Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Pazar, Ağustos 14, 2022

İmamoğlu Türkiye’yi Temsil Ediyor(!)

Sosyal psikolojiye göre “İmamoğlu Türkiye’yi Temsil Ediyor(!)” başlığını okuyanların bir kısmı “Evet” bir kısmı da “Asla” diyecek. Kim ne derse desin ikinci bir seçime kadar Ekrem İmamoğlu’nu İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı olarak kabul etmek zorundasınız. Ben değilim neden çünkü ben Konya’da yaşıyorum.

Ülkemizde ciddi bir temsil yetkisi sonu yaşanmaktadır. Bir tarafta temsil hakkı olmayanlara tanınan haklar; diğer tarafta değil ulusal ve uluslararası mecrada temsil hakkı olanların temsiliyetini kabul etmeyenler…

Kişisel anlamda beğenirsiniz ya da beğenmezsiniz lakin kabul etmiyorum deme gibi bir lüksümüz ve hakkımız olamaz. Birileri çıkıp “Ben Erdoğan’ı bu ülkenin Cumhurbaşkanı, bu ülkeyi temsil eden kişi, olarak kabul etmiyorum diyemez… Diğer yandan İstanbul’da yaşayan biri Ekrem İmamoğlu’nu İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı olarak kabul etmiyorum da diyemez…

Öncelikle şu gerçeğin altını çizmek gerek… Hiçbir yerel yönetici yani belediye başkanı bir ili ya da ilçeyi mülki ya da idari olarak temsil etmek için seçilmez. Her ne kadar seçim çalışmalarında “Biz bu ili, bu ilçeyi temsil ediyoruz” denilse de bunun idari ve hukuki bir mesnedi yoktur.

İller de temsil hakkı atanmış valilere ve ilçelerde de temsil hakkı atanmış kaymakamlara aittir ki zaten bu haklar paylaşılan haklardan değildir. Lakin bir vali ya da kaymakam bir il ya da ilçe belediyesini isterseniz İstanbul Büyükşehir Belediyesi olsun özel durumlarda hukuka uygun görevlendirme ile temsil hakkı vardır.

Lakin zinhar belediye başkanları ili ya da ilçeyi temsil hakkı verilerek ne vali olarak ne de kaymakam olarak görevlendirme yapılabilir. Evet, İmamoğlu YSK’ye göre en yüksek oyu alıp İstanbul merkez il sınırları içinde ikamet eden kişilere hizmet götürme sorumluluğuna layık görüldü. Hizmetleri kabul görür ya da görmez bu ikinci bir seçime kadar tartışmaya açık değildir(!)

Şimdi şahsi düşüncem ulusal ve uluslararası bir tehdit sorunu olarak gördüğüm konu hakkında sizle düşüncelerimi paylaşacağım.

Öncelikle Ekrem İmamoğlu’nun zinhar temsil hakkı yoktur. Sadece Ekrem İmamoğlu’nun mu hayır hiçbir yerel yöneticinin temsil hakkı yoktur. Hal böyleyken…

Ekrem İmamoğlu periyodik olarak “Biz 16 milyonu hatta Türkiye’yi temsil ediyoruz” telkinini kullanmaktadır. Ve bunun tek gerekçesi ise “Türkiye demek İstanbul demek; İstanbul demek Türkiye demektir” totolojisidir. Bunun hukuki bir dayanağı var mıdır? Olabilir mi? Bu soruyu size sormuş olayım…

“Yine mi küresel güçler!” tepkisini vereceğiniz bir cümle kurarak devam edeyim…

Karizmatik liderlerin desteği belli aralıklarla yapılan ve sandıklara atılan adına oy dediğimiz yöntemler ile ölçülemez; ölçülse de doğru sonuç vermez… Bunun ilk sebebi karizmatik liderlerde en ufak güç ve karizma kaybı hissedildiğinde teklif “Seçime gidelim” ya da “Erken seçim” pazarlıkları yapılır. Demokrasi onların tanrısı olsa da tanrılarını hiçe sayacak kadar tanrıları hiçtir…

Ekrem İmamoğlu’nun görevi makro ya da mikro boyutta İstanbul’da yaşayan insanlara hizmet götürmek değildir. İstanbul Belediye Seçimi politika açısından bir yerel yönetim seçimi olsa da sosyolojik olarak bir ideoloji kavgasıdır. Hatta bir adım daha ileri gidelim… Fatih Sultan Mehmet’in Bizans’tan hem de bir çağ açıp bir çağ kapayarak aldığı İstanbul’u Bizanslıların geri alma arzusudur.

Bu arada Ekrem İmamoğlu için kullanılan sosyal lekelemeler “Bizans Çocuğu” ya da “Yunan Tohumu” bunlar ne Müslümana ne de akıl sağlığı yerinde olan birine yakışır. Lakin bunu savunmam Ekrem İmamoğlu’nu temize çıkarır mı hayır?

Ekrem İmamoğlu’nun masum olmadığına inanıyorum. Bu inancımın da ciddi mesnedleri var onları da sizle paylaşacağım…

İmamoğlu kabul eder ya da inkâr eder temsil ettiği Bizanstır… Bu şu demek değildir ona oy verenler Bizanslıdır. Ekrem İmamoğlu İstanbul’a hizmet götürmek için seçilmiş biri değildir… Sosyal gerçeklik olarak da hizmet üretmek yerine hizmet sahiplenmeyi tercih etmiştir.

Benim sorunun İstanbul’a hizmet götürüp; götürmediği olmadığı gibi; belediyenin bütçesini dilediği gibi harcadığı da değildir… Bu sosyal gerçeklik tüm partiler için geçerlidir birkaç istisna ki olanların hakkı daima bende saklıdır…

İlki ve öncelikli olanın İmamoğlu’nun ciddi boyutta ulusal ve uluslararası güvenlik tehdidi oluşturacak hukuksuz temsil yetkisi kullanmaya teşebbüs etmesidir.

Oysa yerel yöneticilerin temsil yetkisi ve alanları 5393 Saylı Belediyeler Kanunu ile kayıtlı ve sabittir.

İmamoğlu Türkiye’nin eyalet yönetimi ile yönetilmesi telkinleri alan bir yerel yöneticidir. Oysa Türkiye Federal bir yönetime sahip ülke değildir. İstanbul Türkiye’nin bir ilidir en büyük ili olsa da tüm iş ve işlemlerinden Cumhurbaşkanlığı makamından bağımsız değildir. Konya Büyükşehir Belediye Başkanı hangi yetki ve sorumluluğa sahipse Ekrem İmamoğlu da ne bir fazla ne bir eksik yetki ve sorumluluğa sahiptir.

İsterse söz konusu olan belediyecilik ve hizmetleri üzerine olan çok uluslu görüşme olsun asla ve asla bağımsız hareket edemez… Ülkenin maslahatına uymayan hiçbir organizasyon içinde katılımcı olarak bulunamaz; bulunursa bu organize bir suç kapsamında değerlendirilip ulusal ve uluslararası yaptırımlar uygulanır.

Geçtiğimiz ay Amerika Büyükelçisi’nin resmi olmayan bir ziyareti esnasında sanki Türkiye’yi temsil yetkisi varmış gibi kendi egosu için Türk bayrağını kullanması bana göre bir ego tatmini ya da kişisel bir tercih değildir. Ne yazık ki bu hukuksuzluk hem medyada hem de yetkili makamlarda karşılık bulmadı.

Temsil hakkı olmayan bir kişinin İstanbul Belediye Başkanı olsa bile devletin ilgili makam ve yetkileri ile istişare etmeden içeriği gizli görüşme yapamaz…

Elbette bir elçi ya da hatta devlet başkanı ile aileler görüşebilir ama şu çiğlikte olamaz “Büyükelçi bize ailesi ile misafirliğe geldi balık yemeye gittik” algısı olamaz…

Eşler ile yapılan ve ülke sorunlarının konuşulduğu ziyaretler devleti temsil eden kişiler arasında yapılan ziyaretlerdir. Bir belediye başkanı bir devletin hangi ulusal ve uluslararası güvenliği ile ilgili  bilgiye sahiptir ki “Ülkemiz hakkında ulusal ve uluslararası sorunları konuştuk” beyanında buluna biliniyor…

Hiçbir yerel yönetici devlet yöneticine karşı “Devlet başkanından kaç kere randevu talep ettik bize randevu vermedi ya da görüşmek istemedi” bu da yetmezmiş gibi “Devlet bize engel çıkarıyor” böyle ifadelerin karşılıksız kalması da ayrı bir sorun…

Münih Güvenlik Konferansı MSC için katılımcılar ve davetlilerin temsil hakkı bulunması zorunludur. Münih Güvenlik Konferansı’na İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı neden davet edilir? Ekrem İmamoğlu bu organizasyonda kimi temsil etmiştir? Kaldı ki bu organizasyon bağımsız bir kuruluş organizasyonudur. Münih Güvenlik Konferansı’na davet edilmeyi uluslararası bir organizasyonun kendisini davet etmiş gibi rol çalması ise temsil ettiği makamın misyon ve vizyonu ile temellendirilemez.

Münih Güvenlik Konferansı kısacası iki katmalıdır. İlki misyon ikincisi ise vizyondur… Bu konferans bir meşrulaştırma organizasyonudur. Kod ve motiflere bakıldığında Almanya ve Alman toplumunu ya da Almanya güvenliğini çağrıştırsa da olay göründüğü gibi değildir…

Bir adım daha ileri gidelim bir ülkeye, bir rejime ve de bir iktidara müdahale planlarının fizibilitesinin yapıldığı hukuksal niteliği ve bağlayıcılığı olmayan çok uluslu bir organizasyondur. Mizansen olarak da bazı ülkelerin hukuki temsil hakkı olan kişileri davet edilir…

Bu konferansa davet edilen temsil hakkı bulunan Hulusi Akar ve hiçbir temsil hakkı olmayan ulusal güvenlik ve uluslararası güvenlik konusunda zinhar temsil yetkisi bulunmayan Ekrem İmamoğlu neden bu organizasyona “Sürpriz Davetli” olarak davet edildi…

Münih Güvenlik Konferansı hedefini açıklarken aşağıdaki hedefleri ibraz ediyor…

Hedefimiz:

Dünyanın en acil güvenlik tehditlerini ele almak için resmi ve gayri resmi diplomatik girişimler ve yaklaşımlar için bir platform sağlıyoruz.

Çok uluslu bir organizasyon “Gayri Resmi” bir organizasyona neden ihtiyaç duyar? Bu bir sorumluluktan kaçış mı yoksa meşru olmayan hedefleri kamufle mi?

Münih Güvenlik Konferansı gayri resmi ve temsil yetkisi olmayan kişi ve kişiler için davet edilen kişilerin devletlerinin ilgili ve yetkili makamları ile bilgi paylaşımı yapıyor mu?

Ekrem İmamoğlu’nun Doğu Avrupa ülkelerinin belediye başkanlarının bir araya geldiği etkinlikte “Ukrayna ve Rusya krizi için İstanbul olarak biz hazırız!” ifadesi İstanbul’u Türkiye’nin bir ili değil bir bağımsız eyaleti olarak görmesi ve göstermesi hafife alınacak ya da sehven yapılan bir ifade değildir.

Burada şunun da altını çizmek istiyorum… Ekrem İmamoğlu kendi çevresinde bile yadırganan ve kabullenilmeyen İngilizce konuşmaya çalışması nedir?

Bu durum bir yabancı dil yetersizliği ve ya yabancı dil konuşma “Ben de İngilizce biliyor ve konuşuyorum” ısrarı değildir. Bu bir söz vermedir. Sembolik anlamı olan bir tepkidir. Bir misak şeklidir.

Bir adım daha ileriye gideyim ve birileri zihin sağlığımdan ciddi şekilde şüphe etmeye başlasın… Biz Avrupa’nın bizi işgal etmesine hazırız… Biz Avrupa’nın boyunduruğuna girmeye hazırız… Bu dediğim gibi kolay kolay anlaşılacak ve kolay kolay kabul edilecek bir cümle değil bunu ben de kabul ediyorum.

Politikacılar, bürokratlar, teknokratlar ve medya Ekrem İmamoğlu’nun hukuksuz temsil hakkı kullanımına karşı duyarsız kalmaya devam ettikçe yakında Yunan  – Türk kültürel kaynaşması projesi ile zaten “Kültürel İşgal” fizibiliteleri yapıldı yapılmaya devam ediyor… İşgal derken sıcak bir savaş düşünüyorsanız artık günümüzde buna Amerika ve Rusya bile cesaret edemiyor…

Ekrem İmamoğlu’nun mavi tikli Twitter hesabından paylaştığı gençler ve şampanyaların kod ve motif olarak öne çıkarılıp servis edildiği paylaşım neden paylaşıldı izleyin ve düşünün…

Rabbim bu ülkeyi ve bu ümmeti temsil eden emir sahiplerinin hepsine “Yakaza” hali bağışlasın…

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir