Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Pazartesi, Ağustos 15, 2022

Enes Kara İntiharının Bir Analizi

Enes Kara’nın ardında bıraktığı video cümle cümle üzerinde titizlikle çalışılması gereken bir değere sahip. Bu vaka modern insanın, modern ailenin ve modern ebeveynin içine düştüğü zifiri karanlık kuyunun ve kuyuda içtikçe susatan tuzlu suyun bireyi nerelere sürükleyebileceğini gösteriyor. En başta dünya merkezli düşünüp evlatlarına yarış atı gibi yüklenen anne babaların kendine gelmesi gerekiyor.

Video tamamen seyredildiğinde bazı bozuk zihniyetlerin lanse ettiği gibi cemaat yurdunda kaldığından dolayı intihar etmediğini, gencin büyük bir boşlukta olduğunu ebeveynleriyle tüm iletişim kanallarının kapalı olduğunu ve ailesinin hilafına hareket etmekten korktuğunu görebiliyoruz. Cemaat yurdunda yaşadığı sorunlar kök sorununun yanında devede kulak kalıyor.

Bir gencin ölümünü ideolojilerine menfaat sağlamak ve içlerindeki kini dökmek için araç olarak kullananlara lanet olsun. Her ölüm geride kalanlar için ibrettir. Ve biz de bu elim ölümden gereken dersleri kendimize çıkarmak zorundayız.

Gelecek korkusuyla başladığı ve yine gelecek korkusuyla bitirdiği 10 dakikalık videosunda Enes’in kullandığı 10 çarpıcı cümle aslında her şeyi ortaya koyuyor.

Şimdi Enes’in veda videosunda kullandığı o on cümleyi ve o cümlelerin arkasındaki zemini açıklamaya çalışacağım.

  1. “Sürekli bir stres, ne yapacağını bilememe, gelecek kaygısı/korkusu var.”

Enes burada büyük bir boşlukta olduğunu ve son sürat gittiği bu yolda gelecekten çok korktuğunu anlatıyor. Geçmişin ve şimdinin getirdiği stres gelecek için de tamamen karamsar olmasına neden oluyor. Yaşadıklarının, yaşayacaklarının teminatı olduğunu düşünüyor. Birçok genç gibi…

  1. “İçinde bulunduğum durumu anlatmaya çalışacağım. Gizli kalmasını istediğim bir video değil.”

Videonun ilerleyen kısımlarında “umarım beni anlıyorsunuzdur” deyip anlaşılmak isteğini tekrar vurguluyor. Enes içinde bulunduğu durumu hayatında önemli rol oynayan kimseye anlatamıyor. Anlatsa bile anlaşılamıyor. Ve artık birilerinin onu anlaması için ölümü göze alıyor. Yaklaşık bir ay önce çektiği bu videodan sonra Enes aslında kendisine yardım edilmesini, anlaşılmayı beklemiş.

Anlaşılmak en büyük ihtiyaçlarımızdan. Enes bu ihtiyacını özellikle ailesinden karşılayamadığını anlatıyor. Onunla konuşan herkes onu ikna etmek üzere konuşmuş “takma, geçer, alışırsın…” gibi cümleler onu bataklığın derinliklerine sürüklemiş. Yargılanmadan dinlenilmek ve saygı duyulmak istiyordu oysa.

Belki de gizli kalmasını istemediği bu videoda hayatında onu anlamak istemeyen herkese ulaşmak ve onlara karşı kızgınlığını ve kırgınlığının herkesçe duyulmasını istiyordu.

  1. “Çevremde ve sosyal medyada gördüğüm doktorlar doktorluğu (zorluğundan dolayı) tavsiye etmiyorlar. Köle gibi çalıştırılıyorsunuz özellikle asistan doktor olunca.”

Tıp fakültesi okumanın zorluğu malum ancak bu cümlelerde çevrenin ve sosyal medyanın insan üzerinde ne büyük bir etkiye sahip olduğunu bir kez daha net bir şekilde anlıyoruz.

İnsan zayıf bir canlıdır. Çevreden az ya da çok; er ya da geç etkilenir. Eğer çevremizi bizi sürekli olumsuzluklara yönelten insanlarla doldurursak hayatın olumlu taraflarını göremeyiz ve bizi ayakta tutacak umudu, motivasyonu ve hevesi içimizde bulamayız.

  1. “Artık bir şeyler başarmak için çalışmak istemiyorum. Gerçekten hayat çok zor geliyor.”

Enes’in en acı cümlelerinden birisi bu. Tüm ömrü “başarmak için çalışmakla” geçmiş. Ve belki de ebeveynlerin yüzde doksanının evlatları için kazanmasını arzu ettiği tıp fakültesini kazanmış.

Tamamen başarmak odaklı bir hayat öğretilmiş Enes’e. Ve Enes geçme notu 60 olan tıp fakültesinde tüm çabalarına rağmen 25 almış. Yani başarısız olmuş. Bunu kaldıramıyor Enes. Başarısızlığı kaldıramıyor.

Evlatlarımızı yetiştirirken başarmak kadar başarısızlığın da doğal bir durum olduğunu, hatta hayat boyunca başarısızlık ihtimalinin daha fazla olduğunun bilinciyle yetiştirmek zorundayız.

Çaba odaklı değil sonuç odaklı yetişen gençliğin başarısızlığı bir şeref meselesi haline getirdiğini görmek zorundayız artık. Oysa hani çaba bizden sonuç Allah’tandı? Tevekkül denen şey neydi?

Öte yandan bizi olgunlaştıran, psikolojik esnekliğimizi ve sağlamlığımızı arttıran olaylar başarılarımız değil başarısızlıklarımızdır. Çuvalladığımız durumlar bizi olgunlaştırır. Lakin bu büyük fırsatı evlatlarımıza tanımıyoruz. “Ben yanlış yaptım, evladım yapmasın, üzülmesin” diyoruz. Ancak üzülerek daha da olgun bir insan olacağını hesaba katmıyoruz. Onlar adına tüm sıkıntıları göğüslüyoruz yeter ki onlar “derslerindeki başarısından geri kalmasın” diyoruz. Hayatın gerçeklerinden izole ederek kırılgan, pasif, korkak ama akademik manada başarılı çocuklar yetiştiriyoruz. Sonuç ise maalesef başarısızlık anında hayatından vazgeçen/vazgeçmeyi düşünen nice olgunlaşmamış gencecik can oluyor.

  1. “İçinde bulunduğum durum Türkiye’de birçok gencin durumu aslında. Onları (intihar etmekten) iki şey tutuyor: İslam’ın bunu yasaklaması ve geride kalacak insanları üzmemek.

Evet, birçok genç için intihar düşüncesi normalleşmiş durumda. Yukarıda bahsettiğim durumdaki gençler için ölüm kökten çözüm. Ancak Enes’in de dediği gibi ilk olarak müslüman olmak bunu engelliyor ardından geride bırakacağı gözü yaşlı insanlar.

Enes, son 3 yıldır müslüman olmadığı için İslam’ın intiharı haram kılması onun için bir anlam ifade etmiyordu artık. Burada dinin ne denli hayati bir fonksiyona sahip olduğunu yine anlıyoruz. Müslüman olmayan biri için artık intihar ile arasında sadece sevdikleri vardır. Onlardan da ümidi keserse artık ölüm ile arasında bir engel kalmamıştır. Nitekim Enes’in ailesiyle de iletişiminin bittiğini ve yaşadığı başarısızlık sonucunda ümidini hepten yitirdiğini görüyoruz.

  1. “Zaten tüm gün okuldasınız. Üstüne bunları (namaz, kitap vs) istemeye istemeye yapmak zorunda olunca özgürlüğünüz elinizden alınmış gibi hissediyorsunuz. Dayanılmıyor bir yerden sonra.”

Enes, iki büyük bir çelişki yaşıyor. İnanmadığı bir dinin emirlerini yapmaya zorlanıyor ve başarı için tüm gün okulda olduğu halde başarısız oluyor.

İnsanlar çelişki ile yaşayamaz. Çelişkilerine ya kılıf bulup akla uygun hale getirmeye çalışır ya da cesaret gösterip çelişkiye neden olan konunun üzerine giderek kendince çözer. Enes çözümsüzlük içeren üçüncü yolu seçmiş. Zira Enes kaybetmek, çuvallamak, hayır diyebilmek gibi konularda sağlıklı yetiştirilememişti. Cesaret göstermekten çekiniyordu zira hayatının sorumluluğunu almaktan korkuyordu.

  1. “Aileme bunu söyleyemiyorum. Onlara anlatmaktan korkuyorum. Her şeyi yapabilme potansiyeline sahipler ve açıkçası ailem olmadan ne yapacağımı da bilemiyorum.”

Aile elbette önemli bir dayanaktır. Ancak 20 yaşına gelmiş birisi “ailemden korkuyorum ve ailem olmadan ne yapacağımı bilemiyorum” diyorsa işte orada büyük bir sorun var demektir. Zira ebeveyn olarak kendinize bağımlı bir evlat yetiştirmişsinizdir demektedir. Ayakları üzerinde durmaktan korkan bir genç var elinizde.

Bağımlı bireyler aileden uzak kalınca her şeye karamsar bakar, yaşama sevincini kaybeder. Zira o sevincin kaynağı onun yerine işleri halleden, her türlü sıkıntıya onun yerine göğüs geren ailesidir. Gencimize düşen ise sadece ders çalışmak ve başarmaktır. “Senden başka bir şey istemiyoruz. Sadece ders çalış” diyen ebeveynler burada mı?

  1. “Şu yaşıma kadar ailemin istediği gibi biri olmaya çalıştım. Çalışmanın verdiği tek ödül daha fazla çalışmak oldu.”

Tıp fakültesi öğrencisiydi Enes. Yani Türkiye’deki anne babaların neredeyse hepsinin evladı için istediği fakültedeydi. Birçok ebeveyn, kendi yapamadıkları, ulaşamadıkları, başaramadıkları şeylerin evlatlarınca yapılmasını istiyor. Ve bundan dolayı evladının yetenekli olduğu alanları ilgi, alaka kurduğu alanları zerrece dikkate almıyor. Zira evladı onun için hayattan alamadıklarını alacak bir anahtardır. Evladının ne istediği onun için önemli değildir. Bu durum haliyle dünya merkezli düşünmeyi de beraberinde getiriyor. Merkezde dünya olunca günlük 10 saat ders çalışmak göze batmaz ama günlük 1 saat namaz göze batar ve çekilmez olur artık.

“Oku rahat et, liseyi kazan rahat et, üniversiteyi kazan rahatsın, hele bir atan sefer kesin rahat edeceksin” bu cümleler birçoğumuza tanıdık geldi değil mi? Bu telkinlerle büyüttüğümüz çocuklarımız hayatın amacının rahat etmek olduğunu ama o rahatlığında bir türlü gelmediğini görüyor.

Çalışmanın tek ödülünün daha fazla çalışmak olduğunu ve artık tükendiğini söylüyor Enes tüm gençlik adına. Gençlerimize aslında zahmette rahmet olduğunu, rahatlığın bazen olup bazen de olmayacağını neden anlatmıyoruz? Neden onları kandırıp bu yalanla daha fazla ders çalışmalarını sağlıyoruz? Eninde sonunda gerçek dünya ile karşı karşıya kaldıklarında onların yaşayacağı bunalıma Enes önemli bir örnek.

Hep hayal ettiği uğruna yıllarını ders çalışma masasında harcadığı rahatlığa kavuşamayan genç için artık hayatın bir anlamı kalmıyor. Anlamsızlık intiharı düşündüren en önemli kavramdır.

  1. “Açıkçası geçmişe bakınca çok kötü bir hayat yaşamadım. Ama geleceğe baktıkça işler hep kötü olacak bunu şimdiden görebiliyorum.”

Geçmişte çok zorlu bir hayat geçirmemiş. Belki de zorlu bir hayatı olsaydı ve mücadele etseydi psikolojik sağlamlığı daha yüksek olurdu.

Gençlerimiz gelecek hakkında çok ama çok karamsar. Zira yetiştirilirken “gaybı yalnız Allah bilir” ilahi düsturuyla yetişmiyorlar. Son derece maddeci ve determinist bir bakış açısıyla yetişiyorlar. En dindar ailelerde bile durum çoğunlukla bu.

Gençler anda yaşamak yerine asla bilemeyecekleri gelecek hakkında “tanrı(!)” edasıyla gelecekteki her türlü ayrıntıyı dahi kurguluyorlar. Haliyle Allah’ın o andaki yardımlarını göremiyorlar. Ellerinde maddeci ve determinist bir zihinle “bugün 15 lira olan şey yarın 25 olacak ben geçinemeyeceğim. Boşuna yaşıyorum” diyorlar. Asla Allah’ın gelecekteki o anda sebeplerle yardım edebileceğine ihtimal vermiyorlar. Çünkü buna inanmıyor maddeci zihin. “Yarın ola hayrola” diyemiyor.

Böyle olunca da ne anı yaşayabiliyor ne de geleceğe dair umutları kalıyor. Zira her şeye maddeci olarak bakan bir zihin tüm ayrıntısına vakıf olduğu garanti bir gelecek ister. Oysa hayat böyle bir yer değil.

  1. “Biliyorum ailem beni seviyor. Benim için iyi şeyler yapmaya çalışıyor ama artık çekilmez bir hal aldı benim için.”

Ailesinin sevgisinden emin ve onların iyiliği için bir şeyler yaptığını biliyor ancak asıl meselenin kendisinde bittiğinin farkında. Ve bu farkındalık onu tüketmiş. İnisiyatif almaktan korkan hayatı hakkında hep pasif kalmış bir insan elbette eninde sonunda tükenir.

Aile olarak amacımız elbette evlatlarımızın iyiliği ama amacın iyi olması her yöntemin/usulün doğru olduğu anlamına gelmiyor. Bu gerçeği bu uzun yazı boyunca psikolojik ve sosyolojik olarak izah etmeye çalıştık. Evet, sayın ebeveynler! Enes hepimizin yüreğini yakarak ve birçok ibretle gitti. Hesabı Allah’a aittir. Umulur ki bu ölümden ibret alırız hatalarımızı bir an evvel düzeltmeye çabalarız.

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir