Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Salı, Aralık 7, 2021

Covid-19, Aşı, Kur’an ve -İşi Ehline Vermeyen- Müslümanlar

Sevilen bir hoca Covid-19’dan vefat etmiş Allah rahmet etsin. Ben tanımıyordum kendisini ancak tanıyan arkadaşlar “muvahhit bir mü’min olduğuna şahidiz” diyorlar. Ne güzel. İnşallah şahitlikleri Allah nezdinde de makbuldur, zaten şahit olarak Allah yeter.

Geleneğimize göre [merhuma ve daha çok yakınlarına saygı olsun diye] ölülerin arkasından pek konuşulmaz. Ancak kamusal mesajlar açısından böyle bir Kur’ani yasak yoktur. Hatta Kur’an, biz de aynı hataları yapmayalım diye önceki Nebilerin bazı hatalarını zikreder, evet, bunu bizzat Kur’an yapar[1].

Bu nedenle isim vermeden bu hocaefendi nezdinde aşı karşıtı bazı Müslümanların [tabii ki bana göre] hatalarından bahsetmek istiyorum. Maalesef bu hoca efendi de aşı karşıtı idi ve  [birçok Müslümanın yaptığı gibi] uzmanı olmadığı konularda hatalı mesajlar verdi.

Bunu yapanlar bana göre Kur’anın bazı ilkelerine aykırı davranıyorlar. Ne yazık ki bunu bu süreçte pek çok insanda gördüm. İhlal edilen Kur’ani ilkeleri nakledeceğim. Ama önce merhumun nasıl bir yanlışa sürüklendiğini  bizzat kendi paylaşımlarından görelim;

8 Ekim’deki paylaşımı şöyle:

“Yogunbakimdan hepinize selamlar… Korona’ya yakalandigim günden itibaren dört gün evde bitkisel tedavi ile iyileşmeye çalıştım. Ve hastaneye kesinlikle gitmeme ve hastalığımi arttırma niyeti taşımadığımi belirtiyorum. Sık sık bayilmalarim üzere danistigim bütün doktor arkadaşlar hastaneye gitmem gerektiğini söyledi. İki gündür yoğun bakımdayım…”

9 Ekim’deki 3 paylaşımı da şöyle;

“Doktorumun dediğine göre en az dört gün daha buradayım. Virüsler akciğerimi kuşatmış. İyi niyetle hizmet eden, gerçekten fedakar sağlık görevlileri, ama sistem yanlış. Benim gibi şeker hastalığı, tansiyon dahil hastalıkları verilen korona ilaçları tetikliyor. Korona’yi yok ediyorlar, ama diğer hastalıklara direnci hele 65 yaş sonrası için problem çözülmüyor. Ölüme meydan okunmaz ama ben ne hastaliklara direnmedim, nelere Allah’in yardımıyla katlanmadim ki… Rabbim yardım ediyor ve edecek. İyilesecegim inşaAllah. Hepinize selam ve sevgilerimi sunuyorum. Not, bu yazıyi iki saatten uzun bir zamanda yazabildim.”

“Dua eden, mesaj yazan veya ihmal eden bütün kardeşlerime teşekkür ediyorum, Allah razı olsun. Lütfen kimse telefon etmesin. Yoğun bakımdayim. Telefon yasak, görüşme yasak. Sağlığım bana göre iyi. Ben korona’yi hâlâ tehlikeli görmüyorum, hastanelerin tedavi usulünün yanlış olduğunu söylüyorum. Dualarınızın Kabul olduğunu sanıyorum. İyiyim, iyileşiyorum. Merak etmeyin. Ben de hepinize dua ediyorum.”

“Moralim gayet iyi. Bunlar hastalıkla imtihanlarimdan küçük biri. Bunca seven kardeşimin dualarını Allah geri çevirir mi? Kisa zaman sonra nerede kalmıştık diyeceğimi umuyorum. Ben iyimserim. Korenadan değil, bayilmalardandi şikayetim.”

Evet, mesajları gördünüz; salgın ve aşı karşıtı çevrelerde gördüğümüz gerçeklikten kopuk tipik yaklaşımlar.

Yoğun bakımda iken bile “koronayı tehlikeli görmüyorum, uygulanan tedaviler yanlış”  diyor.

A mübarek, sen doğru bulduğun tedavileri, bitki tedavisini vs zaten evinde iken uygulamadın mı? O halde neden hastaneye muhtaç kaldın?

Niçin yoğun bakıma düştün?

“Şikayetim koronadan değil bayılmalardandı” diyor. Peki niye bayılıyordun acaba? Virüs akciğerlerini tuttuğu için solunum yetmezliğine girmiş ve oksijensiz kalmış olmayasın?[Covid’in yaptığı SARS zaten ani solunum sendromu demek]. Dilimizde tüy bitti şunları söylemekten; “Bu virüs/hastalık belli bir aşamaya geldikten sonra artık durdurulamıyor,  ne yaparsan yap durdurulamaz. Önemli olan bu aşamaya gelmemek, enfekte olmamak veya enfekte olunca hafif atlatmak, bunu sağlayan tek koruma aşıdır…”

“Korona tehlikeli değil, yapılan tedaviler yanlış” diyor. Fesubhanallah. Akciğerlerini saran, nefes almanı engelleyen, seni nefessiz bırakan bir virüs/hastalık[SARS] nasıl tehlikeli olmaz? Bu nasıl bir yaklaşım ve nasıl bir şartlanmışlıktır anlamak mümkün değil. Bunu kanaat önderlerinin yapması ise daha da üzücü. Ama maalesef yapıyorlar.

Biliyorum, bazıları bana kızıyor ama ben [kamusal bir menfaat olacaksa] tepki alsam bile doğru bildiğimi açıklamaktan çekinmeyen biriyim. Kanaatime göre aşı karşıtlığı yapan Müslümanlar Kur’anın şu ilkelerini ihlal ediyorlar:

1-Kur’an işi ehline verin diyor(4/58).  Bu işin ehli ekip olarak sahada çalışan, araştırma yapan Enfeksiyon hastalıkları uzmanlarıdır. Bu konunun asıl uzmanları bunlardır.  Bu Uzmanlar tarafından yapılan binlerce araştırma vardır ve bu araştırmaların hepsi aşı lehindedir, aşı aleyhinde sonuç bildiren [bu niteliğe sahip] tek bir çalışma yoktur. İlgili uzmanlarca yapılan ve delil niteliği taşıyan binlerce araştırmayı görmezden gelerek, [işin ehli olmayan] bir kaç kişinin hiçbir delile dayanmayan spekülatif beyanlarını dikkate almak ve bunlara dayanarak aşı karşıtlığı yapmak, işi ehline vermemektir. Bunu yapanlar Kur’anın bu ilkesini ihlal etmiş oluyorlar.

2- Kur’an “bilmediğiniz şeyin ardına düşmeyin”(17/36) ve “delilsiz konuşmayın[delille konuşun] diyor(2/111). Aşı karşıtı açıklama yapanlar hem bilmedikleri şeyin peşine düşüyor hem de delilsiz konuşuyorlar. Bu Kur’ani ilkeleri de ihlal ediyorlar.

3-Kur’an fasık haberlerini iyi tetkik edin, hemen inanmayın/yaymayın der(49/6). Ama ne yazık ki aşı karşıtı olanların çoğu aşı karşıtı lobiler tarafından üretilen onlarca fâsık haberini(yalanı) tetkik etmeden kabul ediyor ve hatta yayıyorlar. Böylece yanıltıcı yalanların yayılmasına vesile oluyorlar. Dolayısıyla bu Kur’ani ilkeyi de ihlal ediyorlar.

4-Kur’an, Allah için adaleti, sevmediğiniz kişilere/topluma karşı da ayakta tutun diyor[5/8]. Aşı karşıtlarının yaptığı en önemli hatalardan biri de başka nedenlerden dolayı sevmedikleri, kin güttükleri bazı kişi ve kurumlara karşı adaletsizlik yapmaları; söylemediklerini söylemiş, yapmadıklarını yapmış gibi davranmaları, açıklamalarını tahrif etmeleri, hatta iftira atmaları. Bunların da Kurana aykırı olduğu açıktır.

Tüm bunlar [kanaatime göre] naklettiğimiz Kur’ani ilkelerin ihlal edilmesidir. Eğer olaya Kuran ekseninden bakıyorsanız Kur’an’ın ilkeleri bunlardır. Nebevi örneklik istiyorsanız bunlar da mevcuttur; Nebimiz tıp konusunda işi (Kuran ilkesince) ehline yani dönemin tabiplerine havale etmiş,  tabip olmayanları müdahaleden men etmiş, tabip olmayanların yaptığı tıbbi müdahalelerden kaynaklanan bir zarar olmuşsa, ilgili kişileri  tazminata mahküm etmiştir. Ve kendisinin dünyevi işlerde uzman olmadığını, bu işlerin ilgililer tarafından daha iyi bilindiğini belirtmiştir. Bu konuda daha detaylı bilgi için Kitap ve Hikmet Dergisindeki “Tıbb-i nebevî vahye mi gözlem ve deneye mi dayanıyordu?” başlıklı makaleme bakılabilir [internetten ulaşılabiliyor].  

Allah vefat eden tüm müminleri bağışlasın, rahmet etsin. Bizim bir mümin olarak dileğimiz, duamız budur(14/41). Ancak müminler de işi ehline havale etsinler ve uzman olmadıkları konularda ahkam kesmesinler, insanların sağlığını tehlikeye düşürmesinler. Ben tabip olduğum ve işin ehli olan uzmanlarca söylenenlerden farklı birşey söylemediğim halde [ki benim yaptığım nihayetinde ilgili uzmanların beyan ettikleri delilleri özetlemekten başka birşey değildir], bu konuda bir yazı yazarken mutlaka ya ilgili makaleleri okur ya da uzman arkadaşlarıma danışırım, herhangi bir hata yapmayayım diye.  Bu insanlar nasıl bu kadar rahat konuşuyor ve uzmanların açıklamalarına aykırı beyanları ile hem kendilerini hem başkalarını riske sokuyorlar? Bu hem bu dünya hem ahiret için büyük bir risk/vebal değil midir?

1-Kur’an; 20/40,92-94,121;11/46;38/21-25,32-35; 28/15;21/87;9/113,114;60/4-5

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir