Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Salı, Aralık 7, 2021

Kırım’ın İçinden Geçtiği Zorlu Süreçte, Türkiye’nin Rolü…

Yörünge yazarlarından Oğuz Altın, bu hafta köşesine Kırım Tatarlarını taşıdı. Kırım’ın içinden geçtiği zorlu süreçte Türkiye’nin üstlendiği rolü enine boyuna masaya yatıran Altın, Kırım meselesine tarihin penceresinden bakarak günümüze taşıdı. Kırım’ın dünü ve bugününü ele alan Altın Yörünge’deki köşesinde, Türkiye’nin Kırım konusunda dış politika başarısını ve soydaşlarımız olan Kırım Tatarlarına uzattığı eli anlattı.

Altın’ın köşe yazısı şu şekilde;

Kırım’da, uzun tarihsel süreçlerin ardından Türk nüfus bir hayli azalmış olsa da, 2014 yılında Rusya’nın yasadışı ilhakına kadar Ukrayna’ya bağlı özerk bir cumhuriyetti. 1954 yılında Sovyet lider Nikita Khrushchev tarafından Ukrayna’ya bağlanmış, 1991 yılında yapılan referandumla da özerklik kazanmıştı. 1994 yılında büyük devletler tarafından Rusya ile imzalanan ‘Budapeşte Memorandumu’, Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü taahhüt altına alınca birçok kez özgürlükleri için savaşmak, yıllarca Ruslaştırma politikalarına direnmek ve sürgün edilmek zorunda bırakılan Kırım Tatarları, tarihlerinde belki de ilk defa barış ve huzur içinde özgürce anayurtlarında yaşamak hayaliyle Kırım’a geri dönmeye başladılar. Önce yüzlercesi sonra binlercesi sürgünde bulundukları topraklardan ana yurtlarına dönüyorlardı.

Yıllarca süren mücadele nihayete ermiş ve nihayetinde Kırım halkı, Kırım Tatar Özerk Cumhuriyeti’nde bir arada yaşamaya başlamışken; ilk tehlike, Sivastopol’de bulunan Rus donanmasının süresinin uzatılması için Ukrayna ve Rusya arasında imzalan anlaşma ile belirdi. Bununla beraber her şey de güllük gülistanlık değildi. 2014 yılından önce Ukrayna tarafından hakları gasp edilmeye çalışılan Kırım Tatarları, o zamanlar Türkiye’den yeterli desteği göremiyordu. Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova’nın da geçtiğimiz hafta bu konuda bir açıklaması oldu. Zaharova, açıklamasında “2014 yılına kadar uluslararası kuruluşların Kırım Tatarlarının etnik ve kültürel haklarının uygulanması konusunda Ukrayna’ya yönelttiği çok sayıdaki şikâyeti görmezden gelen Türk hükümetinin, günümüzde Kırım Tatarlarının durumu hakkında endişe duyduğunu göstermesi, bunun konjonktürel nitelik taşıdığını doğruluyor.” Dedi. Haklı olmakla birlikte konjonktürel de olsa Kırım Tatarları öz be öz Türk’tür. Hatta dilleri bizim bugün kullandığımız Türkçeye en yakın olan Türk topluluktur.

2013 Kasım’ında dönemin Rusya yanlısı Cumhurbaşkanı Viktor Yanukoviç’in AB ile ortaklık ve serbest ticaret anlaşmasını onaylamaması üzerine başlayan gösteriler kısa sürede Ukrayna’nın tamamına yayılmış, çatışmalar sonrası Yanukoviç Rusya’ya kaçmıştı. Karışıklık ve kargaşa devam ederken 20 Şubat 2014’te maskeli Rus askerleri Kırım’daki kritik noktaları işgal etti. Ukrayna donanmasının başındaki amiral Berezovsky, donanmanın neredeyse yarısıyla birlikte Rus tarafına geçti. Kırım Yüksek Konseyinin işgali ve yeniden dizayn edilmesiyle birlikte Rusya tarafından atanan yeni Başbakan (Kırım Tatarcası: Qırım Cumhuriyetinin Baş Naziri)  pek tabii ki ilk iş olarak Kırım Cumhuriyetinin bağımsızlığını ilan etti. Ardından da 16 Mart 2014’te Kırım’ın statüsüyle ilgili referandum düzenledi. 18 Mart’ta da Kremlin’de Rusya’ya katılım anlaşmasını imzaladı. 19 Mart’ta Ukrayna askerleri üslerinden çıkarıldı. Böylece 24 günde yıllardır hasretiyle yanıp tutuşulan Kırım Tatarlarının anayurtlarında birlikte yaşama şansı bilmem kaçıncı kez ertelenmek zorunda kaldı.  Çile tekrar başladı. Akın akın Rus işgalinden kaçan Kırım Tatarları Ukrayna ve Türkiye başta olmak üzere yine göç yolundaydı.

Türkiye, Kırım Tatarlarına kucak açtı…

Dünyanın her tarafından Kırım yarımadasının işgaline tepki yağdı Rusya’nın G8 üyeliği askıya alındı. Türkiye ilk günden itibaren en sert tepkiyi gösteren ülke oldu ve uluslararası her platformda dile getirdi. Hatta son BM Genel Kurulunda Cumhurbaşkanımızın ağzından Kırım’ın yasadışı ilhakını ret eden açıklama yine duyuldu. Türkiye Kırım Tatarlarına kucak açtı. Her platforma sınırsız destek verdi. Bununla birlikte Ukrayna’da kalan Kırım Tatarları için konut projeleri dâhil birçok yardımda da bulundu. 2019 Ukrayna Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde sürpriz bir şekilde ipi göğüsleyen Zelensky’nin Kırım konusundaki tavrı merak konusuydu. Önce Dışişleri Bakan Yardımcılığına bir Kırım Türkü olan Emine Caparova’yı atadı. Ardından ‘Geçici İşgal Altındaki Toprakların Yeniden Entegrasyonu Bakanlığı’nı kurdu. Cumhurbaşkanı Kırım meselesine soğukkanlı yaklaşırken bu güne kadarki en büyük adımı da yine sakince attı. Dışişleri Bakanı Dmitro Kuleba’nın başkanı olduğu Kırım Platformu Kurucu Zirvesi Hazırlama ve Düzenleme Komitesi’nin kurulmasına dair bir kararname çıkarttı.  Ukrayna’nın bağımsızlığını 30. yıldönümü arifesinde 23 Ağustos 2021’de Kırım Platformu kuruldu ve ilk toplantısını Kiev’de düzenledi. Kırım Platformu zirvesine temsilci göndereceğini ilk açıklayan ülkeler ABD, Kanada, Birleşik Krallık, Moldova ve Türkiye oldu. Zelensky, Joe Biden’ı bizzat davet etti. Rusya da davetliler listesindeydi ancak katılmak için çok ağır şartlar talep etti ve platforma katılımın Rusya’nın toprak bütünlüğüne tehdit olarak algılanacağını belirtti.  Bununla birlikte Yunanistan, Litvanya, Moldova, Polonya, Cumhurbaşkanlığı düzeyinde katılırken, Nato’yu Genel Sekreter Yardımcısı, Irak’ı Başbakan, ABD’yi Kiev Maslahatgüzarı ve Bakan Yardımcısı temsil etti. Üzerlerinde sallanan Rus Kılıcı sebebiyle Türki Cumhuriyetlerin hiç biri platformda temsil edilemedi. Oysaki Ukrayna, Karabağ savaşında neredeyse her gün Azerbaycan’a destek açıklaması yapıyordu. Yani en azından Azerbaycan’ın temsilci göndermesini beklerdim.

Çavuşoğlu’ndan bir tweetle gelen dış politika başarısı…

Türkiye’yi kimin temsil edeceği son güne kadar muammaydı. Zira Türkiye’nin platforma katılması ve katılımın seviyesi bir yandan soydaşlarının haklarını savunması bakımından zorunlu; bir yandan da Rusya’nın bu kadar net açıklamalarının ardından da önemli bir problem sahasıydı. Mevlüt Çavuşoğlu’nun “Kırım Platformuna katılmak üzere Ukrayna’dayız”  tweetiyle ben de öğrenmiş oldum. Böyle belirsizlik zamanlarında Çavuşoğlu Hızır gibi yetişiyor. BM Genel Kurulunda dahi gündeme getirdiğimiz konu için daha üst düzey bir katılım olabilir miydi? Belki, ancak Çavuşoğlu da gerçekten platformda oturduğu koltuğun hakkını fazlasıyla verdi. Nihayetinde 46 ülke ve uluslararası kuruluşun katılımıyla deklarasyon imzalandı ve Zelensky’nin tabiriyle Kırım’ın iadesi için geri sayım başladı. Platformun Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nde de temsil edileceğine dair açıklamalar yapıldı. Zirvenin açılış konuşmasını yapan Çavuşoğlu, ünlü Tatar düşünür İsmail Gaspıralı’nın sözüyle konuşmasını tamamladı; ‘Düşünmek kolaydır, ancak tekrar ayağa kalkmak zordur. Tatarlar tarihteki bütün zorluklardan sonra ayağa kalkmayı başarmışlardır.’ Ancak en dikkat çekici konuşma Kırım Tatar halkının milli lideri Mustafa Abdulcelil Kırımoğlu’nun konuşmasıydı. Aynı zamanda Ukrayna milletvekili de olan Kırımoğlu, tamamen Türkçe yaptığı konuşmasından sonra dakikalarca ayakta alkışlandı. Vakti olanların internette kolayca bulabileceği bu konuşmayı dinlemelerini tavsiye ederim.

Türkiye, soydaşları konusunda günlük siyaseti bir tarafa bıraktı…

Zirvenin ardından pek tabii ki Rus tarafından öncelikle ve en çok Türkiye’yi hedef alan birçok sert açıklama geldi. Buna rağmen Türkiye haklı olduğu konuda tavizsiz tavrına devam etti. Hatta Cumhurbaşkanımız önceki hafta Soçi’de Putin ile görüşürken Ukrayna tarafından bir sonraki yıl zirve toplantısının Türkiye’de yapılmasını teklif edildiğine dair haberler servis ediliyor; aynı anda Baykar firması İHA’ların bakım onarımı için Ukrayna’da kuracağı fabrika için imza töreni yapıyordu. Bu konuda Türkiye Rusya ile birçok alanda iş birliği olmasına rağmen Kırım konusunda tavrını hiç değiştirmedi. Kırım’ı hiçbir siyasi pazarlığın konusu yapmadı. Mevcut şartlarda da Kırım Tatarlarına ve Ukrayna’ya olabilecek en güçlü desteği her daim verdi. Zirve bildirgesine imza atan her devletin veya uluslararası kuruluşun kendince ayrı bir ajandası olmasına rağmen bunları bir araya getirebilmek ve Kuleba’nın tabiriyle, ‘tarihi bir hatayı düzeltmek’ önemliydi. Rusya ile ilişkilerimizin durumuna bakılmaksızın soydaşlarının haklarını savunmaktan başka bir ajandası olmayan Türkiye’nin bu tavrı Türk dünyası için kıymetli ve umut vaat ediyor. Kendi toprak bütünlüğüne en büyük desteği Türkiye’den gören Ukrayna da, Türk dili konuşan ülkeler platformuna gözlemci üye olarak katılmak istediğini açıklıyor.  Bir yandan geçtiğimiz hafta Türk Konsey Ulaştırma Bakanları Macaristan’da toplanıp tamamen Türklerin kontrolünde bir ‘İpekyolu Projesi’ne imza atıyor. Ekonomik sıkıntılar bariz, Rusya ile gaz krizi kapıda, S400 krizi bir hayli başımızı ağrıtırken özellikle Kırım Tatarları mevzuunda ve genelde de Türk dünyasına katkılarımız önemli ancak en önemlisi bunları her halükarda devam ettiriyor olabilmemiz. Hiçbir günlük siyasetin hiçbir pazarlığın konusu yapmadan yeri gelince en yüksek sesle yeri gelince sessiz sürdürebilmemiz, olması gereken bir dış politik başarısıdır.

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir