Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Pazar, Temmuz 3, 2022

Hekimler de Diğer Meslekler Kadar Mı Kazanmalı? Böyle Olursa Sonuç Ne Olur?

Son günlerde hekimliğin de diğer meslekler gibi bir meslek olduğunu, abartılmaması gerektiğini söyleyen ve ‘’diğer meslekler ne kadar kazanıyorsa hekimler de o kadar kazanmalı’’ diyen bazı sosyal bilimciler varmış. O zaman hiç lafı uzatmadan soralım;

İstediği her bölüme girebilecek olan biri, tıp haricindeki tüm fakülteler 4 yıllık iken, neden bu fakültelerden birini değil de 6 yıllık tıbbı tercih etsin? Niye hem yüzde 50 daha uzun süreli hem oldukça pahalı ve hem de aşırı ders çalışmayı gerektiren bir fakülteyi yazsın? [tıp dışı fakülteler, örneğin mühendislik fakülteleri zekâ düzeyine bağlı olarak çok aşırı ders çalışmadan da bitirebilir, nitekim bunun örneklerini -tıbbı bırakıp mühendisliğe geçen arkadaşlarımızdan- biliyoruz ama tıpta bu asla mümkün değildir, çok zeki olsanız bile 6 yıl boyunca disiplinli bir şekilde ders çalışmak zorundasınız, bunu yapmazsanız teorik ve pratik stajlarınızı veremez ve tıbbı bitiremezsiniz, çünkü tıp kendine özgü çok yoğun temel ve klinik bilgileri öncelikle hıfz, ardından muhakeme etmeniz gereken bir bilimdir].

Bu sadece fakülte karşılaştırması idi, gelelim uzmanlık eğitimine ve sonrasına;

Eğer hekimler de diğer meslekler kadar kazanmalı ise, neden bir insan 6 yıllık zorlu bir fakülte hayatından sonra zorluk derecesi dünya genelinde ilk 3’te olan bir sınava, yani Tıpta Uzmanlık Sınavı’na hazırlansın [TUS]? Ve kazanırsa da 4-6 yıl boyunca oldukça yıpratıcı bir asistanlık dönemine talip olsun, neden? Neden sabah 06 akşam 19-20 mesailerine ilaveten haftada 2-3 kez 36 saatlik nöbetler tutsun? Neden herkes akşam evinde çayını kahvesini içerken, acillerde hastalarla boğuşsun, uykusuz nöbetler tutsun, sabahlara kadar ameliyatlar yapsın, hoca-kıdemli kaprisleri çeksin, hasta mobinglerine maruz kalsın vs… neden?

Sosyal bilimcilerin empatide zorlandıkları konu şudur; Hekimlik, özellikle de cerrahi branş uzmanlıkları, hem çok uzun ve yıpratıcı bir eğitimle elde ediliyor hem de tüm meslek hayatı boyunca maksimum düzeyde bir zihinsel ve fiziksel yorgunluk gerektiriyor. Masa başında yapılan bir iş değil bu, hiç öyle değil. Bu kadar uzun bir eğitim hayatından sonra sadece zihinsel olarak değil, fiziksel olarak da bu kadar yorulan başka bir meslek grubu var mı?

Hekimlikten başka hangi doktoralı meslek grubu kan ter içinde çalışıyor? Evet, kan-ter içinde çalışmak tam tamına cerrahlar için geçerli olan bir tabirdir, bizler spot ışıklar altında ameliyat yaparken kan-ter içinde kalırız, çünkü hastanın kanı terimizle karışır. O anlarda adeta hayat durur ve tüm benliğinizle hastaya, ameliyata odaklanırsınız. O kadar fazla adrenalin salgılarsınız ki, bunu ancak ameliyat bitince [yığıldığınızda] anlarsınız.  Ve bazen her şeyi tıbbi kurallara uygun yapsanız bile işler ters gidebilir [komplikasyon çıkabilir] ve büyük travmalar yaşarsınız. Örneğin böbrek nakli yaptığınız bir hastanızın bedeni yeni böbreği reddeder [rejeksiyon] ve tüm emekleriniz boşa gitmiş olur. Ve hasta ile birlikte siz de yıkılırsınız. Evet, bilirsiniz bu işin doğasında bu tür sonuçların da var olduğunu, yani hiçbir kabahatinizin bulunmadığını ama yine de yıkılırsınız işte,  çökersiniz. Benzer şekilde ameliyat ettiğiniz bazı hastalarınız akciğer-kalp sorunu nedeniyle ölebilir. Böyle bir riskin var olduğunu siz de hasta da yakınları da bilir ve ameliyatı talep üzerine,  elzem olduğu için yaparsınız, ama buna rağmen yıkılırsınız. Binlerce, on binlerce hasta muayene ve tedavi ettiğiniz için mutlaka bazı komplikasyonlar yaşarsınız [komplikasyon, her şey tıbbi kurallara uygun olarak yapılmış iken yani hiçbir hatanız yokken ortaya çıkan istenmeyen sonuçlardır], ve buna rağmen hasta yakınları sizi suçlar, dava açar ve tazminat davaları ile uğraşır durursunuz. Hiçbir zaman mesainiz hastaneden çıkınca bitmiş olmaz, asla bitmiş olmaz, çünkü evde otururken bile ameliyat ettiğiniz hastalarınızı düşünürsünüz, çalan her telefon kalbinizi hoplatır, bilirsiniz ki gece ansızın çalan bir telefonla kalkıp hastaneye gitmeniz gerekebilir, tetikte uyursunuz. Ertesi sabah riskli bir ameliyatınız varsa, uykunuzu olası ameliyat planlarını yaparak geçirirsiniz, kimse bilemez bu yaşadıklarınızı ve ‘’bu cerrahlar da ne kadar  ruhsuz, duygusuz’’ derler hep, fark edemezler çünkü içinizdeki fırtınaları, temkinli duruşlarınızdan dolayı…

Yani kısaca 30 yaşına kadar maksimum bir zihinsel ve fiziksel performansla eğitim alır,  mesleğinizi maksimum bir ruhsal ve fiziksel yorgunlukla [tükenmişlikle] icra eder ve tüm bu süreçte de [hasta mobingi, şiddet, darp ve tazminat davaları gibi] çok büyük riskler alırsınız.

O halde bir insan tüm bu riskleri neden alır? Allah rızası için mi? Peki ailesini nasıl geçindirecek? Bu iş bir hobi mi ki tüm bunları karşılıksız yapsın? Hiçbir meslek hobi olarak yapılamaz, meslek aşkı, mesleğin manevi yönü tabii ki vardır, ama bu hekimliğin bila-bedel yapılacağı anlamına gelmez, bu sürdürülemez bir durum çünkü. Hiç kimse ‘’hekimlik kutsal bir meslektir, bu iş para için yapılmaz, vs’’ gibi fantastik ifadeler kullanmasın. Tabii ki tek amaç para değil, zaten öyle olsa çok daha fazla para kazanılan meslekler var, bunun için fazla eğitime bile gerek yok [emlakçılık vs gibi mesela], ama yapılan işin ve alınan risklerin bedeli hakkıyla ödenmeli, hekimler fazla kazanmalı, buna itiraz edilmemelidir, aksi halde bu yolu tercih eden kabiliyetli insan kalmaz,  nitekim artık cerrahi branşlar tercih edilmiyor, hiç kimse kendisine bu eziyetler yapılsın ve iki asgari ücret alsın diye bu yola girmez çünkü. Olmaz bu, olmaz.

Eğer kamudaki hekimlerin kazançları da 4 yıllık fakülte mezunu bir memur kadar olacaksa Allah aşkına söyleyin, dilediği her fakülteye girebilen biri neden böyle bir zorlu yolu seçsin? Neden? Eğer uzman/operatör olunca da durumu pek değişmeyecekse neden bu kadar riski alsın? [zaten artık alınmıyor, bir çok cerrahi branşta kontenjanlar boş kalıyor, bunun sonucunu 10 yıl sonra -şimdiki cerrahlar emekli olmaya başlayınca- daha net göreceğiz, maalesef].  

Evet, insana hizmet eden her meslek kutsaldır, ameliyat eden bir cerrah da sokaktaki çöplerimizi  toplayan bir işçi de bu manada kutsal bir iş yapıyor, tamam, ama hiç kimse kusura bakmasın da, sokaktaki çöpleri toplamak ile bir insanın kalbini, beynini, karaciğerini, böbreğini toplamak aynı şey değildir, masa başında çay-kahve eşliğinde yapılan evrak tasnifi ile kan-ter içinde yapılan organ tasnifi aynı şey olamaz. Hiçbir eğitim gerektirmeyen bir iş ile, maksimum zihinsel performansla 30 yaşına kadar eğitim gerektiren ve meslek icrasında da maksimum bir zihinsel ve fiziksel performans gereken bir iş aynı olamaz, insanın sağlığı, bedeni ve canı ile ilgili bir iş diğerleri ile aynı olamaz, bunların ‘’değer, kıymet ve ücret’’ olarak aynı kabul edilmesi, akla, mantığa, fıtrata ve hatta vahye aykırı olan bir durumdur. Vahyin ‘’Kim bir canı kurtarırsa, tüm insanları kurtarmış gibi olur’’[5/32] ve ‘’Ve-en leyse lil-insâni illâ mâ se’â-‘’İnsan için -karşılık olarak- kendi mesaisinden başka bir şey yoktur’’[53/39] şeklindeki ilkeleri bunun açık kanıtlarıdır.

Akıl, mantık, fıtrat ve vahy… bunların hepsi bir iş karşılığında kazanılan ücretin yapılan iş ve alınan risklere paralel olarak şekillendiğini [öyle olması gerektiğini] söylüyor. Bu zaten hayatın olağan akışı içinde böyle olur. Nitekim hekimler tarih boyunca tüm toplumlarda en prestijli meslek gruplarından biri olmuş ve daima ortalamanın üzerinde para kazanmışlardır. Bu bundan sonra da böyle olacaktır. Böyle olmak zorundadır.  Çünkü bu her insanın sunabileceği bir hizmet değildir. Bunun için çok uzun ve zahmetli eğitimler alınıyor. En önemlisi bu eğitimleri talep edenler hem zihinsel hem fiziksel performans açısından ortalamanın üzerinde bir kabiliyete sahip oluyorlar, olmalılar. Aksi halde bunu başaramazlar. Eğer tarih boyunca var olan bu doğal denge-döngü [iş/emek-ücret dengesi] bozulursa, yetenekli insanların tıbba yönelmeleri engellenmiş olur. Zaten bu süreç -özellikle cerrahi branşlarda- başladı bile. Bu çok vahim bir durum. Eğer bu gidişat düzeltilemezse önümüzdeki yıllarda servetimizi harcasak bile riskli ameliyatları yaptıracak yetenekli cerrahlar bulamayacağız. Artık emekliliği düşünen bir cerrah olarak [toplum adına, teknik olarak] yaptığımız bu izahlara lütfen itibar edin [mesajım hem yöneticilere hem halkadır, çünkü halkın da yaklaşımı maalesef bu doğrultuda değil, maalesef, zira hemen herkes doktorları suçlayarak bu sorunların çözüleceğini sanıyor, olmaz bu, olmaz].

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir