Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Pazar, Kasım 27, 2022

Dinleri İslam Kendileri Liberal(!)

Selamı kelama bağlayıp Türkiye’nin, ülkemizin en büyük sorunu üzerine gelin biraz birlikte düşünelim. Yazının başlığını okuyanlar “Dinleri İslam Kendileri Liberal(!)” bu ifadenin ülkemizin en büyük sorunu ile ne ilgisi var diyenlere ilk sorum… Bir Müslüman için olmazsa olmaz nedir? Cümleler biriktikçe daha fazla düşüneceğimiz için fazla sizi yormadan ben cevabı yazayım… İmanı… Namusu ve Canı…

Ülkemizin en büyük sorunu politikacılardan, bürokratlara; teknokratlardan akademisyenlere kadar uzanan uzman kişilerin kesişim noktası olan “Ekonomi” değildir… Hatta ekonomiyi kendilerine dert edinen hele ki de ülkenin ekonomisini kendine dert edinen… Batıyoruz… Bittik… Açız… Bu kelimeler ile başlayan ya da biten cümleler sağlıklı bir zihnin çıkarımları olamaz şöyle ki; bu kişilere psikotik rahatsızlıkları var demiyorum. Kastettiğim önem ve öncelik sıralamasını karıştıranlar sağlıklı düşünemez.

Biz öncelikli olan sorunumuza odaklanım. İnsanlar sorunlarını zihinlerinde üretir. Zihinde üretilen sorunlar duygular ile nitel ve nicel olarak artırılır ve çeşitlendirilir.

Bir toplumun için toplumun tüm boyutunu belirleyen “Üretim” diyen Sosyalizm gibi ben de diyorum ki… Bir toplumun tüm boyutunu şekillendiren “İnançtır” diyorum. İnanç kişinin, ekonomisini, eğitimini, savunmasını kısacası tüm boyutunu şekillendirir; şekillendirmekle kalmaz yönlendirir de…

Kimler katılır; kimler katılmaz bilmiyorum lakin ülkemizin öncelikli sorunu inancı ifade etme sorunudur. Ve sorun her geçen gün ciddi boyutta bireyleri ve toplumları etkilemektedir.

Ülkemizde özellikle 2013 yılından sonra inancı yaşama konusunda ciddi boyutta kişisel ve kamusal alanda rahatlıklar yaşanmıştır. Vesile olanlardan Allah razı olsun. Lakin ciddi bir ikilem ya da paradox…

İnancını yaşa ama ifade etme… Namaz kıl ama  “Namaz kılmayan inancımıza göre…”  diyerek söz başlama… Başörtülü olarak iş hayatında çalışabilirsin ama “İnancımıza göre başörtüsü …” şeklinde başlayan cümle kurma…

İnancı ifade, bir ifade özgürlüğü değildir. Çünkü ulusal ya da uluslararası hukuka göre ifade özgürlüğünü sınırlayan ve kısıtlayan hukuki gerçeklikler vardır. Biz din adına inancımız adına şahsi görüşlerimizi paylaşmak ya da bu düşüncelerimizi toplumla paylaşmak derdinde değiliz. Kaldı ki kimse bizim dinden ne anladığımızı bilmek ya da duymak zorunda değildir. Ve kimse dini bizim anladığımız gibi anlamak zorunda da değildir.

Lakin ben inandığım dinin sahih kaynakları ile sabit hakikatlerini ifade etmek, yaşamak ve hatta yaymak gibi bir zorunluluğum ve sorumluluğum vardır.

Ülkemizde özellikle insanlar sosyal ve kişisel boyutta konfor alanlarını tatmin edici düzeye ulaştığında kısacası kaybetmekten korktukları çoğalmaya başladığında kişisel ve kurumsal olarak susmayı tercih ettik. Makamları temsil edenler susmakla kalmadı; makamlarını kullanarak susturma yolunu tercih ettiler. Öyle ki ülkemizde Ayasofya Başimamı politikacılar ve bürokratlar tarafından susturuldu.

Bu aslında kişisel bir tepki değildi. Aslında Bülent Turan kişisel olarak Mehmet Boynukalın’ın kullandığı ifadelerden rahatsız da değildi. Kişisel bir hesaplaşma da değildi… Bu hesaplaşma toplumsal bir hesaplaşmanın ötesinde küresel bir hesaplaşmaydı. Ve bu tepki anlık verilen bir tepki olmuş olsaydı Ayasofya Başimamına karşı organize bir tepki verilmezdi.

Gençliğin inancımıza ve örfümüze yabancılaşması ve ötekileşmesinin arkasında birçok neden olabilir bunun tek bir nedeni yoktur. Lakin gençler eve çocuklara rol model olan ana babaların, öğretmenlerin ve din hizmeti veren kişilerin inançlarının hakikatlerini dünyalıklarını ve konforlarını hesap ederek dile getirmemeleridir.

Ve bu sosyal gerçek gençlerin ve çocukların gözünden kaçmamaktadır. Konforunu kaybetmemek için “kim ne yaparsa yapsın!” tepkimizi gören gençler ve çocuklar “Bana karışamazsınız, ben bir bireyim ve senin bana karışma hakkın yok!” tepkileri göstermeleri onların ifsadı değil bizim ifsadımızdır.

Bunun en büyük vebali de politikacıların ve üst düzey bürokratlarındır. Ülkemizde özellikle 2013 yılından başlayan ve 2016,  15 Temmuz kalkışmasından sonra etkinlik ve yaygınlık kazanan “Susturma” ve “Sosyal lekeleme” veballeri ne seçimlik ne dönemlik hatta ne de birkaç on yıllık bir vebaldir…

Kimse kimseye karışamaz! Oysa bu bizim ne inancımızın ne de örfümüzün bir kodu ve motifi değildir. Hatta tam tersidir seviyorsan karışacaksın gerekirse dilinle ya da duygularınla biraz set olacaksınız. Bu şiddet değildir; bu onur kırma değildir ve de bu seni hiçe sayıyorum “Ben ne diyorsam onu yapacaksın!” baskısı asla değildir.

İnancımız ve örfümüzün kodlarını kullanarak bizden vekâlet almaya çalınlar bu vekâleti alınca bizleri inancımız ve örfümüzü dile getirdiğimiz için cezalandırıyor ya da bu cezalandırmayı uzaktan değil protokolden izliyor bu da yetmezmiş gibi cezalandıranları alkışlıyorlar.

Müslüman mıyız Liberal mi? İtikat anlamında el Hamdulillah ama nasıl bir Müslümanız bu soruyu herkes kendisine sormalı ve cevabını aramalıdır. Şahsen benim için bu sorunun cevabı “Ercan sen sadece işine geldiği kadar Müslümansın” demek oluyor… Evet, imam konusunda teslimiyetimden zerre şüphem yok lakin amel konusun da ise tam olarak teslimiyet içinde olduğum bir amelim yok… Bu durumda Müslüman olanın mazeretleri olmalıdır.

Bu konuda kriterimiz El ile Müslüman olmak… Dil ile Müslüman olmak ve Kalp ile Müslüman olmak…

El ile yanı bizzat düzelen ve düzelten çok nadir Rabbim onlardan ya da onlara muhabbeti olanlardan kılsın… Dili ile düzelten olmak için ciddi bir direnç ile karşı karşı kalmayı göze almaktır. Dil ile düzeltenler azalınca artık kişiler ve toplumlar Allah ve Rasulünün sınırlarının çiğnenmesinden dolayı kalplerinde bir sıkıntı hissetmeye başlarlar ki Allah muhafaza artık kalpler ölmeye başlamıştır ya da taşlaşmaya başlamıştır.

Dil ile inancının hakikatini dile getirenlere karşı önce sosyal lekeleme yapılır ki bu etkin ve yaygın olarak “Sapık” “Terörist” ve “Hırsız” lekelemeleri yapılır. Bu kodlamalar bilerek seçilen beynelmilel kodlamalardır. Hedef kişileri ve topluları uzaklaştırmaktır.

İster Ak Parti isterse muhafazakar bir başka parti Türkiye’de hiçbir zaman inancın hakikatlerin ifade etmeyi kendilerine misyon ve vizyon olarak kabul etmemişlerdir.

Okuyanların çoğu bu cümlemi farklı duygu ve tepkiler ile okuyacaklardır. Evet; CHP İslam’dan; İslami motiflerden ve Nebevi bir günlük hayattan rahatsız olmuşlar ve her alanda inancı ve inanları susturmak için canlarına kast etmeye kadar gitmişlerdir… Bu cümleye katılmayan yoktur ki bu durum akademik boyutta tez konusu yapılarak bile kabul edilmiş bir sosyal gerçekliktir.

Pekâlâ, Ak Parti 2000’li yılların başından 2020 yılına kadar inancının hakikatini ifade eden özellikle sosyal medya mecrasında milyonlar ile paylaşan kişilere karşı mücadele etmemiş midir? Etmiştir…

Küresel medyada “İslamcı Parti” olarak sınıflandıran politik örgüt olan Ak Parti  sanatın ardına saklanıp inancımıza hakaret edenlere karşı göstermediği  direnci inancını  ifade edenlere karşı göstermiştir.

Hiçbir vekil çıkıp “Bu bizim inancımızın hakikatidir. Gönül ister ki biz de bu hakikatleri ifade edebilsek” demeleri gerekirken… Bu bir hadsizlik… Herkes ne söylediğine dikkat edecek… Takipçisi olacağız en ağır cezayı alacaklar… Biz de en az siz kadar bu ifadelerden rahatsız olduk… İvedilikle görevine son verilmiştir… Söylenen ifadeleri bizim de tasvip etmemiz mümkün değildir…

Ak Parti döneminde hiçbir milletvekili vekâletini aldıkları kişilerin sözcüsü olmamıştır. En iyisi duymamış gibi yapıp susmak olmuştur…

Milletin vekili olanlar sadece hakikatleri ifade edenleri savunma anlamında susanlar olmadılar… İnancımızın mukaddesatına saldırılar oldu hiç biri CHP milletvekilleri gibi duyar duymaz görür görmez “#Yalnızdeğildir , “#Yanındayız” destekleri veremediler…

Ne zamana kadar Cumhurbaşkanımızın o konuda konuşmasına kadar… Cumhurbaşkanı bir twit paylaşsa organize şekilde hepsinin paylaşması sadece konfor kaybetme korkusudur… İstisnalar yok mudur? Elbette vardır… İstisnalar için susar dile getirmezsek toplumsal sorunları kamufle ederek kangrenleşmesine sebep oluruz.

Kısacası #AbdestliKonforperestler dini İslam kendileri tam bir liberal…

Susun #AbdestliKonforperestler; inancını ifade edenlere saldırdıklarında susun… İnancınızın mukaddesatına saldırılarken susun…

Ve sakın üzmeyin; kızdırmayın rahatsız etmeyin sanatçıları, entelektüelleri… Gönüllerini almak için kahve için çiçek gönderin ve beraber düet yapın… Celladınıza meftun olmuşsanız artık hesap “Din Gününe” kaldı…

Bu arada gönül isterdi ki Muhammed’i(sav) sevdiğiniz kadar Allah Rasulü Muhammed’in (sav) şeriatını da seviyoruz diyebilseniz… Önümüzdeki seçimde vekâletimi almak için talip olacaklara Twıtter üzerinden bu paylaşımı yaptım tüm Konya Milletvekillerini etiketleyerek ve şimdiye kadar dönen olmadı.

Sosyal medyada vizyonlarına zarar verecek bir paylaşım olunca anında geri dönüş yapanlar inancının hakikatlerini ifade etmek söz konusu olunca görseler bile görmezden geliyorlar. Biz de onları görmezden geleceğimizi bilsinler isteriz… Bekliyoruz

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir