Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Salı, Kasım 30, 2021

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Bosna Ziyaretinin Perde Arkası…

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, hatırlayacağınız gibi geçtiğimiz ay Bosna’ya önemli bir ziyaret gerçekleştirmişti. Bosna Hersek ziyareti, sıradan bir ziyaret değildi. Birden fazla açıdan değerlendirilmesi gereken, alt metin okumalarının yapılacağı önemli ve stratejik bir ziyaretti.  Medyada geniş yer bulmasa da, basın toplantısında Bosna Hersek Cumhurbaşkanı Milorad Dodik’in aşırı gergin tavrı ve söylediği dikkat çekici ifadeleri de ayrıca ele almak gerekir.

Yörünge Dergisinin detaylarına ulaştığı ziyaretin perde arkasını ve o ziyarette yaşanan krizin bilinmeyenlerini Oğuz Altın, Yörüngeye anlattı.

Televizyondan canlı takip ettiğim basın toplantısında dikkatimi çekmedi, (belki çeviride de yoktu) ama daha sonra teyit etmek için resmi açıklamalara baktığımda o aşırı gergin halin gölgesinde kalmış çok enteresan bir tanıma rastladım.  Kullandığı ifadenin tam çevirisi ‘barışçıl ayrılık’. Bizim için çok tehlikeli olan ayrılık lafları Bosna gündeminde günlük hayatın bir parçası aslında ancak bu kez bu ifadenin altında sıcak bir gündem vardı.

Konuyu anlayabilmek için öncelikle Bosna Hersek’in siyasi yapısından biraz bahsetmek gerekir. Dört yıl süren ve tarifsiz acılarla dolu olan Bosna iç savaşı, 21 Kasım 1995’te ABD’nin Dayton eyaletinde imzalanan anlaşma ile sona ermiş; hemen ardından 14 Aralık 1995 tarihinde de Bosna Hersek Cumhuriyeti, Hırvatistan Cumhuriyeti ve Yugoslavya Federal Cumhuriyeti tarafından Bosna Hersek’te Barış İçin Genel Çerçeve Anlaşması (BGÇA) 11 ek dosyasıyla birlikte Paris’te imzalanmıştır.

BÇGA’nın imzalanmasını takiben 8-9 Aralık 1995’te anlaşmanın korunması ve sürdürülebilirliğini temin etmek amacıyla bir konferans düzenlenmiş, neticesinde de aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 55 ülke ve uluslararası organizasyon tarafından  ‘Barış Uygulama Konseyi’nin kurulması kararlaştırılmıştır. Kısaca bu konseyin karar organı olarak ‘BUK’ yürütme kurulu (Türkiye, bu yürütme kurulunun üyesidir) icra organı olarak da Bosna Hersek’te sivil sorunların çözüm yetkisine de sahip bir yüksek temsilcilik ofisi kurulması ve bir yüksek temsilci atanmasına karar vermiştir. 9-10 Aralık 1997’de Bonn’da düzenlenen konsey toplantısında da yüksek temsilcinin gerek gördüğünde sivil alanda nihai kararlar alma yetkisi tanımlanmıştır. Böylece yüksek temsilci ‘Bonn Yetkileri’ diye tabir edilen Başkanlık Konseyi üyeleri veya devlet başkanını görevden almak dâhil olağanüstü yetkilerle donatılmıştır.  

Bosna Hersek iki etnititeden müteşekkildir. Bosna Hersek Federasyonu ve Republika Srpska. Çerçeve anlaşmasına 4 numaralı ek olarak dâhil edilen Bosna Hersek anayasasına göre Boşnaklar, Hırvatlar ve Sırplardan oluşan üç kurucu halk arasında eşit güç paylaşımı öngörülmüştür. Bu sebeple her üç ırkı temsilen üç ayrı Başkandan oluşan Devlet Başkanlığı Üyeleri Konseyi 8’er aylık dönemlerle sırayla Başkanlık koltuğuna oturmaktadır. Basın toplantıları veya resmi törenlerde üç Devlet Başkanı bulunmasının sebebi de budur.

2009 yılından bu yana Bosna Hersek’te yüksek temsilci olarak görev yapan Avusturyalı diplomat Valentin İnzko, görev süresinin dolmasına çok az bir zaman kala ‘soykırımın inkârının cezalandırılmasına ilişkin’ yasanın Bosna Hersek Parlamenterler Meclisinde onaylanana kadar geçici olarak yürürlüğe girdiğini açıkladı. Bu yasayla birlikte uluslararası mahkemelerde veya Bosna Hersek mahkemelerinde kanıtlanmış soykırım, insanlığa karşı suçları ve savaş suçlarını inkâr, yüceltme, önemsizleştirme, aklamaya çalışan kimseler 6 aydan 5 yıla kadar hapis cezasına çarptırılmasının önü açıldı. Bu yasayla soykırım, insanlığa karşı suç veya savaş suçundan hüküm giyen kişileri ödüllendiren, yücelten, ayrıcalık tanıyan; isimlerini sokaklara, meydanlara, köprülere, kurumlara, şehirlere veren kimselerin en az 3 yıl hapis cezasına çarptırılması öngörülüyor.

Bosna gündemine özellikle de Republika Srpska tarafına bomba gibi düşen bu yasadan sonra 2006 yılından beri Yüksek Temsilciliğin sonlandırılması için Rusya’nın desteğiyle türlü girişimlerde bulunan Sırp tarafı tarafından çeşitli tepki açıklamaları oldu. Bunların en güçlüsü de ülkenin Devlet Başkanı koltuğunda oturan Dodik’ten geldi. Açıklamasında ‘bu Bosna’nın tabutuna çakılan son çividir. Bosna Hersek bundan sonra işlev göremez hale gelecek. Birilerinin sadece web sitesinde yayınlayarak yasa koyabileceği bir ülkede yaşamayacağız’ dedi. Sırp Cumhuriyeti Meclis Başkanı Nedeljko Cubrilovic de ‘Başkanlık Konseyi başta olmak üzere Başkanlar Konseyi ve Parlamento’da görev alan tüm Sırp yetkililer görevlerini boykot edecekler’ dedi.

Böylece çok enteresan bir durum oluştu; Mirolad Dodik, Devlet Başkanı olduğu ülkeyi protesto etmek, tanımamak gibi komik bir konumda kaldı. Cumhurbaşkanımızın ziyareti sırasında da karşılama için resmi törene katılmamak için Sırbistan’a gitti. Sonrasında ne olduysa hızlıca geldi görüşmelere katıldı ve basın toplantısına da çok gergin bir halde çıkıp kontrolsüz tavırlar sergiledi. Buna rağmen Cumhurbaşkanımız konunun üstünde durmadan, restorasyonu tamamlanan camiden, ikili ekonomik ilişkilerimizden ve güçlü bir vurgu ile de Boşnaklara olan desteğimizden bahsetti. Çerçeve anlaşmasına atıfla Bosna Hersek’in toprak bütünlüğü, Republika Srpska Meclisinin yetki çerçevesinin hatırlatılması veya Sırpların açıkça dile getirdiği ayrılıkçı isteklerine cevap verilmesi gibi başlıklar gerek Müslüman Boşnaklarca özellikle de soykırım kurbanı ailelerce beklense de hiçbir politikaya hizmet etmeyecek bu açıklamalardan tamamen kaçınıldı. Bunun yerine Türkiye konuyu tamamen görmezden gelerek gündem oluşmasına dahi izin vermemiş oldu. Ancak ziyaret sonrasında da bu konudaki trafik hızlandı. 31 Ağustos’ta Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu dolu bir ajandayla Sırbistan’a gitti. Yeni Pazar Başkonsolosluğunun açılması (gerçekten Dışişleri Bakanının da tabiriyle, ‘tarihi bir olaydır’ başka bir yazıda detaylıca yazmak isterim) ana gündem maddesi olsa da Bosna Hersek’teki durumun konuşulmamış olması imkânsız. Ama açıklamalar da hiç geçmedi. Bu kez Sırp tarafı da gündeme getiremedi. Henüz mutabık kalınmamış olan kimlikle seyahat dâhil birçok konuda ikili işbirliği açıklamaları yapılırken Bosna’daki Soykırım Yasası veya Yüksek Temsilciliğin konumu hakkında bir cümle bile açıklamalara yansımadı. Bütün bu süreci, tavizsiz davrandığı anlaşılan Çavuşoğlu’nun başarısı olarak değerlendiriyorum.

Bu ziyaretin hemen arkasında da 6 Eylül’de görevden ayrılırken ‘Annelere verdiğim sözü tuttum’ diyerek, ‘Soykırımı İnkâr Yasası’nı çıkartan Bosna Hersek eski Yüksek Temsilcisi Valentin İnzko Ankara’da Çavuşoğlu’nun konuğuydu. Gündem artık belliydi. Açıklamada da Çavuşoğlu, Yüksek Temsilcilik Ofisine desteğimizi vurguladı. Yoğun diplomasi devam etti. 13 Eylül’de bu kez Almanya’nın aday göstermesiyle Valentin İnzko’nun yerine Yüksek Temsilciliğe atanan Chiristian Schmitt, Ankara’daydı. Bu defa Çavuşoğlu, ‘Bosna Hersek Yüksek Temsilciliğinin, Bosna Hersek’in istikrarı ve bütünlüğüne yönelik çalışmalarını desteklemeye devam edeceğiz’ açıklamasıyla ilk kez Bosna gündemine dair bir açıklama yapmış oldu.

Türkiye tarihi ve müstesna bağlarımız bulunan Bosna Hersek özelinde ve tüm Balkan coğrafyasında çok kritik bir görev yükleniyor. Çok doğru bir politikayla tavizsiz ilerliyor. Bu gün Bosna’da Müslüman Boşnak halk, Türkiye’nin her platformda vurguladığı desteği ve diplomatik başarısı sayesinde güven içinde; ayrılık yanlısı Sırp tarafı ise gündemde kalabilmek için yaptıklarıyla artık komik duruma düşen taraf pozisyonunda. Hariciyemizin hakkını burada teslim etmek gerekir.

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir