Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Salı, Ekim 4, 2022

‘Balkan Baharı’ Kapıda Mı?

Yurtdışı görevlerim ve iş yoğunluğum nedeniyle geçtiğimiz hafta karşınızda olamamıştım. Kendisi aynı zamanda çok yakın arkadaşım da olan sevgili editörümün “İş başka arkadaşlık başka’’ şeklindeki siteminden sonra artık yazılarımın iki haftada bir yayınlanması için bir karar aldık. Bu sebeple gündem konuları da haliyle birikiyor ve yazıların uzunluğu da artıyor. Şimdiden affınıza sığınarak geçtiğimiz haftalarda dikkat çeken iki önemli gelişmeyi burada değerlendirmek isterim.

Bildiğiniz üzere Balkan coğrafyasını sık sık köşemize taşıyoruz. Önemli gelişmeler yaşanıyor ve bu işin sonunu vardırmak istedikleri yeri Türkiye görebiliyor. Bunun için de sıkı bir diplomasi ve dış politika izliyor. Bizler de bu gelişmelere bigâne kalamayıp elbette takip ediyor ve sizlerle paylaşıyoruz. Balkan coğrafyasına sıklıkla gidip gelen, bölgedeki gelişmeleri sahada izleyip, masaya getirilen konuları da takip eden biri olarak bu coğrafyayla ilgili yazı yazmamak bigayretlik olur. Nitekim önceki yazılarımızı takip edenler bilir tecrübi olarak öngörülerimiz de gayet tabi cereyan etmektedir.

Bosna Hersek’in Sırp Meclisi, uygulanabilirliği olmayan bir dizi kararlar aldı ve suni bir hararetlenme süreci başladı.  Hafta sonu bir arkadaşımın yorumlarımı almak üzere gönderdiği bir tweet serisini hayretler içerisinde okudum. Kendini Balkan uzmanı olarak tanımlayan hatta biyografisine ‘Rumelist’ yazan bir akademisyen! Sırp Meclisinin aldığı kararları yorumlamış. Türklük ve Müslümanlıkla problemleri aşikar olan şahıs, analizinde kendince bir çözüm de sunmuş; “Sırbistan’ı aracı yapalım.” İyi niyetle düşününce ‘şahsi görüşüdür saygı duymak lazım’ diye yorumlayacağımız bu analiz, başka bir açıdan bakınca nereye hizmet ettiği belli olmayan, binlerce insanı etki altında bırakıp yanlış yönlendirebilecek bir aksi sonuçla karşı karşıya kalıyoruz.

Konuyu kısaca özetleyelim sonra güncel gelişmeler ışığında tekrar yorumlarız. Bosna Hersek’in kuruluş belgesi olarak yorumlanacak ‘Dayton Anlaşması’ zaten uygulanabilirliği zayıf ve Boşnaklar için haliyle bizim için de hakkaniyetten uzak bir anlaşma. Bosna iç savaşı başladığında Boşnak nüfus toplam nüfusun yüzde 46’sı idi. Hırvat nüfus yüzde 10, Sırp nüfus yüzde 44 idi. Yüzölçümleri de bu oranlara yakın ancak Dayton Anlaşmasına göre Bosna ve Hırvat halkı bir devlet, Sırp halkı ayrı bir devlet olarak kurgulandı ve iki devletli bir federasyon haline getirildi. Bununla birlikte devlet başkanlığı konseyi üyeleri 2 Boşnak 2 Sırp ve 1 Hırvat olarak düzenlenmesi gerekirken her milletten birer temsilci alındı. Yani ülke nüfusunun 10’da birine denk gelen Hırvatlar temsilde Boşnaklarla aynı hakkı elde etti. Ayrıca Bosna halkı bir devlet, Sırp ve Hırvatlar da bir devlet olarak tanımlanıp federasyon bu şekilde kurulabilirdi. Bu şekilde kurgulanmasına zamanında da şu anda da Türkiye’nin itirazı olmadı zira biz Balkanlarda hiçbir zaman etnik temelli bir ayrımı desteklemedik.

‘Balkan Baharı’ Kapıda mı?…

Geçtiğimiz hafta Republika Sırpska yerel meclisi Sırp lider Dodik’e ortak ordu, yargı ve vergi sistemlerinden çıkmak gibi bazı yetkileri veren bir dizi kararı oyladı. 83 sandalyeli mecliste muhalefetin boykot ettiği oylamada 49 oyla Sırp meclisine göre teklif yasalaştı. Muhalefet lideri Saroviç, “bir savaş olmadan orduyu bölmek saplantılı bir durum, savaş olmadan bunları nasıl sağlayacaksınız, gittiğiniz yol tehlikeli sizi takip edemeyiz” dedi. Gelinen noktada bu kararların uygulanma şansı yoktur. Niyet beyanından öte geçemez ki zaten bu beyanı uzun süre önce de yapmışlardı. Türkiye çok doğru bir politika sonucunda yürüttüğü istikrarlı diplomasiyle burada kendi niyetini zaten ilan etmiş durumda. Türkiye’nin tavrı Bosna’nın tek parça halinde kalmasından yanadır. Ancak mutlaka ki alternatif planlarımız da vardır. Türkiye Bosna Hersek’in etnik temelde bölünmesi ihtimalini Bosna Hersek’in sorunu olmaktan çıkarıp tüm Balkanların hatta Avrupa’nın sorunu haline getirmiştir.  Etnik temelli bir bağımsızlık hareketi Bosna’dan başlayıp tüm Avrupa’yı saracaktır. Sırp meclisinin bu kararının uygulanma ihtimali dahi Türkiye’nin desteğiyle Balkanlarda büyük bir kırılmaya yol açar. Önceki yazılarımızda yazmıştık. Bundan en büyük zararı da Sırbistan görür. Öncelikle Sancak ve Voyvodina ardından Moldova’da Transilvanya bölgesindeki Macarlar, ardından Romanya ve hatta batı Trakya bile… Bu artık durdurulamayacak bir Balkan baharına dönüşür. O yüzden Türkiye’den önce Avrupa müdahil olur ve durdurur. Bu Bosnalı kardeşlerimiz Sırplar karşısında Avrupa’nın desteğiyle ayakta kalıyor demek değildir.

Türkiye, Avrupa’yı Bosna’nın yanında olmaya mecbur bıraktı…

Türkiye, Avrupa’yı Bosnalı kardeşlerimizin yanında yer almaya mecbur bırakmıştır. Türkiye hamlesini yapmış ve beklemeye geçmiştir. Sonuçları mutlaka ki cari duruma göre sürekli analiz edilir ve stratejimize uygun hamleler yapılır. Mevcut durum tam da bu haldeyken çıkıp da milliyetçilik soslarına banarak savaş çığırtkanlığı yapmak tarihi kültürel mirasımızın bize bıraktığı büyük avantajı kullanmaktan vazgeçmek demektir. Türkiye bırakın aracılık istemeyi bu konuda Sırbistan’ı muhatap dahi almaz ki bu güne kadar da almamıştır. Daha önce vurguladığımız gibi Dışişleri Bakanımız yoğun bir diplomasi yürüttü. Sancak’a gidip konsolosluk açtı. Hem eski hem yeni yüksek temsilciyle görüştü ve sonrasında Macaristan Başbakanı ziyareti esnasında noktayı koydu. Bu sürecin hiçbir yerinde Türkiye Sırbistan’dan ricacı olmadı. Bu Kıbrıs konusunda Yunanistan’ı hakem tayin etmeye benzer. Ayrıca Suriye’de nasıl rejimi muhatap almayıp Rusya ile görüşüyorsak Bosna Hersek’te de Sırpları muhatap almayız. İpi elinde tutan yetkisi olan karar alanla görüşürüz. Rumelist arkadaşımız bunu bile teklif etmiş “Dodik’le görüşün’’ diyor. Dodik ancak devlet başkanlığı sırası geldiğinde resmi program dâhilinde ve sadece Bosna Hersek ile ilgili genel konularda bizimle görüşebilir. Sırp tarafının temsilcisi olarak büyüklerini dikkate alırız.  

Sonuç olarak Bosna Hersek özelinde bizim açımızdan değişen bir durum yoktur ama Sırp meclisinin bu kararı Bulgaristan Yunanistan dahil tüm Avrupa için sorun olmuştur. Bırakalım çözsünler Macar dostlarımız ile birlikte izleyelim. 

Ermenistan meselesi…

Gündemin bir diğer önemli gelişmesi de kuzeydoğu sınırımızda yaşandı. Dışişleri Bakanımız Mevlüt Çavuşoğlu’nun, “Ermenistan ile normalleşme için adımlar atabiliriz” açıklamasının ardından önümüzdeki haftadan itibaren karşılıklı uçuşların başlayacağı, temsilci atanabileceği açıklandı. Hemen sonra da Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev barış anlaşması imzalayarak ilişkilerini artık normalleştirebileceğini açıkladı. Türk dünyası için önemli bir gelişme hatta Bosna Hersek’in devlet başkanlığı konseyinin Sırp üyesi Mlorad Dodik’in Sırp meclisinin karar aldığı gün dediği gibi tarihi bir dönüm noktası. Onlar için olmasa da bizim için tarihi. Türk dünyası ile aramızda sadece 42 km kalmışken Zengezur Geçidi’nin açılabilmesinin önündeki bir engel daha kalkmış oluyor. İran ile doğalgaz anlaşmamızı iptal edip Türkmen gazı için anlaşma yaptık ve bu daha başlangıç. Dikkatinizi çekmek isterim ki daha 10 yıl önce kardeş ülke Azerbaycan’a vize ile seyahat edebiliyorken bugün kimlikle seyahat edilebilir hale geldi. Türk Devletler Teşkilatını kurduk. Birçok alanda işbirliğini konuşuyoruz. Zamanla meyvelerini de verecektir. Şu an daha çok yeni, adeta yeni doğmuş bir bebek. Mutlaka hatalar kaçan fırsatlar olacaktır ama sağlam bir temel olduğu için telafisi mümkün olacaktır. Şu kritik günlerde mutlak suretle birçok sebep için ama en önemlisi Zengezur geçidini açabilmek için, 30 yıldır topraklarını işgal eden Ermenistan ile savaştan yeni çıkmış Azerbaycan’ın normalleşme isteği Türk dünyası teorisinin ne kadar sağlam bir temelde olduğunun göstergesidir. Yine aynı akademisyenin!!!  Sayın Bakanın bu normalleşme adımlarını duyurduğu twite yazdığı yorum “yazın bunu kenara ilk temsilcimiz Erivan’da haince vurulacak. Ardından Ermenistan tarafından o caddeye vurulan temsilcinin adı verilir. Sonra baskı altındaki Ermeni hükümeti muhalefetteki Daşnakları tasfiye için bu olayı kullanır, Türkiye’den özür dilenir ve diyalog başlar.’’ Bu bir temenni mi? Yol gösterme mi? Yorumu değerli okuyuculara bırakıyorum. Anlamakta da güçlük çekiyorum ama şunu söyleyebilirim o devir geçti. Türkiye artık siz ve sizin gibilerin çizdiği o dar kalıpları kırdı artık sığmaz ve buna alışacaksınız.

Bu büyük bir hayaldir doğru adımlar atıldıkça da gerçekleşecek ve büyüyecektir. Önüne engeller çıkarılmaya çalışılacaktır ve bunlar çoğu zaman hassasiyetlerimizin bam teline basarak yapılacaktır ancak Türk dünyası eninde sonunda birleşecek mazimizin bizi mecbur kıldığı ve dünya üzerinde hak ettiğimiz konuma bizi taşıyacaktır.

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir