Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Pazar, Eylül 19, 2021

Gerdek Korkusu Pompalayan Dizilere Dur Denmelidir

Dün akşam Türkiye-Galler (0-2) maçının moral bozukluğu ile kanallarda dolaşırken Kanal D’deki ‘’Camdaki Kız’’ dizisine rastladım (sezon finalinin tekrarı imiş). Senarist neredeyse bir saati aşan bir süre boyunca başroldeki kızın (Nalan) gerdek korkusunu işledi. Oysa Dr.Gülseren Budayıcıoğlu’nun orijinal romanında böyle bir tablo yok, bu tamamen senaristin abartması. Tabi dizide (annesi, arkadaşı ve görümcesi tarafından) Nalan’a yapılan açıklamalar da tıpkı gerçek hayatta olduğu gibi gerdek korkusunu azaltmıyor, bilakis perçinliyor.

Ne yazık ki bu durumu pek çok dizide görüyoruz. Senaristler bu gerdek konusunu çok seviyor, çok abartıyor ve çok hata yapıyorlar. Nasıl büyük fecaatlere sebebiyet verdiklerini hiç düşünmüyorlar. Bu konuda zaten var olan yanlış kültürel şemaları (cinsel mitleri) perçinliyor ve maalesef pek çok gencin/çiftin hayatını mahvediyorlar. Kadınlar bu korku ile vajinismusa, erkekler de performans kaygısı ile balayı iktidarsızlığına sürükleniyor. Binlerce gencin evliliği daha başlamadan (tamamlanmadan) bitiyor. Binlerce masum kadın kanamanın olmaması nedeniyle (ki aşağıda da izah edileceği üzere olmayabilir) bekaret testinden geçememiş kabul ediliyor ve yok yere terk ve/veya darp ediliyor. Hatta öldürülüyor.
Birileri artık bu işe bir el atmalı (Bakanlık? RTÜK?) ve bu saçmalıklara dur demelidir.

Cinayet sadece tabanca-tüfekle işlenmez!
Diziler aracılığı ile de işlenir/işleniyor!

Bu vesile ile şu anda baskı aşamasında olan ‘’Bilimsel Veriler Işığında Sansürsüz CİNSELLİK’’ isimli kitabımın ilgili bölümünü naklediyorum. Çünkü düğün sezonundayız(belki bir faydası olur).

İlk Gece/Gerdek

Cinsellik dürtüsel olarak yaşanan [öyle olması gereken] bir aktivitedir. Her türlü komut ve koşullandırmalar cinselliğin ilkelerine aykırıdır. Yeni evlenen bir çiftin [damat ve gelinin] ilk gece cinsel ilişki kurmaları zorunlu değildir. Çift, haftalarca süren düğün hazırlıkları, koşuşturmalar, davetlilerle ilgilenme ve tören stresi nedeniyle yorgun düşmüş olabilir. Bu nedenle birlikte uyuyacakları ilk geceyi dinlenerek geçirmeyi düşünebilirler. Veya buna rağmen cinsel ilişki kurmak isteyebilirler. Bu tamamen onların kendi kararı olmalı ve bu konuda asla açık veya örtük telkinler yapılmamalıdır. Bunların olumsuz sonuçları olur. Arkadaş, çevre veya aile bireylerinin çifte karşı ilk gece cinsel ilişki kurmaları gerektiğini ima eden [hele de buna dair ‘’kanlı çarşaf gibi’’ bazı kanıtlar bekleyen] tüm söz ve tavırları büyük bir hatadır; çifti performans kaygısına sürükler. Bu çiftin özel hayatına [mahremiyetine] büyük bir saygısızlık olduğu gibi tıbbî olarak da büyük bir yanlıştır. Performans kaygısı erektil disfonksiyona [balayı iktidarsızlığına] sebep olur. Çift ilişkiye giremez ve evliliklerini tamamlayamazlar.
Ne yazık ki ülkemizde hala bu sebeple meydana gelen tamamlanamamış evlilik olguları ve buna bağlı olarak yaşanan aile faciaları görülebilmektedir. Bunun en önemli nedeni kültürün gerdek gecesine yüklediği aşırı anlamdır. Yeni evlenen ve birbirini henüz tam olarak tanımayan, bedensel ve ruhsal olarak yorgun düşmüş erkekle kadının, kısa süre içinde cinsel ilişki mecburiyetine sürüklenmesi, kızın bekâreti ve erkeğin iktidarının teste tabi tutulması hatta bunun için ‘’kanlı çarşaf’’ gibi bir kanıt istenmesi büyük bir faciadır. Bu etik ve tıbbî açıdan çok vahim bir durumdur. Böylesi bir açık kanıt toplumun tamamında istenmese de kültürel kodlama etkisini yaygın olarak göstermekte ve çiftlerin çoğu bu sosyal baskıyı derinden hissetmektedir. Çiftler bu sosyal baskı nedeniyle zorunlu gördükleri birleşmeyi cinsel istekleri ve motivasyonları bulunmasa bile denemek zorunda kalırlar. Performans kaygısı nedeniyle başarısızlık yaşayınca da yıkıma uğrarlar. O kadar ki gerdek gecesi ilişkiye giremeyen erkeklerin bir bölümü sabahı bekleyemez ve büyük bir panik içinde gece yarısı nöbetçi ürolog arar. Çünkü ‘’Erkekliği, itibarı, onuru, saygınlığı, cinsel hayatı, evlilik hayatı, neslinin geleceği, kısaca her şeyi bitmiştir.’’ Gereksiz yere bu kadar büyük bir travmaya neden olan ve gerçekten de birçok evliliği/aileyi bitiren bu yanlış kültürel kodlama mutlaka değiştirilmelidir.
Gerdek gecesi hakkındaki yanlış algılardan biri de bekâretin sembolü olarak kabul edilen kızlık zarının ilk ilişkide mutlaka kanayacağını düşünmektir. Oysa bu bir zorunluluk [kural] değildir. Çünkü kızlık zarının çoğunda adet kanının dışarı akması için farklı şekil ve büyüklükte delikler bulunmakta ve bunların bir bölümü penetrasyona/duhula izin vermektedir [Şekil 28]. Bu himen tipleri cinsel ilişkide yırtılmaz veya yırtılsa bile kanamazlar. Çünkü ortalarındaki delik penisin penetrasyonuna izin verecek kadar geniştir. Nitekim ülkemizde yapılan çalışmalar ülkemizdeki himen tiplerinin %24,1’inin duhula müsait olduğunu göstermektedir. Bu konudaki en büyük vaka serisinde 1971-1981 yılları arasında İstanbul Adli Tıp Tabipliğinde muayene edilen 5.215 kadının himen morfolojisi tasnif edilmiş ve bu kadınların %23,6’sında himenin duhula müsait bir yapıda olduğu, ayrıca %21’inde başparmak, %21’inde de işaret parmağı kalındığında delik bulunduğu tespit edilmiştir.

Şekil 28. Farklı himen tipleri.

En sık görülen himen tipi yuvarlak halka şeklindeki ‘’anüler’’ tiptir. Nitekim ülkemizdeki kadınlarda da himen %81,1 oranında bu tiptedir. İkinci sırada ortadaki deliğin yarım ay şeklinde olduğu ‘’semilunar’’ tip bulunmaktadır [%15,6]. Ortadaki delik penisin geçişine izin verecek kadar büyük ise o himen için “duhule müsait” denir. Halk arasında bunun için “esnek zar” tabiri de kullanılır. Yarım ay şeklindeki himenler de genelde yırtılmazlar. Septalı himen [ara bölmeli] ortadaki deliği ikiye bölen zara ait bir doku parçasının bulunduğu himen tipidir. Görülme sıklığı %1-5 arasındadır. Kribriform himen ortasında birden fazla [ızgara gibi] küçük deliklerin bulunduğu tiptir. Bu tip himen %1’den daha az görülmektedir. Mikroperfore himen ortada tek bir küçük deliğin bulunduğu, imperfore himen ise hiç deliğin bulunmadığı himen tipidir. İmperfore himende adet kanı dışarıya akamaz. Bu himen tipinin cerrahi olarak tedavi edilmesi [adet kanının çıkabileceği kadar açılması] gerekir. İki binde bir görülür. Bu sayı az olarak algılanabilir ama cerrahi müdahale gerektiği ve geciktiğinde de telafisi mümkün olmayan sorunlar yaşanabildiği için önemli bir sayıdır. Toplumdaki karşılığı binlerce kız demektir. Ergenlik çağına gelen kızlarda aylık olarak adet sancılarına benzer karın-kasık ağrıları başlamış ama adet başlamamış ise bu durum akla gelmeli ve gecikmeden hekime müracaat edilmelidir. Ebeveynler bu konuda bilinçli olmalıdırlar. Tedavi gecikirse iç genital organlarda biriken kan yapışıklıklara ve kalıcı sekellere neden olabilmektedir.
Naklettiğimiz bu bilgilerden de anlaşılacağı üzere ülkemizdeki kadınların en az dörtte birinde [hatta %25-46’sında] cinsel ilişki ile yırtılmayan ve kanamayan [duhula müsait] kızlık zarı bulunuyor demektir. Ayrıca cinsel ilişki esnasında kendisini kasmayan, yeterince uyarılan, vajinal engorjman ve ıslanma gelişen bazı kadınlarda da kızlık zarı esnemekte ve kanama olmamaktadır. İlaveten kızlık zarı nadiren de olsa bacakların aşırı şekilde zorlandığı [açıldığı] bazı sportif etkinliklerde de zedelenebilir.
Neticede ilk cinsel ilişki esnasında kızlık zarı yırtılmayan ve/veya kanamayan kadın sayısı hiç de az değildir. Ne var ki bu durum toplumun büyük çoğunluğu tarafından bilinmemektedir. Bu yüzden de gerdek gecelerinde maalesef aile faciaları yaşanabilmektedir. Ne yazık ki TV dizileri de bu konuda yanıltıcı mesajlar vermeye devam etmektedir. Zaten var olan ve adeta toplumun genetiğine işlenmiş bulunan bu tür hatalı kültürel kodlamaların güncel dizilerle de perçinleniyor olması müstakilen ele alınması gereken bir problemdir. Başta ilgili bakanlıklar olmak üzere kamu otoritesi, üniversiteler, RTÜK ve STK’ların bu konu üzerinde çalışması gerekir.

İlk Cinsel İlişki

İlk cinsel ilişki için bilinmesi [dikkate alınması] gereken bazı önemli hususlar bulunmaktadır. Öncelikle çiftlerin birbirlerini tam olarak tanımadıklarını bilmesi ve buna göre davranması gerekir. Her ne kadar nişanlılık döneminde bir dereceye kadar yakınlaşmış ve kendilerini sosyal olarak bir miktar tanımışlar ise de birbirlerini ruhsal ve bedensel olarak gerçek anlamda henüz tanımıyorlar. Bu nedenle nikâhtan sonra aniden baş başa kalan çift, kendilerini birbirlerine en yakın iki insan olarak görmenin heyecanını, güzelliğini ve zorluğunu birlikte yaşar. Ten teması ile birlikte yaşanan haz ve heyecan, aralarındaki sevgiyi farklı bir boyuta taşır. İki beden birbirini tek bir beden gibi hisseder. Aradaki sınırlar kalkar. Birlik deneyimi yaşanır. Bu duygular cinsel ilişkinin verdiği bedensel hazlardan daha fazla mutluluk verebilir. İlk birlikteliklerde cinsel ilişkiden önce ağırlık verilmesi gereken davranışlar da aslında bunlardır. İlk cinsel ilişkilere özgü [zamanla aşılacak olan] eksiklikler bu takdirde daha kolay tolere edilebilecektir. Çünkü uyarılma, boşalma, orgazm ve haz/tatmin duygusu gibi cinsel fonksiyonlar muhtemelen ilk cinsel ilişkilerde mükemmel olmayacaktır. Hatta yetersiz olacaktır. Erkeklerin çoğu ilk cinsel ilişkide daha ne olduğunu anlamadan boşalmaktadır. Buna bağlı olarak da kadınların çoğunda cinsel ilişki bittiğinde henüz cinsel uyarılma başlamamış olmaktadır. Cinsel ilişkinin karı-kocaya bedensel zevk ve mükemmel tatmin duyguları vermesi için bedenlerin iyi tanınması, birbirine alışması ve eşlerin birbirlerini cinsel yönden tanıması gerekir. Bunun için zamana ihtiyaç olur. Zaman geçtikçe eşler birbirini daha iyi tanıyacak, cinsel yaşamları ortak bedensel/erojen keşifler eşliğinde gün geçtikçe güzelleşecektir. Bu yüzden ilk ilişkilerde mükemmel sonuçlar beklenmemelidir. Aksi halde hayal kırıklığı yaşanabilir. Nitekim birçok çift, ilk cinsel ilişkiden sonra “Bunca konuşulan, heyecanla beklenen ve arzulanan şey bu muymuş?” diye düşünebilmektedir. İlk ilişkilerin böyle olabileceği bilinmeli, bu durum normal karşılanmalıdır. İlk ilişkide yaşanması gereken, cinselliğin duygusal yönleridir. İlk ilişki için anlamsız beklentiler de korku ve heyecanlar da terk edilmelidir. Acelecilikten kaçınılmalıdır. Duygusal boyuta odaklanılmalıdır. Bedensel ilişki kalitesi içgüdülerin yönlendirmesi ve birlikte deneyimlenen keşifler sayesinde zamanla artacaktır.

Pratikte ilk cinsel ilişkide yaşanan sorunlar genelde yanlış bilgilerden kaynaklanmaktadır. Cinsellikle ilgili doğru bilgilerle donanmış birey hem kendisine güvenebilecek hem de eşine gerektiği gibi davranabilecektir. Yanlış bilgi ve kanaatler ise gereksiz kaygılara ve sorunlara neden olur. Aslında cinsel eğitim ile amaçlanan da ağırlıklı olarak çevreden gelen bu yanlış bilgilerin ayıklanmasına yöneliktir. İlk ilişki için gerekli olan bilgilerin çoğu da bu tarzdır. Cinsel eğitime karşı olan bazı çevreler, “Cinsel eğitim gereksizdir, çünkü ördekler suda yüzmek için yüzme dersi almadıkları gibi insan da cinsel ilişkiyi cinsel eğitim almadan başarabilir” şeklinde görüşler beyan ederler. Bu insanın cinsellikle ilgili yanlış bilgilere maruz kalmadığı varsayımına dayanan ve bu nedenle de yanlış olan bir yaklaşımdır. Çünkü cinsellik çoğu kez sır gibi fısıldanan bir olgudur ve yanlış bilgilere, abartılı beklentilere, gerçek dışı söylemlere ve mitlere maruz kalır. Ve çoğu kez de bunlara inanılır. İnsanların çoğunda cinsellikle ilgili kulaktan dolma bilgiler, abartılı beklentiler ve cinsel işlev bozukluğuna neden olan cinsel mitler bulunmaktadır. Dolayısıyla cinsel eğitime ancak insanın çevreden gelen bu tür olumsuz yönlendirmelere kapalı olması halinde ihtiyaç duyulmaz. Ne var ki olgunun böyle olmadığı ve olamayacağı açıktır. Nitekim cinsel eğitimlerde harcanan efor da [tıpkı şimdi burada yapmaya çalıştığımız gibi] ağırlıklı olarak bu hataların ayıklanmasına yönelik olmaktadır. Bu ilk cinsel ilişkiler için de sonraki cinsel yaşam için de geçerli olan bir durumdur.
Nitekim erkeğin ve kadının ilk ilişkide yaşadığı sorunlar da ağırlıklı olarak hatalı bilgilere dayanmaktadır. Erkeğin hafızası genelde “Kızlık zarının yırtılması zor mu?”, “Kanama çok olur mu?”, “Eşimin canı çok yanar mı?” şeklindeki sorularla meşgul olur. Bu kaygılar tamamen yersizdir. Birleşme sırasında erkek kızlık zarının yırtılışını hissetmez. Acele edilmez, gerekli ön hazırlık yapılır ve vajinal ıslanma meydana gelirse kızlık zarının yırtılması kadınlar için de bir sorun oluşturmaz. Çünkü cinsel uyarılma ile birlikte ilişki esnasında en güçlü ağrı kesici olan morfinden 30 kat daha güçlü ağrı kesici etkiye sahip endorfinler salgılanır. Zaten sadece ilk ilişkiler değil tüm cinsel ilişkiler bu sayede ağrı ve eziyet veren bir aktivite olmaktan çıkarak zevk veren bir aktivite haline dönüşür. Ancak gerekli hazırlık yapılmaz ve cinsel uyarılma-vajinal ıslanma oluşmadan ilişkiye başlanırsa sadece ilk ilişki değil sonraki ilişkiler de ağrılı olabilir. Ne var ki bu ağrıların nedeni cinsel ilişkiler değil bedenin yanlış kullanılması veya nasıl kullanılacağının bilinmemesidir.

Bu bağlamda pek çok erkek ve kadının yaşadığı ‘’vajinanın küçük olduğu, penisin vajinaya dahil olamayacağı ve bu nedenle de ağrı duyulacağı’’ şeklindeki kaygıların da yersiz olduğu bilinmelidir. Öncelikle cinsel ilişkinin erkek için de kadın için de acı veren bir eylem değil haz veren bir aktivite olduğu hatırdan çıkarılmamalıdır. Bu erkek için de kadın için de geçerli olan bir durumdur. Birçok erkek/kadın vajinanın küçük bir kavite olduğunu düşünür. Oysa vajinada da tıpkı peniste olduğu gibi cinsel uyarılma esnasında genişleyen [hem genişleyen hem uzayan] bir organdır. Ne var ki ‘’vajinal engorjman’’ denen ve içeriye doğu gerçekleşen bu büyüme dışarıdan görülemediği için vajina daima imaj olarak kapalı bir hazne gibi algılanır. Oysa vajina aynı zamanda doğum kanalıdır ve penisin onlarca kat büyüklüğündeki bir bebeğin geçişine izin verecek kadar genişleme kapasitesine sahiptir. Herkesçe bilinen bu bilgi bile vajinanın büyüklüğü hakkındaki kaygıların ne kadar yersiz olduğunu göstermektedir. Ancak vajina tabii ki çevresindeki kaslar nedeniyle aynı zamanda kasılabilen de bir kanaldır. Bu kasılmalar sayesinde penil-vajinal kenetlenme daha iyi algılanır ve erkeğin de kadının da hazzı artar. Bu kasların istem dışı olarak kasılması ise vajinismus olarak nitelenmektedir. Ancak bazen cinsel birleşmeyi engelleyecek şekilde istemli kasılmalar da olabilmektedir. Bu nedenle ilk ilişkide kadın kendini rahat bırakmalı, cinselliğin hoşa giden, zevk veren bir aktivite olduğunu düşünerek bu duygularını algılamaya çalışmalıdır. Cinsel uyarılma ile birlikte vajina genişlediğinde vajina duvarına yapışık halde bulunan kızlık zarı da esner ve ağrısız bir ilişki ortaya çıkar. Buna rağmen bazı kadınlar ilk ilişkide korkabilir ve fazla heyecan duyabilir. Bu da normal karşılanmalıdır. Erkekler, cinsel gerilimin vardığı arzu nedeni ile bir an önce cinsel ilişkiye başlamak isteyebilirler. Ancak yapmaları gereken ilk şey acele etmemektir. Cinsel birleşme öncesindeki muhabbet, aşk ve sevgi sözcükleri eşliğindeki güzel sözler, duyguların yönlendirdiği hareketler, kadının uyarıldığı ana kadar devam ettirilmelidir. Bu durum kadının ifade etmesi veya yönlendirmesi ile bilinebilir. Bu bağlamda kadın da cinsel arzu ve isteğini ifade etmekten çekinmemelidir. Bu hem erkeğin uyarılması hem de yönlendirilmesi için faydalı olacaktır. Cinsel birleşmenin rahat olabilmesi için kadınların cinsel olarak uyarılmaları ve bunun sonucunda gerçekleşen vajinal ıslanmaları oldukça önemlidir. Eğer bu sağlanamıyor, kadın kendisini rahat hissedemiyor veya rahat bırakamıyorsa, erkek anlayış göstermeli, sabırlı olmalı, duygusal olarak eşini rahatlatmalıdır. Romantik iletişim ve duygusal hazırlıklara ağırlık vermelidir. Buna rağmen kadın çok korkuyor ve korkusunu bir türlü atamıyorsa birleşme ertelenmelidir. Erkeğin ısrarcı olması veya zorlayıcı hareketlerde bulunması iki tarafı da zora sokacak ve ilişkiyi sıkıntılı hale düşürecektir.

Erkekler, cinsel ilişki sırasında eşlerinin davranışlarından fazla etkilenirler. Kadının itici, kendisini kasıcı davranışları karşısında erkeğin cinsel işlevini yerine getirebilmesi, hem duygusal hem fiziksel açıdan imkânsız gibidir. Böyle bir durumla karşılaşan erkek, “Eşim beni istemiyor, isteseydi kendisini rahat bırakırdı” şeklinde düşünebilir. Ve kendisini beceriksiz addederek güven sorunu yaşayabilir. Bu duruma düşmemek için yeterince vajinal ıslanma gerçekleşene kadar beklenmeli, acele davranışlardan kaçınılmalıdır. Rahat bir birleşme için vajinal ıslanmanın gerekli olduğunu erkek de kadın da bilmelidir. Vajinal ıslanma öncelikle cinsel uyarılma ile sağlanmalıdır. Ancak ilk ilişkilerde yeterince vajinal ıslanma olmayabilir. Bu nedenle birleşme öncesinde kayganlaştırıcı bir madde [kayganlaştırıcı yağlar, tahriş etmeyen kremler veya tükürük] de kullanılabilir.
Erkeklerin çoğu ilk ilişkilerde erken boşalır. Bu ilk ilişkiler için normal kabul edilmesi gereken bir durumdur. Boşalma ilk ilişkilerde birkaç hareketten sonra olabileceği gibi, bazen tam birleşmeye başlarken ve hatta bazen birleşme öncesi dönemdeki sevişmeler sırasında bile olabilir. Bunların hepsi ilk ilişkiler için doğal karşılanmalıdır. Boşalmadan sonra penis sertliğini kaybeder. Ereksiyonun yeniden sağlanabilmesi için de belli bir sürenin [refrakter peryodun] geçmesi gerekir. Refrakter dönemin sonuna kadar erkeklerin cinsel bir uyarana karşı yeniden yanıt vererek ereksiyona ve orgazma ulaşmaları mümkün değildir. Bu nedenle yeni bir ereksiyonun hemen sağlanamaması sorun edilmemeli, panik yaşanmamalıdır. Bunu bilmeyen erkek yeni bir ereksiyon için çok uğraşır ve elde edemeyince de kaygılanır. Bu gereksiz kaygı perfomans kaygısına dönüşürse sorun kalıcı hale de gelebilir. Bu nedenle ilk ilişkilerde bu tip erken boşalmaların olabileceği, bunun herhangi bir hastalık veya anormallik olmadığı ve boşalmadan sonra da belli bir süre geçmeden tekrar ereksiyona ulaşılamayacağı bilinmelidir. Boşalma zamanla hem daha geç olmaya başlar hem de daha kolay kontrol edilebilir. Basit görünen bu bilgiler birçok erkeğin ve çiftin hayatını ve hatta evliliğini kurtarabilir (*)

* Zeki Bayraktar, Bilimsel Veriler Işığında Sansürsüz CİNSELLİK, Yüzleşme yayınları

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir