Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Cumartesi, Temmuz 31, 2021

Cinsel Tacizciyi Hadım Mı Edelim İdam Mı? Ve Yargıya Karışalım Mı?

Türkiye Antalya-Elmalı’daki taciz davası ile ilgili yorumlarla çalkalanıyor. Hükümet, muhalefet, gazeteler, sosyal medya… kısaca herkes mahkemeye/hakimlere ateş püskürüyor. Olayın detaylarından bağımsız olarak gördüğüm şudur;

Herkes “yargı bağımsız olmalı, kimse hakimlere karışmamalı’’ diyor ama bunu diyen hemen herkes yargıya karışıyor. Çünkü öyle bir fırtına/tsunami estiriliyor ki, bu dava/karar hakkında aleyhte ve oldukça sert açıklama yapmayan birinin ‘’tacizcileri koruyor’’ şeklinde damgalanması yüksek bir ihtimal. Bu nedenle hepimiz “tacizcilere lanet hakimlere yuh olsun” diyoruz.
Koro halinde…

Peki sonuçta ne oluyor?
Herkes yargıya karışmış ve mahkemeye müdahale etmiş oluyor. Hakimlere bin bela okunuyor vs…
Hani yargı bağımsız olmalı ve kimse hakimlere karışmamalı idi?
Ne oldu bu ilkemize?
Bu olayda faillerin suçu %100 ispat edildi de hakimler buna rağmen mi ceza vermedi?
Hakimler kanundaki cezaları fazla bulup da indirim mi uyguladılar? Yoksa yargılama halen devam ediyor da biz mi galeyana geliyoruz?
Bir manipulasyon mu var acaba? (desek, linç edilirmiyiz?)

Elmalı Cumhuriyet Başsavcılığının yaptığı yazılı açıklamaya göre mahkeme ‘’delillerin yargılama sürecinde toplanmış olması ve beyanlardaki çelişkileri’’ dikkate alarak sanıkları 5 Ocak 2021 tarihinde (tutuksuz yargılanmak üzerine) tahliye etmiş. Başsavcılık bu karara itiraz etmiş ama Antalya 10. Ağır Ceza Mahkemesi bu itirazı reddetmiş. Tutuksuz yargılama 21 Mayıs 2021’de devam etmiş ve duruşma 17 Eylül 2021’e ertelenmiş. Yani yargı süreci devam ediyor.

Yani sanıklar dün değil Ocak 2021’de yani bundan tam 6 ay önce tahliye edilmişler. O halde bu tepkiler niye o zaman gösterilmedi, bu tsunami niye o zaman koparılmadı da şimdi koparılıyor? Neden acaba?

‘’Katarlılara sınavsız tıp fakültesi’’ yalanı ve ‘’KADEM yurdunda silahlar bulundu’’ yalanı ile iyice bulanıklaşan-gerginleşen sularda yeni bir bulanıklık daha mı oluşturuluyor acaba?

Bu ülkede yaşanmaz abi, bu ülkede adalet yok, can güvenliği yok vs seklindeki ateşe odun mu oluyoruz?

Herkes yargıya karışmayalım diyor ama nerdeyse herkes karışıyor. Herkes hakimler özgürce karar vermeli diyor ama -vakıf olmadığı dosyalar hakkında bile- sonuna kadar konuşuyor. Bu nasıl bir iş?

Hakimler hata yapmaz mı? Elbette yapar/yapabilir. Zaten istinaf ve Yargıtay süreçleri bu hataları düzeltmek için değil mi? Eğer bir hata varsa bu hata yargı süreci içinde düzeltilmeli/düzeltilir. Dışarıdan müdahalelerle düzeltilemez. Eger FETÖ benzeri paralel bir hiyerarşik yapı varsa o zaman tabi ki müdahale şart ama onun şekli de farklı. Mahkeme kararlarına müdahale ile olmaz bu.

Ha eğer ‘’yargı bağımsız olmalı ama her zaman değil, biz istediğimiz zaman müdahale edebilmeliyiz’’ diyeceksek, bunu açıktan diyelim de iki yüzlülük yapmayalım.

Hekimlerle hakimler benzeşirler. Hekim kararını tıbbi ilkeler çerçevesinde, hakim ise kanunlar çerçevesinde verir. Kararı veren hekim/hakim olgudaki tüm detaylara vakıf olduğundan prensip olarak en doğru kararı onun vereceği kabul edilir. Istisnalar kaideyi bozmaz. Ayrica bir hekimin/hakimin hatasını da yine bir hekim/hakim düzeltir, başkası degil.

Bazen bir hekim olarak (tıbbi ilkeler çerçevesinde doğru yapılan işlemler hakkında bile) gazetelerde o kadar ahmakça yorumlar okuyoruz ki, gülümsemekten başka bir şey yapamıyoruz. Benzer bir durumu muhtemelen hakimler de yaşıyorlar. Öyle tahmin ediyorum.

Hakimler kanunun dışına çıkamazlar, ötesine geçemezler, örneğin kanun suç sayılan bir fiil için 2 ile 5 yıl arasında bir ceza ön görüyorsa, hakim bu fiil işleyen faile (tabi ki bunu ispatlaması halinde) en fazla 5 yıl ceza verebilir. Bunu 6 yıla çıkaramaz. Takdir hakkını kanundaki limitler dahilinde kullanabilir ama kanun yapamaz.

Tartışılan olguda mesele şudur; yargılama bitmiş değildir, sanıklar beraat etmiş değildir, ancak isnad edilen suç da sanıklar açısından henüz tam olarak sabit bulmuş, şeksiz şüphesiz bir şekilde ispatlanmış değildir, ceza davalarında da şüphe daima sanıklar lehinde yorumlanır, bunu ben değil hukukçular söylüyor.

Aylardır ‘’kadının beyanı esas alındığı için -başka hiç bir delil yokken, sırf beyanla- bir çok masum erkek hapse girdi ve yıllarca hapis yattı/yatıyor’’ yalanı ile uğraştık, şimdi de bunun karşıtı ile uğraşıyoruz…

Biz her konuda böyle ifrat ve tefrit içinde mi yaşayacağız? Bu yol hep böyle iniş veya yokuş
mu olacak? Yok mu bunu düz bir tarafı?

Önerim şudur;
Cinsel taciz/saldırı suçu kesin delillerle ispatlanmış ise ‘’hapis+hadım’’ cezası verelim, eğer bu taciz/tecavüz ölüm ile sonuçlanmışsa (ki böyle vakalar görüyoruz) idam edelim. Bu iğrenç yaratıkları beslemek zorunda değiliz. Ama önce adaleti/yargılamayı tam yapalım.

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir