Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Pazar, Ağustos 14, 2022

Rusya-Ukrayna Savaşı Bana Evrimci Ahlak Teorisini Hatırlattı. Nasıl Mı?

Şöyle:

Ahlakı nesnel olarak temellendirmeye çalışan evrimci ahlak teorisi vardır.  Kısaca ifade etmek gerekirse, buna göre biyolojik evrim bir gerçektir. Aynı şekilde ahlak da evrilmiştir. M. Tomasella, sırasıyla maymun atalardan, ilk insandan ve modern insandan bahseder. İlk insan 400 bin yıl; modern insan ise 150 bin yıl önce evrilerek ortaya çıkmıştır. İlk önce sen-ben ilişkisine dayalı çok küçük ölçekli karşılıklı bağımlılık ahlakı vardı. Sonra biraz daha gelişip kabileler ortaya çıktı. Daha da gelişip kültürler ortaya çıktı. Kültürler, modern insanın içinde doğup geliştiği şimdilik son evredir. Modern insanların birey üstü normlara ve kurumlara kolektif bağlılıkları, doğru olanı yapma yükümlülüğü doğurdu. Doğru ve yanlış kültürel açıdan kabul edilmesi zorunlu, nesnel değerlerdir. Bu (şimdilik) son evre olan kültürde bir hırsızlık yapıldığını düşünelim. Daha önceki evrelerde de hırsızlık kınanmayı hak ederdi ama anlamı başkaydı. Şimdi ise daha başkadır. Bu eylem cezayı hak etmektedir. Kişi de zaten bunu hak ettiğini bilmektedir. Bu durumda bir şey çalmamanın iki nedeni vardır: Birincisi ikinci şahısla ilgilidir. Çünkü başkasına saygı esastır. İkinci neden uzlaşımsaldır (conventional). Yani sosyal normlara uymak gerekir. Kültür, sosyal normlar icat etmiştir. O kültür içinde herkes bunlara uyar. Uyulmadığında –hırsızlık örneğinde görüldüğü gibi– insanlara zarar verilmiş olur. Peki nesnellik bu ahlakın neresindedir? Şurasında: Sosyal normlar failden (özneden) bağımsızdır ve herkes için geçerlidir. Yine ilkesel olarak standartlar “nesnel”dir. Çünkü uygulayıcıların veya diğer grup üyelerinin isteği doğrultusunda değil, ahlaki doğru ve yanlışlar doğrultusunda düzenlenmiştir. Böylelikle sosyal normlar bireyden bağımsız ve nesnel bir gerçekliğe sahip olurlar. Öyle ki, ahlaki ihlaller, karşıdaki insanı incitmekten çok ahlaki düzeni bozmaya yönelik hâle gelir. (Bk. İnsan Ahlakının Doğal Tarihi, s. 119-127)

Bu nesnelci ahlak anlayışı evrimcidir. Evrilerek ancak bu aşamaya gelinmiştir. Ve bu aşama gayet güzel bir aşamadır. Bencil arzular gitmiş, yerine duygudaşlık ve eşitlikçi bir anlayış gelmiştir. Arada bencil duygular galip gelse de bu arızî, geçici bir durumdur. Güçlü bencil duygular yok olduğunda insanlar genellikle başkalarına yardım edecek ve adil davranacaktır, hatta bunları yapmadıklarında suçluluk duyacaklardır. Nasıl mı? M. Tomasello’nun dediğine göre bulgular, insanların biyolojik olarak başkalarına değer verecek ve onların selametini düşünecek şekilde evrildiğini göstermektedir. Buna, insanın başkalarıyla karşılıklı bağımlılığını kabul etmesi ve bu kabulün sosyal kararları açısından ortaya çıkan sonuçları neden olmuştur. İnsanlar iş birliği temelinde rasyonel hâle geldiler. Çünkü karar alırken şunları hesaba kattılar: a) Yapılacak doğru olan şey mümkün olduğunca ortaklara ve grupdaşlara yardım etmektir. b) Başkaları da benim kadar eşit ve hak sahibidir. c) Sosyal bağlılık ile yaratılan bir “biz”, benim adıma ve değer verilen başkaları adına meşru kararlar verirler ve bu kararlar ahlaki toplumlarda meşru yükümlülükler doğururlar. (Bk. İnsan Ahlakının Doğal Tarihi, s. 193)

Batı’da bu ahlaka yönelik eleştiriler olmuştur. En önemlisi de bunun “tozpembe bir ahlak anlayışı” olduğu yönündedir. Bu evrimci ahlak, vahşilikten medeniliğe doğru; kötü ve bencillikten iyi ve diğerkâmlığa doğru bir evrilmenin olduğunu varsayar. Bu, var olan insan gerçekliğine aykırıdır. Onun için “tozpembe” olarak nitelendirilmiştir. Bırakın dünya medyasını, yerel medyaya bile bir göz atılsa insan ahlakının evrilmesiyle ilgili çizilen bu tozpembe tablonun yerle bir olduğunu rahatlıkla görmek mümkündür. İnsanlar kendi haz ve çıkarları için durmadan yalan söylemekte, hile yapmakta, aldatmakta, sömürmekte, cinayet işlemekte, tecavüz etmekte, çalıp çırpmakta, gasp etmekte ve daima bir yerlerde savaş sürüp gitmektedir. Atom bombası yapılıp insanlar katledilmemiş midir? Evrimci, bu şekilde insanlara zarar veren bireyin mutlaka suçluluk duyduğunu da ifade etmektedir. Hiç de böyle değildir. Zira işlenen suçlar, tekrar tekrar aynı kişi (ve gruplar) tarafından işlenmektedir. Suçluluk duyulsa bu kadar işlenir mi? Şu da var ki, bireyler hem iş birliği yaptığı insanları yani ortaklarını aldatmakta hem de hiç tanımadığı, yani ortaklık veya başka tür ilişkisi olmadığı insanlara zarar vermektedir. Hele evrimciye göre ortaklar arasında aldatma olamaz. Ama vakıa böyle değildir. Bencil duygular daha çok galip gelmekte; ortaktır, değildir gibi de bir ayırım yapmamaktadır. Diğer taraftan savaşlara bakınız. Bosna’ya, Filistin’e bakınız. Suçluluk psikolojisi nerede? Sırp kasapları, ilk ataları olan hayvanlardan farklı olarak daha çok iyiye, medeniliğe doğru gelişmiş olmalıydı oysa! Evrimci bu noktada bencil davrananın haklı bir sebebi olmak zorundadır, der. Ve bu sebebi anlatmalı ve ahlaka aykırı davranmadığını ispat etmelidir. Öyle midir? Sırpların, İsrail’in haklı sebepleri mi vardır? Hadi, bunlar yaptığının haklı olduğunu zannediyor. Dünya buna inanmadığı hâlde –ki, Birleşmiş Milletlerin onca uyarısı var– neden katliamlarına devam etmektedir? Bu, nasıl bir evrim? ABD’nin Irak işgalinin haklı sebepleri mi vardır? Hadi, demokrasi diyelim. İnsanlar, haklılıklarını ortaya koymaya çalışırken yalan söylemeleri, insanları aldatmaları mümkün değil midir? Nitekim böyle de olmuyor mu? Sadece devletler bazında değil, bireyler bazında da böyledir. Bencil duygularla hareket edip zarar veren insanlar kendilerini haklı çıkarırken saf ve masum duygularla, yani istemedikleri hâlde böyle kötü bir sonucun ortaya çıktığını söyleyerek mi bunu yaparlar yoksa çoğu kere yalan söyleyerek, aldatarak mı böyle yaparlar? Elbette masum sebepleri olanlar da vardır. Ama dünyaya şöyle bir bakıldığında insanlar gözlerinin içine baka baka aldatılmıyor mu? Durun hele! Bu evrimci ahlak, güçlü bireylerin (kapitalistlerin) ve güçlü devletlerin (kapitalist, sermayeyi elinde bulunduran devletlerin) çıkarlarını meşrulaştırmaya çalışmış olmasın!

 İşte böyle! Rusya-Ukrayna savaşının hatırlattıkları….

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir