Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Pazar, Ağustos 14, 2022

Kur’an’ın Maksat ve Misyonu, Sorun Çözmektir

“Sana bu kitabı, her şey için bir açıklama, doğru yolu gösteren bir rehber, bir rahmet ve Müslümanlar için bir müjde olarak indirdik.” (16/89) 

Bugünkü makalemizi, bir arkadaşımızın isteği üzerine Kitap’ın (Kur’an’ın) mahiyetine ayırdık.

Kur’an, mahiyeti itibariyle geniş bir muhtevaya sahiptir; ancak ana hatlarıyla “haber” ve “inşa” olmak üzere iki kısımda toplamak mümkündür. Haber; gerekli bilgiyi ve nelerin var olduğunu belirtirken; inşa da neyin nasıl yapılması gerektiğini ifade etmektedir. Evet, Kur’an, bir yandan “varlık” hakkında insanlara gerekli olan bilgiler vermekte, diğer yandan da insanların neler inşa etmesi gerektiğini tafsilatlı bir şekilde bildirmektedir.

Başta şunu belirtelim ki Kur’an’a icmalen (külli olarak) inanmada Müslümanlar arasında hiçbir sorun yoktur. Müslümanım diyen her insan, Kur’an’ın bütününe (icmalen) kısa bir biçimde, toptan inandığını her fırsatta rahatlıkla dile getirir; ancak ayetleri tafsilatlı, yani her bir ayeti detaylı bir şekilde okuyup anlama hususunda durum değişir. O durumda, binlerce farklı fraksiyon/hizip meydana çıkar. O bakımdan, “Kur’an’a gidelim”, “hakem Kur’an’dır” demekle sorun çözülmüyor.

Müslümanlar arasında Kur’an’la ilgili iki temel sorun yaşanmaktadır:

1) Kur’an’ın yeterliliği sorunu,

2)Kur’an’ın anlaşılma sorunu 

Kur’an’ın yeterli olup olmadığı, yani, İslamı anlamak için Kur’an’ın yanı sıra başka kaynaklara ihtiyaç olup olmadığı konusunda (daha önceki makalemde üzerinde durmuştum) kısaca şunu belirtelim ki külli anlamda Kur’an, her şeyin bilgisini vermiştir (6/38); yeterlidir ve mucizeler beklemeye gerek yoktur. (29/51) Yani, “ilkesel anlamda -insanların nelere inanması, neleri yapması ve nelerden uzak durması hakkında- her türlü açıklama yapılmıştır ve insanların, Allah katında o kitaptan hesaba çekilecekleri bildirilmiştir. (43/44)

“Kur’an’ın anlaşılması” ile ilgili her ne kadar Allah, “o apaçık bir kitaptır” buyurmuş olsa da tarih boyunca yüzlerce ayet farklı anlaşılmış ve Müslümanlar arasında akideye taalluk edecek derecede tartışmalar yaşanmış, halen yaşanmaktadır.

Kur’an metninin kimi ayetlerini farklı anlamanın temel nedeni, insanların sahip olduğu bilgi, kültür ve kapasitenin farklılığı ile birlikte, hitap olarak inen ayetlerin, yazılı metne dönüşmüş olmasıdır. Resulullah aramızda yaşamış olsaydı, anlaşılmayacak hiçbir ayet kalmazdı. Demek ki işin/hayatın doğası gereği, farklı yorumlar ve anlaşılmalar olacaktır. İnkara götürmediği sürece yorum zenginliği olarak kabul etmekten başka çaremiz yoktur.

Sıradan bir metin bile, çoğu zaman izaha muhtaçtır. Bir iki asır önce Osmanlıca yazılmış şiir ve metinleri düşünelim! Günümüzün insanları onları ne kadar doğru anlayabilmektedir! Kur’an ayetleri (metinleri) de böyledir; çoğunun tefsir ve tevile ihtiyacı vardır. Demek ki bir metnin yeterli oluşu ayrı, anlaşılması ayrıdır. Sonra, bir metnin kendi çağındaki insanlar tarafından anlaşılması farklı, daha sonraki çağlarda yaşayan insanlar tarafından anlaşılması farklıdır. O bakımdan, Kur’an’ın, her zaman uzmanları tarafından –tarihsel bağlam dikkate alınarak- detaylı ve tafsilatlı bir şekilde izah edilmesi temel bir ihtiyaçtır.

Kur’an’ın doğru anlaşılması için, öncelikle belirlenen temel ilkeleri ve bu ilkelerin temel maksadını ortaya çıkarmak gerekir. Tabi,  bu temel ilkeleri sahih bir şekilde ortaya çıkarmak için salim bir akıl, mantık, kıyas, tecrübi bilgi ve bilim/deney faal halde olması gerekir. Kur’an, bu evrensel ilkeler ışığında anlaşılıp uygulanması halinde yanlış anlaşılmalar yok denecek seviyeye inecektir; zira ayetler ne anlatırsa anlatsın, kimlerden söz ederse etsin, verdiği mesajlar evrenseldir ve belirtilen ilkeler kapsamındadır.

Şimdi, Kur’an’ın belirlediği temel/evrensel ilkelere birkaç örnek verelim.

1.Tevhit ve ibadet ilkesi: Kur’an, her insanın şirk koşmadan Allah’a inanması ve sadece O’na kulluk etmesini ilkeleştirmiştir. “Sizin Allah’tan başka ilahınız yoktur; sadece O’na kulluk ediniz.”

2. Hak ve adalet ilkesi: Kur’an, her varlığın hakkına kavuşması ve zarar görmemesi gerektiğini ilkeleştirmiş (yasallaştırmış) ve gereğini de insanlara bırakmıştır.

3. Ehliyet ve liyakat ilkesi: Kur’an, sosyal hayatta her ne meslek/iş icra edilirse edilsin, ehil ve layık olma zorunluluğu getirmiştir. İşinin ve mesleğinin hakkını vermeyenlerin vebali/zararı büyük olacağını bildirmektedir.

4. Merhamet ve emanet: Kur’an, zulme uğramış, işsiz, güçsüz,  aç ve açıkta kalmış, zavallı ve acınacak duruma düşmüş mustaz’aflara merhamet edilmesini, onlara acıyıp hizmet ve yardım edilmesini ilkeleştirmiştir.

5. Meşveret ve hesenat: Kur’an, insanların dünyevi işlerini istişare ile yürütmesini ve sürekli iyilikten yana hareket etmesini istemektedir.

6. Kur’an’ın maksadı ve misyonu, sorun üretmek değil, öğüt verip sorunları çözmektir. Yani insanları karanlıklardan aydınlığa çıkartmak, barış ve huzur ortamı sağlamaktır. Kur’an’ın bu ilkesini dikkate almayanlar, Kur’an’ı anladığını söyleyemezler. Bir toplumda Müslümanlar arasında sorunlar varsa ve bu sorunlar Kur’an nuruyla çözüme kavuşturulmuyorsa, o Müslümanların Kur’an’a bağlılıkları sadece boş/kof bir iddiadır; hiçbir kıymeti yoktur. Kur’an’ın nuru  (kandili, ışığı) ile hayatlarını aydınlatmayanların, kandil kutlamaları da anlamsız, ciddiyetsiz bir iddiadan başka bir şey değildir.

Bilinmelidir ki Müslümanların, Kur’an’a dönük tarih boyunca karşı karşıya kaldığı sorunlar, esasen yapısal (ilkesel) sorunlardır. Kur’an, bu evrensel ilkeler ışığında anlaşılıp uygulanmadıkça, toplumun sorunları çözülmeyecek ve dolayısıyla sorunlar bitmeyecektir.

Öyle ise, Allah resulü insanları nasıl ki sadece vahiy ile uyarıp (21/45), toplumun sorunlarını vahyin öğütleriyle (ışığıyla) çözmüş ise, inananlar da birbirlerini –başkalarının söylemleriyle değil- Resulullah gibi vahiyle uyararak sorunları çözmeleri gerekir. Kur’an mesajlarını bırakıp yerine başka kaynakların mesajlarıyla meşgul olanlar, Resulullah’ın mirasına (sünnetine) sahip olamayacakları gibi, Müslümanların sorunlarını da çözemeyeceklerdir.

Hülasa, Kur’an’ı ilke, maksat ve misyon temelinde; ön yargılardan uzak, salim akıl faal hale getirilerek ve tarihsel bağlam dikkate alınarak samimiyetle tercüme edilip okunduğu takdirde, mesajının daha kolay anlaşılacağına, istenen öğüdün alınacağına ve sorunların da çözüleceğine inanıyorum; zira Kur’an, öğüt almak isteyenler için kolaylaştırılmıştır.

 “Gerçek şu ki öğüt alınsın diye biz Kur’an’ı kolaylaştırdık; niçin (Kur’an’a kulak vererek) öğüt almıyorsunuz?” (Kamer 17)

Kur’an’ın kandili (nuru, ışığı) ile yolunu aydınlatanlara ne mutlu!

Selam ve Muhabbetlerimle…

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir