Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Pazar, Eylül 19, 2021

Hz. Ömer (r.a.)’ın Siyasal Başarısının Sebepleri ve Almamız Gereken Dersler

Hz. Peygamber(s.), emaneti layık insanlara verdiği için hem kısa zamanda başarılı olmuş hem de bizlere sünnet koymuştur. O’nun başarısının bir çok etkeni vardır. Başarısının en önemli nedenlerinden birisi de her zaman uygun işe uygun adam bulmasıdır. Habeşistan’a hicret eden Müslümanlara Cafer b.Ebi Talib’i reis tayin etmesi, Medine’ye Musab b.Umeyr’i muallim ataması, büyükelçilik görevine genel de Amr b.Ümeyye ed-Damri’yi tercih etmesi, hicrette Abdullah b. Ureykıt’ı seçmesi, yatağına Hz. Ali’yi yatırması ve yol arkadaşlığına Hz. Ebu Bekir’i layık görmesi konumuzla ilgili bazı örneklerdir. Peygamber Efendimizin uygun işe uygun adam tayin etmesi ve emaneti ehline vermesi ile ilgili en çarpıcı örnek şudur: Halid b. Velid(r.) ve Amr b.As(r.) Hudeybiye Antlaşmasından sonra Müslüman olduklarında Resulullah onların ellerine birer çapa vererek Medine’nin hurma bahçelerine göndermemiştir. Veya birer ip ve baltayla ormana da göndermemiştir. Her ikisi de iyi bir komutan oldukları için onlara askeri görevler vermiştir. Hatta Halid b. Velid bu dönemde askeri maharetini daha da geliştirerek İslam orduları başkomutanlığına kadar yükselmiştir.

İslâm siyaset tarihine baktığımız zaman Resulullah’ın emaneti ehline verme ve uygun işe uygun adam atama sünnetini hayatına en canlı katan Hz. Ömer’in(r.) yönetimde daha başarılı olduğunu görürüz. Onun dönemi halifeler arasında altın dönemdir. Hem devletin sınırları genişlemiş hem de ilmi, ahlaki, askeri ve iktisadi açıdan güçlü bir devlet kurulmuştur. Bilinip hayata katılması ve Müslüman teşkilatçıların fıkıh yapması bağlamında Hz. Ömer’i başarılı kılan etkenleri şöyle sıralayabiliriz:

1-Hz. Ömer’in bizzat kendisinin geçmişi sabıkasız ve temizdir. Müslüman olduktan sonra kendisini Müslümanların nazarında yıpratacak hiçbir iş yapmamıştır. Ne idari, ne de iktisadi ve hukuki anlamda bir şaibeye adı karışmamıştır. O’nun bu durumunu bilen Resulullah(s.), nasıl onu vitrininin önünde tuttuysa; Hz. Ömer’in kendisi de bu sünneti başta şahsı olmak üzere icra etmiş ve kendisini kirletmemiştir. Ayrıca Hz. Ömer sünnete ittiba ederek idari kadrosuna kirlenmiş, ahlaksız, sabıkalı ve yıpranmış kimseleri dâhil etmemiştir.

2-Özel hayatında ve toplumsal hayatında dengeli davranmıştır. Evinde bir şahsiyet, dışarıda ayrı bir şahsiyet ikilemine düşmemiştir. Rol çatışması yaşamamıştır. Hiçbir zaman söylediklerinin tersini yapmamıştır. Bireysel ve ailevi hayatında sadeliği tercih etmiş ve israfın her türlüsünden kaçınmıştır. Orta halli yaşamış ve devleti keyfi yönetmemiştir. Aile fertlerine de orta yoldan ayrılmamalarını emretmiştir.

3-Yönetimi altındakilere itidalli davranmıştır. Görevlendirdiği kimseleri abartmamış ve İslâm’ın varlığını onlarla mukayyet görmemiştir. Müslümanlar ve diğer tebaa, Halid b. Velit ile zaferi özdeşleştirdiklerinde Hz. Halid’i görevden almıştır. Bunun anlamı; İslâm’ın baki insanların ise fani olduğunu herkese ispat etmektir.

4-Topluma karşı çok merhametli ve şefkatlidir. Hz. Ömer(r.), Müslümanlar yemeden kendisi yememiş, onlar giyinmeden kendisi giyinmemiştir. Toplumunun dertleriyle ve kederleriyle hem hâl olmuştur. Dicle’de kurdun kapacağı koyundan kendisini sorumlu tutmuştur. O’nu elinde kılıçla kelle avcısı gibi resmeden anlayışın tarihle ve hakikatle bir alakası yoktur. Cahiliye döneminde kızını diri diri toprağa gömen bu şahıs, Müslüman olduktan sonra bir kuşun kanat çırpmasından rikkate gelip ağlamıştır. Çocukları sevmeyen idarecilerini bile görevden almıştır. Toplumsal refah tabana yayılmadan evine değerli yiyecekler sokmamıştır.

5-Başkalarının içtihatlarını yerine göre kendi içtihatlarına tercih etmiştir. Hz. Ömer(r.), kendi içtihatlarını kimseye dayatmamış ve görüşlerini mutlaklaştırarak din hâline getirmemiştir. Sahabenin fakihleri olan Hz. Ali, Hz. Abdullah b. Mes’ud, Ubey b. Kab ve Abdullah b.Abbas’ın içtihatlarına çok önem vermiştir. Hz. Ali’nin içtihatlarını tercih ederek zaman zaman kendi içtihatlarını terk etmiştir. Hz. Ömer’in bu uygulamaları, kendini fikirlerini öne çıkarmaktan ziyade başkalarını tercihi öncelediği için siyasal başarısında da etkili olmuştur.

6-Hz. Ömer yönettiği insanların derecelerini çok iyi bilirdi. Bu bilgilenmede İslam öncesi Arap toplumunun sosyal yapısıyla ilgilenmesinin de önemli payı vardır. Hangi insanlar hangi işleri daha iyi yapabilir, konularına vakıf olan Ömer(r.) yöneticilerini bu bilinçle atamıştır. Atamalarındaki isabet oranının fazlalığı onun siyasal başarısına yansımıştır. Ferasetli olması münasebetiyle kimse tarafından kandırılamamıştır. Görev dağılımında ehliyeti önceleyip başka kıstas kabul etmemesi Halife’nin saygınlığını artırmıştır.

7-Devlet işlerinde çalıştırdıklarını çok iyi bilen Hz. Ömer, kimliği meçhul, günahlara dalan, bidat ve hurafeleri gündem yapan, maddi değerleri önceleyen ve toplumsal nefreti kazanan şahıslara görev vermemiştir. Ayrıca idarecilerini maddi ve manevi açıdan sürekli denetlemiştir. Her hangi bir yolsuzluk veya halk tepkisi olduğunda idarecilerini yenileriyle değiştirmiştir. Yıpranmış adamlarla yola devam etmemiştir.

8-Hz. Ömer’in ilim ve amelde en önde olması siyasal başarısının ana nedenlerindendir. İlmi ve içtihatlarındaki isabeti daha Resulullah(s.) döneminde tescillenen Hz. Ömer, müçtehit sahabenin başında gelmektedir. İlmin onun üzerinde oluşturduğu vakar ve ağırlık topluma güven ve itaat şeklinde yansımıştır. İçtihatlarında toplumsal maslahatı öncelemiş ve Müslümanların zararına olan davranış ve uygulamalara karşı savaş açmıştır. Bütün bunların neticesinde mü’minler ona güven duymuştur.

9-Hz. Ömer insanlarla çokça istişarede bulunmuştur. Çünkü istişare ilahi bir emir ve Hz. Peygamber’in muhkem sünnetidir. İstişare sayesinde halk yönetime katılır ve sorumluluk duygusu tabana yayılır. Herkes elini taşın altına sokmuş olur. Olaylardan anında haberdar olan toplumsal yapı şeffaflaşır. Yönetim istişare sayesinde monarşizme dönüşmediği gibi, yöneten ile yönetilenler arasındaki uçurumlar da karşılıklı samimiyetle kapanmış olur.

10-Hz. Ömer her hak sahibine hakkını adalet ölçüleri içerisinde vermiştir. Onun adalet vasfı ve toplumsal hukuka saygısı kendine karşı bir güven oluşturmuş ve siyasetinin başarı notunu artırmıştır. Hz. Ömer’in dar’u-l İslamında Müslümanlar haklarını aldığı gibi, gayrimüslimler de haklarını tamamıyla almışlar; hiç birisi mağduriyet yaşamamıştır.[1] Müslüman olmayan vatandaşlarda toplumsal refahtan paylarını fazlasıyla almışlardır.

11-Hayatının standartlarını değiştirmemiştir. Hz. Ömer, halifeliği sırasında Afrika’dan İran’ın fethine kadar geniş bir alana hükmetmiştir. Devlet zenginleyip hazine altınla dolmasına rağmen o lüks içerisinde yaşamayı tercih etmek yerine “garip” veya “yolcu” gibi bir hayat sürmeyi tercih etmiştir. Araştırmacılar hazineden aldığı maaşı bile vasiyet ederek terekesinden ödettirdiğini belirtirler. Bütün bu örnek uygulamalar onu İslâm siyaset tarihinin kutup şahsiyetlerinden biri yapmıştır.

12-Görev dağılımında ehliyet esasına göre hareket edip yakın akrabalarını öne çıkararak siyaset kurumunu saltanata çevirmemiştir. Çünkü siyasette saltanat zalimlere de idarecilik yolunu açabilir. Akrabalarına devletin üst kademelerinde vazife vermekten imtina eden Hz. Ömer, şehadeti anında bile şûra üyelerini belirlerken oğlunu görev almaması kaydıyla gruba dâhil etmiştir. Hayatında her zaman emanete liyakati gözeten Büyük halife, Müslüman siyaset adamlarına çok önemli ilkeler koymuştur.

Buraya kadar yazdıklarımızdan çıkan sonuç; İslam toplumunda başarılı olmanın sırrının, işi ehline vermekte olduğunu zihinlere yerleştirmek; siyasetçilerin, grup çalışması yapanların, teşkilatlarda görev alanların, tarikat önderlerinin ve davetçilerin de bu durumdan nasibini alarak emanete layık kimselerle kadrolaşmasını sağlamaktır. Çünkü görev vermek ve kadrolaşmak ümmet adına bir sorumluluk üstlenmektir. Bu sorumluluğun bilincinde olmayarak görev layık olmayan kimselere tevdi edilecek olunursa önce Allah Teâlâ’ya sonra da bütün insanlara ihanet edilmiş olur. Müslümanlar olarak bu hakikati kavrayabilseydik bugün tarihte tutmuş olduğumuz yer çok daha farklı olabilirdi. Üzerinde tarih yapılan edilgen varlıklar olmak yerine, tarih yapan etkin ve izzetli mü’minler olabilirdik. Başka millet ve kültürlere ait siyaset teorileriyle ümmetin çocuklarını hakikatten saptırmak yerine, kendi siyasetimizle başka milletlerin hidayetine yol açabilirdik. Ümmetin araştırmacılarının vahiy merkezli bir çalışmayı ihmal etmeleri Müslümanlığı dünya sisteminin alternatifi olmaktan da uzaklaştırmaktadır. Eğer bu ifade edilenler yapılmaz, pratik örnekleriyle beraber insanlığa deklare edilmez ve insanların inandırıcılığı sağlanmazsa bu kötü durumdan Müslümanları ruhbanlaştıran ve çözümsüzlükle sekülerizme kapı aralayan sözde âlimler sorumludur.

[1]Havva, Said, el-Esas fi’s Sünne,(ter: Heyet) Aksa.Yay.İstanbul,1989,c.v,s.382-383.

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir