Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Salı, Ekim 4, 2022

Ambargo Yiğidin Kamçısıdır

Deyim ve atasözleri hudâyinâbit değildir; her biri belli bir tecrübenin sonucunda insanlığın ortak hafızasına girmiştir. Hiç şüphesiz güzel Türkçemizdekiler de öyle…

Atalarımız “Borç yiğidin kamçısıdır.” demişler. Türkiye’nin son yıllarda savunma sanayiinde yaptığı atılımlar ve öncesinde yaşanan sıkıntılı süreç, belki de ileride bu sözün yeniden kalıba dökülerek farklı anlamlar kuşanmasına vesile olacak. Bendenizse onu biraz değiştirerek kullanıma soktum bile: “Ambargo yiğidin kamçısıdır.”

Bedeli ödense bile ihtiyacımız olan silahların bizden esirgeniyor olması karşısında kendi göbeğimizi kendimiz kesmeye karar verdik. Ve netîcede başarılı da olduk. Başardıktan sonra ise yaşananları “Kötü komşu insanı mal sahibi yapar.” sözüyle açıkladık.

Bu söz, içinden geçilen süreçle bize reva görülen muameleyi ve de bizim onun karşısında takındığımız tavrı tam anlamıyla yansıtmıyor. Benim üzerinde biraz değişiklik yaparak kullanmış olduğum yukarıdaki sözün, mes’eleyi daha iyi açıkladığı kanâatindeyim.

Evet, ambargo bizim kamçımız oldu. Doğrusu hayırlı da oldu. En hayırlı tarafı ise zannedildiği gibi bizim kendi savunma sanayiimizi kurup bu sahada dışarıya olan bağımlılığımızı sonlandırması değildir. Yıllarca bize reva görülenler, verilip de tutulmayan sözler, yediğimiz kazıklar, yaşanan hayal kırıklıkları, nihâyetinde bizim kendimize dönmemize vesile oldu. Uyuyan dev uyandı. Bu sayede biz, yeniden kendimizi keşfettik. Gücümüzün ve büyüklüğümüzün, daha doğrusu yapabileceklerimizin farkına vardık.

Önümüze konan yalancı aynalar sessiz ve derinden bize cüce olduğumuzu fısıldıyordu. “Boşuna uğraşmayın; beceremezsiniz, yapamazsınız.” diyor, ümitsizlik telkin ediyordu. Batı’nın sahip olduğu güç ve kudreti, ulaşılması imkânsız bir irtifa olarak gösteriyordu. Bize durmadan aşağılık kompleksi aşılıyordu.

İnsansız hava araçlarının üretilerek bu sahada misli görülmemiş bir başarının yakalanması, önemli bir kilometre taşıdır. Zîrâ bizi farklı bir noktaya taşıdı. İdrâkimize vurulmuş paslı zincirleri kırdı. Sahadaki başarısıysa bizden önce komşu ülkelerde görüldü. Bir avuç insanın başardığı iş, ulaştığı bir zirveydi o. İşte o bir avuç gözü pek girişimci sayesinde “Bir Türk dünyaya bedeldir.” sözü de bir tekerleme olmaktan çıkarak ait olduğu yörüngeye oturdu.

Bu söz, Cumhuriyetin ilk yıllarında dolaşıma girmiş bir sözdü. Altında imzası olan şahsın konumundan dolayı da birileri nezdinde çok muteberdi. Fakat nedense aynı çevreler yıllar boyu bizim kendi savunma sanayiimizi kurmamız, müdâfaa gücümüzü geliştirmemiz husûsunda hep pasif davrandılar. Türkün dünyaya bedel olduğunu ispatlamak yerine, hasımlarımızın kanâatine örtülü destek verdiler. Her olumlu teşebbüsün önünde bin türlü bahaneyle set oluşturdular. Ve bunu yaparken de imkânsızlıklara atıfta bulunarak dâimâ suret-i haktan göründüler. Heykel fetişizmini çağdaşlığın bir gereği olarak gören bu zihniyet, ne kendisi hayırlı bir adım attı, ne de atılan adımlara destek oldu. Tam aksine köstek olmayı marifet saydı. Tek icraatıysa, meydanları ve sokakları hakiki san’atın semtine bile uğramadığı ucubelerle doldurmak oldu.

Bu sürecin ilerlemesiyle beraber açıktan müttefik olduğunu söylese de gerçekte düşman olan unsurların maskeleri iyice düştü. Karşılıklı olarak geliştirdiğimiz riyâ politikasının mîâdı doldu ve artık biz sözümüzü sakınmadan söylediğimiz bir safhaya adım attık.

Gelinen noktada ambargo artık bize karşı kullanılan bir silah olmaktan da çıkmıştır. Biz onu rakiplerimizin elinden aldık. Attığımız adımlarla işlevsiz hâle getirdik. Artık onu kullanma noktasında tereddüt içindeler. Belki de bin pişmanlar…

Bunda Türkiye’nin “Vermiyorsanız, kendimiz yaparız.” tavrı etkili olmuştur. Bu politikanın uygulanmasında karşı tarafın “Türkler bize muhtaç, tıpış tıpış gelecekler. Başka çareleri yok.” kanâati etkiliydi. Bizim krizi fırsata çevirerek yeni arayışlar içine girmemiz o politikayı ıskartaya çıkarttı.

Artık bugün ambargo ters tepmiş bir silahtır. Yani sahibinin kendi kendisini vurduğu bir silah. Zîrâ biz o sayede batılı sistemleri kat kat aşan yeni teknolojiler ürettik ve üretmeye de devam ediyoruz.

Eğer ambargolar olmasaydı, Türkiye hep alt teknolojilerle yola devam edecek, yazılımları itibarıyla kendisini düşman olarak algılayan modası geçmiş sistemlerle oyalanacaktı. Tabiatıyla yeni ve orijinal teknolojiler geliştirme şansına sahip olamayacak, kendi savunma sanayiini kurması da gittikçe gecikecekti. 

Müttefiklerimize(!) bir teşekkür borcumuz olduğunu unutmayalım. Tabiî bu, gerçekte Cenâb-ı Hâkk’ın bize attığı bir şefkat tokadıydı. Bizi derin uykulardan uyandırdı.        

Zamanla göreceğiz ki, birçok sahadaki bağımlılığımız sona erecektir. Zîrâ kendi varlığımızda meknuz olan kudret ve kabiliyeti keşfettik. Tartışmasız yaşanan sürecin en önemli faydası da bu oldu, bizi yalancı aynaların aldatıcı esâretinden kurtardı.

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir