Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Cuma, Eylül 17, 2021

Ölüm Bilincinin Hayata Yansıması

İnsanın, son anını imanla noktalayabilmesi için cenneti dünyada aramak gibi bir yanlışlığa düşmemesi ve dünya hayatını mutlaklaştırmaması şarttır. Bu nedenle insan, ölümü sık hatırlayıp akıbetini tefekkür etmelidir. Hz. Peygamber (sav), bu konuda şu uyarıyı yapmıştır: “Ağzınızın tadını bozan / yaşama zevkinizi yok eden ölümü çok hatırlayınız.”[1]Yaşadığımız dünyadaki etkin Batı medeniyeti ölümü unutturmuş ve her an unutturmaya çalışmaktadır. Bu medeniyetin girdabına dalan Müslümanlar da aynı hastalığa yakalandıkları için ölümü tefekkür kültüründen uzaklaştılar. Bunun sonunda, dünyayı idealleştirip Batı medeniyetinin değirmenine su taşıyarak onunla hesaplaşamayacak bir entegrasyon yaşadılar. Artık kimse “Ben nasıl öleceğim?” sorusunun cevabını aramaz hâle geldi. Hâlbuki Resulullah (sav), ümmetine şu ikazı yapmıştır: “Akıllı kimse kendini kontrol edebilen, benliğine hâkim olan ve ölümden sonraki hayat için çalışandır.”[2] Ölümü hatırlatsın diye Hz. Peygamber (sav), mescidin yanına Cennetülbaki mezarlığını kurmuştur. Mescidinebi’ye ve Medine çarşısına çok yakın olan bu mezarlık Müslümanların her an onu seyredip ölümü zikretmelerini sağlamıştır. Sırf ölümü hatırlattığı için kabir ziyaretini tavsiye etmiştir.[3] Bu tavsiyelerinden amaç mü’minleri ahiret hayatına hazırlamaktır. Nitekim hadiste şöyle varit olmuştur: “Ölüm gelmeden önce ölüme hazırlıklı olun.”[4]Çünkü ölüm, kişinin tüm sevdiklerinden ayrılık vaktidir. Yeni hayatta herkes kendi derdine düşecek ve en yakınlarından bile kaçacaktır.[5] Hatta Resulullah (sav) bile, “Amel defterleri verilirken, yapılan işler mizanda tartılırken ve sırattan geçilirken, kendisinin bile ehlini hatırlamayacağını” söylemiştir.[6] “Ölüm bilincinin zayıflığını, tembelliği, uykuya çok düşkün olmayı ve göbeklerin yağ bağlamasını” ümmeti hakkındaki korku alanları[7] diye belirleyen Resulullah (sav), ölümün zorluğuna da zaman zaman dikkat çekmiştir. Kendisi de son nefesini vermeden önce; “Ey Allah’ım! Ölümün sekeratından / insanı kendinden geçirip ne yaptığını bilmez hâle getirmesinden sana sığınırım.”[8] duasını yapmıştır. Ölümün kolay olması ile günahı az işlemek arasındaki ilgiyi de şöyle açıklamıştır: “Günahları az işleyin ki ölüm size kolay olsun. Az borç yapın ki özgür kalasınız.”[9] Ölüm anının güçlüğünü; “Âdemoğlu yaratıldığından beri ölümden daha zor bir şeyle karşılaşmadı. Ama daha sonrasına göre ölüm, en kolayıdır.”[10]buyurmak suretiyle ahiret ahvalinin güçlüğüne işaret etmiştir. Bu güçlüğün içerisinde kabir azabı da vardır.

[1] İbni Mace, Zühd, 31, h. no: 4258, c: II, s. 1422; İbni Hamza, Esbab-ı Vürud-il Hadis, h. no: 348, I / 304.

[2] İbni Mace, Zühd, 31, h. no: 4260, II / 1423.

[3] Buharî, Edebü’l-Müfred, Iyadet’ü-l Merda, s. 149; Heysemî, Mecmau’z Zevaid, c.III, s. 58.

[4] İbni Hamza, Esbab-ı Vürud-il Hadis, I / 213.

[5] Bak: Abese 80 / 33-37.

[6] İbni Hanbel, Müsned, VI / 101.

[7] Suyûtî, Camiu’s-Sagir, I / 24.

[8] İbni Mace, Cevaiz, h. no:1623, I / 518.

[9] Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, h. no: 491, I / 163; İbni Hamza, Esbab-ı Vürud-il Hadis, h. no: 341, I / 298.

[10] Heysemî, Mecmau’z Zevaid, II / 219.

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir