın nasıl olacağına dair öngörüsel kalem oynatmaları tam isabetle aşkın bir ufkun mümin ferasetiyle ele alındığını gözler önüne serecektir. İslam medeniyeti ve İslam düşüncesinin karşısında yer alan her ne kadar dünya görüşü ve fikir akımı varsa her birine tam bir vukûfiyetle hâkim, felsefe hocalarına ders verecek kadar gelecekte ne olacağına dair buna karşın Müslümanların neler yapması gerektiğine dair görüşler, öneriler ve nasihatler. 

O bir edip, aşk ve fikir adamı, şair, fikir ve bir düşünce ideologu olarak uzun ömürlü ama ömründen çok daha uzun sürelerce ileriye bakan çağdaş derviş diyebileceğimiz modern dönemin zahit bir diriliş mücahidi, kahraman bir cengâver gibi batıla kılıç sallayan sahabe ahlakının son temsilcisi değerimizdi. Eserleri ve hayatı hep göz önündeydi ama hep arka sıralara itilmiş ve özellikle hâkim odaklarca tümüyle yok sayılmış tüm değerlerimiz gibi yine kendi emekleriyle inşa ettiği diriliş neslinin şehadeti ve gözyaşlarıyla uğurlanmıştı. Rabbine yolculuğu hayatı boyunca sakındığı dünyevi şatafatın tamamından arınmış bir şekilde gerçekleşince de umudunun, duasının karşılık bulduğunu düşündürmüş kalabalık ve sessiz bir hüznün ısmarlamasıyla rabbine uğurlanmıştı.

Mekânı nur içre olsun. Sadaka-i cariyesi olan eserleri kabrini aydınlık eylesin. En sevdiği ile buluşması bereketli olsun…

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir