Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Salı, Aralık 7, 2021

Son Ana Kadar

Bana yaşayan bir ekip söyle derseniz, Robert De Niro – Martin Scorsese İkilisi derim.

Bond filmlerini kaçırmam. “Ölmek İçin Zaman Yok” serinin son filmi. Bond filmleri Hollywood senaryolarının aksine, Kraliçe’yi yüceltir ve gizliden dünyanın gidişatında İngilizlerin hakim olduğunu söyler. Doğrudur da. Serinin son filmlerinde oynayan Daniel Craig’den bir videoda bahsetmiştim. Filmi izledikten sonra, performansını değerlendirebilmek için yaşına baktım 53. Bizde pek çok kimsenin eskilerin deyimi ile “ununu eleyip, eleğini astığı” yaş. Bu yaşta ülkemizde çoğu kimse, artık emekli olup torun sevmeyi planlıyor.

İşte bu noktada İrlandalı (The Irishman) filminde rol alan yaşlılar ekibi aklıma geldi. 2019 yapımı filmde yönetmen Martin Scorsese ve başrol oyuncusu Robert De Niro 76 yaşında idiler. Scorsese ve De Niro bu film ile dokuzuncu defa bir araya geldi. Al Pacino ve Robert de Niro ise 4 defa aynı filmde buluştu. Yine İrlandalı filmi çekilirken, oyunculardan Alpacino 79, Joe Pesci 76, Harvey Keitel 80 yaşındaydı.

Şimdi siz, ekip denince yirmili yaşların sonunda, üniversiteyi yeni bitirmiş ve bir iş kurmak için bir araya gelmiş genç, idealist insanları aradınız. Oysa burada hem az, -iki kişi- hem de yaşı ilerlemiş arkadaşlardan bahsediyoruz. İdealizm boyutuna gelince, muhtemelen kendilerince bir sebepleri olabilir, mafya reklam amaçlı çektirmiş olabilir, ya da iş “güzel bir iş çıkaralım birader” ile de sınırlı olabilir.

İşin daha da ilginç olanı, şu an 78 yaşında olan Robert De Niro’nun farklı kaynaklardan biyografisine bakarsanız, çekim ve post prodüksiyon aşamasında devam etmekte olan birden fazla projesinin olduğunu göreceksiniz. Demek ki ustalar ömrünün en sonlarında, en şahane işleri çıkarıyorlar. Tıpkı büyük usta Mimar Sinan’ın, “ustalık eserim” diye takdim ettiği, Edirne’deki Selimiye Camii’ni 86 yaşında yaptığı gibi.

Hani bu işini güzel yapan / muhsinler bizler değil miydik? Nerede günümüzde bizim işini güzel yapan örneklerimiz?

Bu hayata tutunma, umudunu yitirmeme, bir şeyler üretme konusunda bizim ülkemizde, coğrafyamızda ve Batı hariç dünyanın geri kalanında bir boş vermişlik var. Bir Japon belgeselinde ikinci dünya savaşı sonrası Avrupa’dan getirilen makinelerin, ülkede işler hale getirilmesi için imparatorun özel gayreti var olmasına rağmen, halkta bir umutsuzluğun söz konusu olduğunu izlemiştim. Bunu sadece seküler dünya görüşüne bağlamayı da yeterli görmüyorum. O zaman Rusya ve diğer Kuzey Avrupa ülkeleri daha başarılı olurdu. Fakat İngilizler ve Amerikalılar, hırs, dünyaya bağlanma ve dünyayı kontrol etme konusunda kimseye yol verecek gibi değiller. Bunda Yahudi kültürünün, Arz-ı Mev’ud ve beklenen mesihe dünyayı hazır hale getirme inancının etkilerinin olduğu düşünülebilirse de, bence parasal gücü elinde bulunduran kapitalist baronların ölümsüzlük temalı yeni dünya senaryoları daha kışkırtıcı görünüyor.

Pekiyi, burada dünyaya bağlanma demesek de, “hayatı verimli ve son ana kadar mücadele etmede biz neyi temel almalıyız?” derseniz, tabii ki “kıyamet kopuyor da olsa elindeki fidanı dikme” öğüdünü ve Hz. Ebu Eyyüb el-Ensari’nin hayatını derim. O Eyüp Sultan ki, miladi 670 yılında düzenlenen Bizans seferine katıldığında 80 yaşın üzerinde olduğu rivayet edilir. Ordu İstanbul’a yaklaştığı sırada, çok yaşlı olan Ebu Eyyüb el-Ensari, hastalanır ve bir müddet sonra da vefat eder. Vasiyeti üzerine de -ordunun ulaşabildiği en ileri noktaya defnedilmesini vasiyet etmiştir- surların yakınlarına defnedilir.

Cesedi ile bile, bize ileriye gitmemizi tavsiye eden manevi şahsiyetlerimiz var iken, yerimizde saymamız bile abestir. O halde bu atalet, bu ümitsizlik nedendir?

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir