Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Çarşamba, Ocak 19, 2022

Kısa Film Çalışmaları

Mart 1973’deki ünlü Milli Sinema açık oturumundan sonra daha önce hiç ilgisi olmayan kişiler bile MTTB’ye gelip gitmeye başlayınca, dönemin genel başkanı Raşit Ürper bir yıl kadar sonra birliğin tüm birimlerinin tanıtımını içeren bir kısa film çekilmesini Sinema Kulübü’nden istemişti. Böylece salondaki her film gösteriminin başında bu tanıtım parçası seyircilere izletilerek birliğin reklamı yapılacaktı.


Mesut o sıralar Muzaffer Aslan’ın çektiği “Unutma Beni” adlı filmde reji asistanlığı yaptığı için bu görevi ben üstlendim. Rahmetli Yücel abinin setlerinde sıkça karşılaştığım Çetin Tunca sağ olsun bilaücret kameramanlık yapmayı, Kunt Tulgar da stüdyo ve dublaj işlemlerini halletmeyi kabul etti.


Ekim 1974’de MTTB’nin 3 kulüp ve 9 müdürlüğün tamamını 15 dakika içine sığdıran kısa filmin dublaj aşamasında, aslında öyle bir düşüncemiz yokken, Kunt bey filme müzik eklemeyi önerdi. (O sıralar telif hakkı diye bir kavram bilinmediği (!) için ve film kopyalarında dip sesi denen hafif cızırtıyı örtmek amacıyla isteyen herkes istediği her müziğin tamamını veya bir kısmını filmlerinde kullanabiliyordu.)
Kunt bey klasik Türk müziğinin güzel örneklerinden birkaç kupleyi Hayri Küçükdeniz’in sesi üzerine yerleştirmeye başladı. Müziğin sesi bana biraz yüksek gibi gelse de, tepemizdeki devasa hoparlörden öyle duyulduğunu zannederek ses çıkarmadım. Sonuçta benim ilk kısa filmim, Kunt beyin ise kim bilir kaçıncı film/dublaj çalışması idi.
Kasım başında merakla sonucu bekleyen MTTB’nin tüm yönetici ve çalışanlarına kısa filmin galasını (!) yaparken korktuğum şeyin gerçek olduğunu, müziğin volümünden tanıtım konuşmalarının bile anlaşılmadığını gördüm. Böylece ilk acemiliğin ceremesini genel başkanın haklı sitemi ile çekerken, bizim tanıtım filmimiz de rafa kaldırılıp bir daha hiç gösterilmedi.


O dönem gerek negatif film, gerekse pozitif kopyaların bedeli neredeyse tüm yapım maliyetinin yarısına eşit olduğu için, hata içerse bile ne sette plan çekimleri iki kereden fazla tekrarlanır, ne de hatalı pozitif kopyalar çöpe atılıp yeniden basılırdı. Özetle, filmlerde tekrar çekim ve düzeltme işlemi yapmak büyük maliyete katlanmak demekti.


Aradan 47 yıl geçtikten sonra günümüzde internette gördüğümüz ve hammadde maliyeti sıfıra yakın olan dijital , belgesel veya tanıtım çalışmalarına halen bangır bangır müzik eklenerek konuşma seslerinin bastırılması benim garibime gidiyor. İlk kopya izlendikten sonra kolaylıkla giderilebilecek bu hatanın düzeltilmemesi ise aslında daha da garip. Sonuçta yapılan çalışma bir müzik klibi değil ve konuşmaların anlaşılmadığı bir proje aslında boşa harcanmış bir emek sayılmalıdır.


Bu arada büyük mekanlar bölünerek minyatürleşmesine rağmen sinema salonlarındaki ses seviyesinin çok yüksek tutulması sebebiyle pek çok insanın artık salonlarda film seyretmekten vazgeçtiğinin de bizzat şahidi olduğumu eklemek isterim.

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir