Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Çarşamba, Ağustos 17, 2022

Doktorlar Göçüyor!

Sağlıkta devrim niteliğinde işler yapıldı. Ancak [farklı bir bağlamda söylenen] ‘’her devrim kendi çocuklarını yer” sözü sanki burada da geçerli oluyor. Sistemin yükünü çeken [bel kemiği niteliğindeki] doktorlar küstürülüyor ve göçüyorlar!

Ülkeden başka ülkelere, kamudan özele, özelden emekliliğe göç var!
Mekânsal olarak göçmeyen de zihinsel olarak göçüyor! Göçüyoruz!

Neden mi? Çünkü sistemsel sorunların mağdurlarından olan ve asıl yükü çeken/yüklenen doktorlar, sanki bu sorunların mağduru değil de müsebbibi gibi görülüyor, değersizleştiriliyor, hakarete uğruyor ve haysiyetleri kırılıyor.

Beş dakikada bir hasta bakan, buna mecbur edilen, bir günde yüzlerce hasta ve yakını ile muhatap olan, hepsinin sorunlarını çözmeye çalışan, hepsi ile konuşan, anlatan, didişen… doktor ama hakaret edilen, saldırıya uğrayan, darp edilen ve hatta öldürülen de doktor…

Randevu alamayan -randevusuz gelen- hasta doktora patlıyor…
Sırasını beklemek istemeyen hasta doktora patlıyor…
Acil olmadığı halde acile gelen -böylece acil hastaları mağdur eden- hasta ve yakınları doktora patlıyor…
Mesaisine sabahın köründe [06-07 gibi] başlayan, akşama kadar aç-biilaç devam eden, akşam-gece nöbete devam eden, uykusuz kalan, işlerini yetiştirmeye çalışan, acile, ameliyathaneye, doğumhaneye koşturan, müdahale eden, muayene eden, didinen ve bunları yaparken doğru düzgün yemek bile yiyemeyen [asistan] doktorlar, muhatap olduğu hasta ve yakınları tarafından sanki işten kaytarmaya çalışıyormuş gibi kabul edilen, sataşılan, tahammül gösterilmeyen, hakaret edilen ve hatta saldırılan da doktorlar…

”Bana bu ilaçları yaz/acaksın” diye emir verilen, yazılmayınca da saldırılan, darp edilen doktor,
‘’Patronum izin vermedi, git rapor al dedi, bana rapor vere/eceksin’’ şeklinde -yasal ve etik olmayan- taleplerle karşılaşan, bu kabul edilmeyince de darp edilen doktor,
Muayene randevusu alamayan hastadan küfür yiyen de doktor…
Ameliyat edecek cerrah bulunamayınca küfür yiyen de doktor…
Kimsenin cesaret edemediği riskli ameliyatları kabul eden ama çıkan sorunlarla mücadele eden, dava açılan, tazminat ödemek zorunda kalan da doktor…
Hemen her gün ‘’istediğim ilacı yazmadı’’, ‘’ bana rapor vermedi’’, ‘’bu acil değil, polikliniğe git dedi’’, ’randevusuz bakmadı’’ vb saçma sağan şikâyet dilekçeleri ile uğraşan da doktor…

Kısaca sistemden kaynaklanan tüm sorunları göğüslemek zorunda kalan [çünkü cephede olan o] ve kendisi de mağdur olan doktor, ama suçlu ilan edilen ve fatura kesilen de doktor…

Tüm bunlara ilaveten son günlerde yaşanan maaş-ücret tartışmaları hekimlere yapılan hakaretler, aşağılamalar… Ne yazık ki içinde yardımcı sağlık personeli ve sendikaların da bulunduğu bu tartışmalar tabiri caizse resmen tüy dikmiş durumda…

6 yıllık fakülte mezunu bir doktorun maaşı 5.300 TL, evet yanlış okumadınız 5.300 TL, yani asgari ücretin biraz üzerinde, bu sabit döner sermaye ile 7 bin TL civarında oluyor [artık 500 dolar bile değil]. Kamuda çalışan 20-25 yıllık bir uzman doktorun aldığı ücret [maaş+sabit döner] 9 bin TL civarında, çalıştığı hastane, yaptığı ameliyatlar vb işlemlere yani branşına göre ilaveten 3-5 bin TL daha döner sermaye alan doktorlar var ama bunlar emekliliğe yansımıyor çünkü maaş 5.300-5.500 TL, diğerleri döner sermaye, izinli veya raporlu olduğu aylarda alamıyor, emekliliğine de yansımıyor, o hani doktorlara 2500-5000 TL zam yapıldı meselesi vardı ya [sonra iptal edilen], işte bu doktorların döner sermayeden aldıkları bu ücretin maaşa dahil edilmesi idi. zam değildi yani. Bunun faydası emekli ücretlerine yansıması olacaktı. Ama bu geri alındı, yapılmadı yani bu düzenleme. Neyi sağlayacaktı bu? Kamudan istifaları kısmen durdurabilirdi. Ama bu bile yapılamadı, buna karşı türlü türlü hakaretler yapıldı doktorlara…
Artık bu iş para pul meselesi olmaktan çıkmış, onur meselesi haline gelmiştir. Hiçbir meslek erbabı hakareti hak etmez ama doktorlar için bu adeta rutin haline geldi, hiçbir gün geçmiyor ki ülke genelinde hakarete uğrayan, itilen, kakılan, darp edilen bir doktor olmasın.

Gece-gündüz çalışılarak, uzun, upuzun eğitimlerle elde dilen hangi meslek grubu bu kadar aşağılanıyor? Hangi meslek grubu bu kadar değersizleştiriliyor?
Hekimlik hem zihinsel hem fiziksel olarak yorucu/tüketici bir meslek, bu kadar uzun bir eğitimden sonra hem zihinsel hem fiziksel olarak bu kadar yorulan başka bir meslek var mı?
Bir cerrahın yetişmesi için 6 yıllık fakülteden sonra 4-5 yıllık ihtisas gerekiyor, araya 1-2 yıllık mecburi hizmet girmese ve direkt ihtisasa başlasa bile bir cerrah en erken 30 yaşlarında yetişiyor. Askerler haricinde hangi eğitimli meslek erbabını siz kan-ter içinde görüyorsunuz?
Siz 3-4 saatlik bir ameliyattan çıkan cerrahın üzerindeki terleri -bitkinliği- gördünüz mü hiç?
Riskli ameliyatlarda [ki her ameliyat belli bir riski barındırır, insanın hayatı ile uğraşıyorsunuz], bir cerrahın yaşadığı fiziksel ve zihinsel yorgunluğun ne olduğunu tahmin edebiliyor musunuz?
Bir cerrahın mesaisinin hastaneden çıkınca da bitmediğini, ameliyat ettiği her hastasını zihnen ve fiilen akşam-gece de takip ettiğini, telefon orderları ile talimatlarını verdiğini, akşam-gece çalan her telefonun yüreğini hoplattığını [bu telefon eşinden dostundan gelse bile] bilir misiniz? Nereden bileceksiniz değil mi, bunu yaşayan bilir çünkü…

Her mesleğin kendine göre bir riski-tüketiciliği vardır. Ayrıca her mesleğin akademisyenleri zihinsel olarak yorulur, peki hangi akademisyen [40-50 yaşında bir doçent veya profesör], aynı zamanda kan-ter içinde de kalır? Yıllarca emek veren, gece gündüz çalışan, zihinsel olarak tükenen ama buna ilaveten yaptığı işten dolayı fiziksel olarak da tükenen hangi akademisyen grup var? Ve siz bu uzmanları 7-9 bin TL maaşla kamuda tutmaya çalışıyorsunuz?

3-4 saatlik riskli bir ameliyat için ay sonunda dönerine eklenen ücret 100 TL, ama maruz kaldığı tazminat davası 1 milyon TL [1 trilyon yani]. Niye bu riski alsın ki? Ücret yok, teşekkür yok hatta hakaret ve dava var. Neden bu riski alsın bu cerrahlar?

Uyarıyorum! Bu süreç böyle devam ederse, akılcı bir çözüm bulunmazsa, pek yakın bir dönemde kamuda riskli ameliyatları yapacak cerrah bulunamayacak, zaten süreç başladı, çünkü cerrahlar artık karşılaştıkları tazminat davaları [yani nimeti olmayan külfetler nedeniyle] artık riskli ameliyatları yapmak, bu hastaları kabul etmek istemiyorlar. İnanılır gibi değil ama resmen bindiğimiz dalları kesiyoruz. Sağlık hizmeti binalarla değil doktorlarla verilir. Eğer doktorunuz, cerrahınız yoksa 5 yıldızlı değil 25 yıldızlı hastane de yapsanız bir anlamı olmaz, ama doktorunuz varsa bu yaptığınız hizmetler parlayarak algılanır.

Ben ve eşim meslek hayatımızda 30 yılımızı doldurduk, ben özeldeyim, eşim kamuda [yılbaşından sonra emekli olmayı düşünüyor] yani yapılacak düzenlemelerin bizim için pek bir anlamı yok denebilir, ama mesleğe bu yıl başlayan bir kızımız var ve hem onun hem arkadaşlarının duygularını [çevremizi] gözlemliyoruz, büyük bir hayal kırıklığı ve küskünlük içindeler, tek gündemleri yurt dışına gitmek, zaten kızımın bazı arkadaşları yurt dışına gitmiş durumda, bazısı da göçe hazırlanıyor, kızım gibi -fiziksel olarak- göçemeyenler de ruhsal olarak göçmüş durumdalar!
Artık bu gençlere ‘’yapmayın, etmeyin, düzelir bu işler, sabredin’’ demenin de bir anlamı kalmadı. Çünkü olan biteni ve tartışmaları kendileri görüyor, kendileri yorumluyor.
Yazık ettik bu ülkeye, yazık ediyoruz.

Binlerce hekim yurt dışına gitti ve binlercesi de gitmek üzere, sadece burada kazandıklarının en az 10 katını kazanacakları için değil, bunu buradaki çalışmalarının 10’da birini yaparak kazanacakları, sadece görevlerini yapacakları, hakarete uğramayacakları, darp edilmeyecekleri, ‘’bana şu ilacı yaz’’, “bana rapor ver’’, ‘’randevum yoksa da bakacaksın’’ tehditleri ile karşılaşmayacakları…. Ve buna benzer pek çok avantajları için gidiyorlar. Bütün bunlara rağmen kolay mı sanıyorsunuz bu göçü? Kolay mı insanın ailesinden, yurdundan göç etmesi?

Sağlık Bakanımızın da dediği gibi ‘’doktorlarımız zengin ülkelerin alıcı gözlerle baktığı, en iyi yetişmiş hekimlerdir.’’ Bu gerçekten de böyledir çünkü bizim hem kökleşmiş, çok iyi bir tıp eğitimimiz var hem de tıbbı en başarılı öğrenciler seçiyor[du]. Ama artık bu tercihler değişiyor, maalesef. Ve önümüzdeki 5-10 yıl içinde başta Almanya ve İngiltere olmak üzere Avrupa’nın 50 binin üzerinde doktor alacağı söyleniyor, tehlikenin farkında mıyız?

Bu tablo hepimizin eseri, doktorların, hükümetin ve halkın…
Önceki sistem çok kötü idi ve bazı doktorlar bunu istismar ettiler, tabii halk da mağdur oldu, Erdoğan bu sistemi düzeltmek için devrim niteliğinde işler yaptı ve halkın memnuniyetini artırdı, nitekim bunun karşılığını da girdiği her seçimde aldı, ama Erdoğan bir şeyi unuttu, bu sistem doktorlar üzerinden yürüyordu ve doktorların yükü her geçen gün artıyordu, mağdur oluyorlardı, gün geçtikçe şartlar iyileşeceğine daha da kötüleşti, ilaveten halk da sistemi [konforu, rahatlığı] istismar etmeye başladı, ne demek istediğimi anlamak için Avrupa’da yaşayan bir yakınınız varsa sorun, uzman hekime ulaşabiliyorlar mı? 9 aylık bir gebelik boyunca hiç Dr. İle karşılaştılar mı? kaç kez? Dileyen dilediği anda uzman Dr’a gidebiliyor mu? İstediği ilacı yazdırabiliyor mu? MR-tomografi çektirebiliyor mu? Muayene ve ameliyat randevusunu nasıl alıyorlar, alabiliyorlar mı? vs. bunları bir sorun, işte o zaman bu sistemi hepimiz [hükümet, doktorlar ve halk] nasıl bu hale getirdiğimizi daha iyi anlayacaksınız.

Herkes doktorları acıkmayan, susamayan, yorulmayan, uyumayan, sinirlenmeyen, üzülmeyen bir robot sanıyor galiba, yemeden, içmeden, uyumadan 24-36 saat çalışacak ve yüzlerce hastayı ilk hastadaki gibi güler yüzle karşılayacak, bu mümkün mü Allah aşkına? Randevu almadan gelen ve durumu da acil olmayan hasta ‘’benim verdiğim vergilerle maaş alıyorsun, tabii ki bakacaksın, mecbursun’’ naraları atıyor, had bildiriyor, hakaret ve hatta darp ediyor. Böyle bir olay dünyanın hangi ülkesinde var? [böyle bir sadece Avusturya’da oldu ve maalesef bunu da yapanlar Türklerdi].

Kısacası suç hepimizde, doktorlarda, hükümette, halkta… ama çözümü sadece doktorlar üretsin istiyoruz, gece-gündüz çalışsınlar, nöbet tutsunlar, uyumasınlar, her gün yüzlerce hastaya baksınlar, didişsinler, hakarete uğrasınlar, darp edilsinler, ama karşılığını da almasınlar, öyle mi? Hakarete uğramasalar, darp edilmeseler ve teşekkürle karşılansalar, buna da razı olabilirler, zira bu işin maddi bir karşılığı olamaz zaten, ama o da yok.

Umarım yakında kendimizi, çocuklarımızı, torunlarımızı tedavi ettirecek [riskli ameliyatları yaptıracak] doktor bulmakta sıkıntı yaşamayız. Zira çoğu cerrah artık kamuda riskli ameliyatları yapmak istemiyor. Çünkü maddi bir karşılığı olmadığı gibi manevi bir karşılığı [şükran] da yok, ama işler bir ters gitse [haklı veya haksız] trilyonluk tazminat davaları var. Sağlık ihtisas mahkemeleri de olmadığı için hekimler yok yere yıllarca sıkıntılar yaşıyor ve artık bu iş yapılmaz diyerek ”kanıta dayalı defansif tıp” pratiğine geçiyor [tıbben gerekli olmayan ama mahkemelerin talep ettiği, yapılmayınca ceza kestiği tetkikleri -ceza almayayım- yaptırıyor fakat riskli ise ameliyatı yapmaktan kaçınıyor].
Sonuç mu; gereksiz yere yapılan mükerrer tıbbi tetkikler, artan kamu sağlık harcamaları ve buna rağmen tedavi olamayan, hastane hastane dolaşan hastalar.

Bu suç hepimizin, hükümet, doktorlar, halk… kimse kendisini aklamasın. Çözüm mü? Çözüm belli, bu bilinmeyen bir şey değil, üstelik bunun sadece bir kısmı paraya dayanıyor, çoğu paraya dayanmıyor, ama bunun için irade gerekiyor.

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir