Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Salı, Aralık 7, 2021

Caner Taslaman’a Bazı Sorular

Caner Taslaman “İslam ve Kadın” adlı kitabının 35. sayfasında kadının sosyal hayatta ne denli etkin olduğuna dair hadis kaynaklarından delil gösterir. Ben bir tanesini örnek verip onun üzerinden bazı sorular sormak ve ardından da değerlendirme yapmak istiyorum. Şöyle diyor Caner Taslaman:

“Erkekleri tıraş edecek şekilde berberlik yapan kadın da mevcuttu.” (Buhari, Hac 125 Müslim, Hac 154-155)

Rivayetin ilgili bölümünü aşağıda zikr edeceğim. Hemen ifade edeyim ki, rivayette berberlik falan yok. Berberlik dediğimizde kamuya açık bir mesleği anlıyoruz. Burada böyle bir durum söz konusu değil.
Diğer taraftan rivayet bir sahabi uygulaması, peygamber ile alakalı değil. Peygamber uygulamasını dikkate almayan bir zihniyet, sahabi uygulamasını nasıl dikkate almaktadır?! Caner Taslaman bu sorunun cevabını vermeli. Ancak biz usul olarak sahabi uygulaması olsa dahi onu dikkate almak durumundayız.

Rivayette mutlak bir kullanım var, hiçbir kayıt söz konusu değil. “Bir kadın” ifadesi geçiyor ama bu kadının kim olduğu belli değil. Buna rağmen Caner Taslaman’ın verdiği tercümeden dini açıdan çıkan bir sonuç vardır:

Yabancı bir kadının yabancı bir erkeğin (traş genel kullanıldığı için) saçını sakalını traş etmesi, dolayısıyla saçına başına dokunması caizdir. Dahası bir kadının erkek bir kuaför dükkanı açıp orada erkekleri traş etmesi de caizdir.

Şimdi sorular:

Yabancı bir kadının yabancı bir erkeğe berberlik yapabileceğini söylemek dini açıdan bir cevaz hükmü vermek demektir. Bu hüküm ise Kur’an’da yoktur. Caner Taslaman hadislerden hüküm çıkarılabileceğini kabul ediyor mu? Kur’an’da olmayıp hadislerde sözkonusu olan bir hükmü kabul ediyor mu?Ediyorsa sorun yok. Hatta eğer böyle ise bu grupla büyük bir ortak paydayı yakalamışızdır demektir. Etmiyorsa -ki, bildiğimiz kadarıyla etmiyor- O zaman niye hadislerden delil getiriyor? İşine geldiği için mi? Yoksa Kur’an’a aykırı olmayan hükümleri mi kabul ediyor? Eğer böyle ise hadislerde varit olup Kur’an’da olmayan tüm hükümleri kabul etmesi gerekir. Yine yoksa cevaz hükmünü değil de sadece hadislerde bir şey farz kılınıyor veya haram kılınıyorsa mı onu Kur’an’a aykırı bulmaktadır? Eğer böyleyse cevaz ile farz-haram hükmü arasını ayırt ediyor demektir. Caner Taslaman’ın hadislerde söz konusu olan bu hükümlerin arasını ayırt etmesinin ölçüsü veya usulü nedir?

Diğer taraftan hadisten çıkarılan bu hükmün Kur’an’a aykırı olmadığını söyleyebilir miyiz? Allah mümin erkek ve kadınların birbirine bakmamalarını, gözlerini indirmelerini istiyor. Birbirine namahrem olan erkek ve kadınların bakması yasak iken dokunması, saç taraması, saç yıkamasının mübah olduğu söylenebilir mi? O halde Kur’an’a aykırı rivayetleri reddetmeyi çok seven bu grup neden bunu görmezlikten gelerek rivayete dört elle sarılıyor?

Bir soru daha:
Caner Taslaman hadisten delil getiriyor, kaynak olarak da Buhari ve Müslim’i veriyor. Peki Caner hadis kaynaklarını nasıl görüyor? Onu da ilgili kitabından aktaralım:

“Bugün çok atıf yapılan meşhur hadis kitaplarının hemen hepsi, örneğin en meşhur altı hadis koleksiyonu olan “kütüb-ü sitte” İslam’ın üçüncü asrında, Abbasi döneminde (750-1258) yazılmıştır. Peygamberimizden
yüzlerce yıl sonra yazıya geçen hadislerin ne kadarının gerçek ne kadarının uydurma olduğunu belirlemek imkansızdır… Peygamberimizden
yüzlerce yıl sonra toplanmaya başlanan hadislerin ne kadarının gerçek ne kadarının uydurma olduğu, içinden çıkılması imkansız bir husustur.
Zira bu süre zarfında kimileri geleneğini doğru çıkarmak, kimileri İslam’a zarar vermek, kimileri kendince faydalı olmak, kimileri siyasi sebeplerle rivayetler uydurmuş ve bu uydurmalar “hadis” başlığıyla kitaplara girmiştir… En güvenilir hadis kitaplarının, iki yüzyılı aşkın bir süre sonra, birçok kişinin kulaktan kulağa aktarmasıyla oluşturulduğunu hatırlayalım. Bazı hadislerin önceden yazılmış olması ve bazı hadis aktaranların bunları kaynak almış olması
mümkün olsa da; bunlar olsa olsa aktarılan hadislerin az bir kısmına karşılık gelmektedir, üstelik kütüb-ü sitte gibi ünlü hadis kitaplarının yazarları, böylesi yazılı sahifelere değil, hadisleri aktaran şahıslara atıflar yapmaktadırlar. Kısacası kasıtlı olarak hadis uydurulması ihtimalini tamamen bir kenara bıraktığımızda bile kulaktan kulağa birkaç yüzyıl boyunca aktarılan malzemeye güvenilemeyeceği çok açıktır.”

Sorumuz şu: Güvenilmeyecek kaynaklardan, delil olarak hem de Kur’an’da olmayan bir hükmü çıkarmak nasıl mümkün olabiliyor? Bu durum hangi aklın eseridir?

Bunlar bir yana gerçekten hadis Caner Taslaman’ın anladığı gibi mi anlaşılmıştır? Hadis uzun ancak ben ilgili yerini nakletmiş olayım:

Ebu Musa el-Eş’arî anlatıyor: “… Ben bunları yaptıktan sonra Kays oğulları kadınlarından bir kadına geldim. Kadın başımı (bitlerini ayıklayarak) yıkayıp taradı; sonra hac niyetiyle ihrama girip telbiye getirdim…”

Bir sahabi uygulaması. Tarihte buna dayanarak namahrem erkek ve kadınlar arasında dokunma, yıkama, tarama gibi söz konusu olabilecek herhangi bir hükme varılmamıstır. Zira namahrem erkek ve kadınların mazeretsiz, zaruret olmaksızın birbirine dokunmaları, başını yıkamaları, saçını taramalarının yasak olduğu Kur’an, sünnet ve icma ile sabittir. Bu kesin bilgidir. Bir de bu kesin bilginin karşısında zahiri ile baktığımızda buna aykırı olabilecek zanni bir bilgi vardır. Bu durumda ne yapılmalıdır? İki şey yapılmalıdır: Ya haber-i vahid olan uygulamayı kesin bilgi karşısında şaz kaldığı için reddedeceğiz ya da bir hadisi anlamak reddetmekten evlâdır diyerek onu yorumlamaya çalışacağız. İkincisini tercih edeceğimiz açıktır.

Çok detaya girmeden sadece Nevevi’nin yorumunu naklederek hadiste ne kastedilmiş olabileceğini anlamak mümkündür. Nevevi şöyle diyor:

وقوله : ( ثم أتيت امرأة من بني قيس ففلت رأسي ) هذا محمول على أن هذه
المرأة كانت محرما له .

“Bu söz, kadının Ebû Mûsâ’ya mahrem olduğuna hamledilir.” (el-Minhac, VI, 250)

Demek ki bu kadının kim olduğunu bilmeden hemen namahrem erkek ve kadınların birbirlerine berberlik yapabileceğini, saçlarını yıkayıp onları tarayabileceğini bir hüküm olarak çıkarmak isabetli değildir. Zira bu kadının Ebu Musa’nın bir mahremi olması da pek tabii mümkündür.

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir