Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Pazar, Kasım 27, 2022

Her İyi Müslüman, Aynı Zamanda İyi İnsandır

Son zamanlarda özellikle sosyal medyada “bana Müslümanlığın değil, insanlığın lazım” veya önce insan ol, sonra Müslüman” yahut “bir kişi, insan olmadan Müslüman olamaz” gibi tezler çokça kullanılmaya başlandı.

Geçen gün sosyal medyada dolaşırken bir arkadaşımızın şöyle bir yorumuyla karşılaştım: “Sakın bana “iyi Müslüman olmak, iyi insan olmayı gerektirir” demeyesiniz!”

Ben sormak istiyorum: Yoksa siz, insan olmanın kriterleriyle, Müslüman olmanın kriterlerini ayırıyor musunuz? Yoksa Yaratan Allah, “şu vasıflara sahip olursanız, insan olursunuz; şu vasıflara sahip olursanız, Müslüman olursunuz” mu dedi.

Hayır, yaratan ve bilgilendiren Allah’ın böyle beyanı asla yoktur. Peki, bu absürt fikir/tez nereden çıktı? Yoksa Müslüman olmanın gereklerini yerine getirmek ağır olduğu için mi böyle bir söylem geliştirildi? Yahut Müslüman olmayanlar, Müslümanlardan daha düzgün ve ilkeli yaşadıkları için mi?

Her ne sebeple olursa olsun, bilelim ki insan kavramı, Müslüman kavramının alternatifi değildir. Akıl ve irade sahibi olarak yaratılan varlığın adı “insan”dır ve insan, fıtrat olarak İslam vasıflarına göre halk edilmiştir. Dolayısıyla insanı “insan” yapan özellikler -adalet, merhamet, sevgi, hoşgörü, iyilikseverlik vd.- bütünüyle İslam’ın öngördüğü özelliklerdir. Yani, insanı insan yapan, toplumda bir mertebeye ulaştıran özellikler, İslam’ın kazandırdığı özelliklerdir.

Öyle ise, “bana kişinin insanlığı lazım; Müslümanlığı kendisine” şeklinde ifade edilen hüküm, doğru değildir; zira “insanlık” denilen olgu, zaten Müslümanlıktır. Onun için “bana insanlığı lazım” dediğiniz husus, asla İslam’dan ayrı bir şey değildir. Kişiyi “insan” yapan ne kadar özellik varsa, bilinmelidir ki o özellikler İslami özelliklerdir. Tersine, kişiyi insanlıktan uzaklaştıran ne kadar özellik varsa, yine bilinmelidir ki o özellikler, İslam’ın ret ettiği özelliklerdir.

Nebi as’ın ifadesiyle “her doğan insan, İslam fıtratı üzere doğar. Sonradan çeşitli faktörlerle fıtratındakini değiştirebilir.” Dolayısıyla belleği İslam vasıflarıyla kodlanmış bir insan, belli bir yaşa/olgunluğa ulaştığında ya yazılı vahyi dikkate alarak Müslümanlığını sürdürür, ya da vahyi dikkate almadan sadece fıtratına yerleştirilen İslami kriterlerlerin bir kısmıyla hayatını devam ettirir.

“İnsanlar tek bir ümmet (din) üzere yaratıldılar. Sonra ayrılığa düştüler. Eğer, Rabbinden bir söz geçmiş olmasaydı, ayrılığa düştükleri hususlarda aralarında derhal hüküm verilir ve işleri bitirilirdi.” (Yunus, 19)

“Şüphesiz biz insanı, karışım halindeki az bir sudan yarattık ve onu imtihan edeceğiz. Bu sebeple onu işitir ve görür kıldık. Şüphesiz biz insana yol gösterdik. Ya şükredici ya da nankör olur. Şüphesiz biz, inkarcılar için zincirler, demir halkalar ve alevli bir ateş hazırladık. İyiler ise, katkısı kâfur olan içecekler dolu bir kadehten içerler.” (İnsan, 2-5)

Evet, insan Allah’ın beyanını ve elçilerin örnekliğini dikkate almasa da yaratılıştan taşıdığı vasıfların bir kısmını bozmadan -kısmi İslami vasıflarla- hayatını rahatlıkla sürdürebilir. Özellikle sosyal alanda, İslam’ın temel ilke olarak belirlediği adalet, merhamet, liyakat, iyilik gibi hususlarda Müslümanca hareket edebilir; ancak bilindiği gibi, Allah’ın insanlardan istediği, “kısmi Müslümanlık” değil, tam bir Müslümanlıktır.

Tam bir Müslümanlığın olmazsa olmazı şartı (ilk basamağı), yaratan ve yaşatan Allah’a -şirk koşmadan- güvenmek ve O’nun beyanlarını dikkate alarak yaşamaktır. Bu basamak (rükün), binanın temelidir. Bu temel atılmadan başka basamaklara (rükünlere) geçilmesi halinde bina askıda ve işlevsiz kalır. Yani insan, İslam’dan çokça güzel vasıf taşısa da ilk basamak olan “tevhit” yoksa kendisini kurtaramaz.

“Ayetlerimizi ve ahirete karşılaşmayı yalanlayanların yaptıkları boşa gitmiştir.” (Araf 147)

Hülasa, “sakın bana, iyi Müslüman olmak, iyi insan olmayı gerektirir” demeyesiniz” diyen arkadaşa diyorum ki İslami kriterlere göre “iyi Müslüman olan” aynı zamanda iyi insandır; zira insani özellikler” dediğimiz özellikler, bütünüyle İslam’ın bildirdiği özelliklerdir. 

“Bana Müslümanlığı lazım değil, insanlığı lazım” demek de sorunlu bir hükümdür. Eğer Müslümanlıktan kasıt, toplumu fazla ilgilendirmeyen dikey dediğimiz kişinin kendisiyle Allah arsında kalan iman, namaz, dua gibi ibadetleri ise, evet, o ibadetler bize lazım değil; ancak bilinmelidir ki Müslümanlık sadece o ibadetlerden müteşekkil değildir. Müslümanlık, insanın 24 saat bütün hayatını düzenleyen kurallar bütünüdür.

Özetle, insanlık ve Müslümanlık konusunda benim anladığım şudur: Her Müslüman, nasıl ki “iyi Müslüman” değilse, her insan da “iyi insan” değildir. Kişi, ne kadar “iyi vasıf” taşıyorsa, o kadar iyi insandır ve o kadar da iyi Müslümandır. Dolayısıyla, Müslümanların yanlışları üzerinden yola çıkarak, insanlığı Müslümanlığa tercih etmek gaflettir.

Her iyi Müslüman, aynı zamanda iyi insandır; lakin -tevhit inancına sahip olmayan- her iyi insan iyi Müslüman değildir.  

“Kim iyi ve yararlı işleri en güzel şekilde yaparak kendini Allah’a teslim ederse, şüphesiz en sağlam kulpa tutunmuştur. İşlerin sonu sadece Allah’a varır.

Kim inkar ederse, onun inkarı seni üzmesin. Onların dönüşleri ancak bizedir. Biz de onlara yaptıklarını haber veririz. Allah, kalplerde olanı hakkıyla bilendir.” (Lokman 22)

Selam ve muhabbetlerimle…

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir