Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Pazartesi, Eylül 27, 2021

İman Fedakârlık İster

İman fedakârlık ister. Kur’an ve Sünnet, imanda fedakârlık yapmaya atıflarda bulunan emir ve tavsiyelerle doludur. Bu nedenle Yüce Allah, malla ve canla yapılan atıflara sık sık değinmiştir. Zira mal ve can Allah’ın lütfudur, gerektiğinde onu verenin yolunda feda edilmelidir. Hayatın amacı Allah’ın rızasını kazanmak olunca her şeye izafi bakmak mümkündür. Zaten Kur’an, Müslümanları dünyaya bakış, rızkın mahiyeti, mal ve çocukların imtihan vesilesi ve hayatın geçici oluşu hususlarında sağlam bir eğitimden geçirmiştir. Bu nasları iyi anlayan bir Müslümanın dünyalık bir takıntısı kalmaz. Müslümanın hayatı ancak Allah Teâlâ ile anlam kazanır. Her şey O’nundur ve her şey O’nun içindir. Tüm ömrünü, malını, mülkünü Allah yolunda feda eden Hz. Peygamber, her konuda olduğu gibi bu konuda da ümmetine örnek olmuştur. O, doğduğu toprakları, yaşadığı çevreyi, akrabalarını, evini barkını, malını mülkünü, kutsal mabet Kâbe’yi hep bu fedakârlık duygusuyla terk ederek hicret etmiştir. Aynı fedakârlıkları nebevi eğitimden geçen sahabe de yapmıştır. Bu din, bugünlere bu seçkin ve adanmış Müslümanların sayesinde gelmiştir. Şayet insanlar dünyalık yığmayı ve maddi değerleri ilahi isteklerin önüne geçirecek olurlarsa başlarına gelecek musibetlere hazır olmaları gerekir ki şu ayet buna delalet etmektedir:

“قُلْ إِن كَانَ آبَاؤُكُمْ وَأَبْنَآؤُكُمْ وَإِخْوَانُكُمْ وَأَزْوَاجُكُمْ وَعَشِيرَتُكُمْ وَأَمْوَالٌ اقْتَرَفْتُمُوهَا وَتِجَارَةٌ تَخْشَوْنَ كَسَادَهَا وَمَسَاكِنُ تَرْضَوْنَهَا أَحَبَّ إِلَيْكُم مِّنَ اللّهِ وَرَسُولِهِ وَجِهَادٍ فِي سَبِيلِهِ فَتَرَبَّصُواْ حَتَّى يَأْتِيَ اللّهُ بِأَمْرِهِ وَاللّهُ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِقِينَ”

“(Ey Peygamber! Tüm inananlara) De ki: “Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, (bağlı olduğunuz sosyal çevre veya içerisinde yetiştiğiniz vatanınız, devletiniz, milletiniz veya) aşiretiniz, kazanmış olduğunuz mallar, kesintiye uğramasından korktuğunuz ticaret ve hoşunuza giden (lüks ve şatafatlı) evler; evet, bütün bunlar, eğer size Allah’tan, Elçisinden ve O’nun yolunda mücadele etmekten daha sevimli ise, o zaman, Allah (hakkınızdaki toplumsal çöküş) emrini gönderinceye kadar bekleyin; çünkü Allah, (bilerek ve isteyerek) yoldan çıkan bir toplumu, asla doğru yola ve başarıya iletmez!”[1] Müslümanlar tarih içerisinde asli görevlerinden uzaklaştıklarında zaman zaman uyarılmışlardır. Bundaki temel etkenlerden biri de dünyayı ve dünyalıkları doğru anlayamamaktan kaynaklanan sapmalardır. Allah Teâlâ, şu ayette dünyayı bize en güzel biçimde tanımlamıştır:

“ وَاضْرِبْ لَهُم مَّثَلَ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا كَمَاء أَنزَلْنَاهُ مِنَ السَّمَاء فَاخْتَلَطَ بِهِ نَبَاتُ الْأَرْضِ فَأَصْبَح هَشِيمًا تَذْرُوهُ الرِّيَاحُ وَكَانَ اللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ مُّقْتَدِرًا”

“(Güzelliğiyle insanoğlunu cezbeden şu gelip geçici; fâni) dünya hayatınıngerçek yüzünü ortaya koymak için, şu çarpıcı örneği anlat onlara: Gökten yağmur yağdırırız da, yeryüzünün bitki örtüsü onun sayesinde (yeşerip boy verir ve renk renk, çiçek çiçek) birbirine karışır fakat (bunca göz kamaştırıcı güzellikler, çok geçmeden sararır, ufalanır ve) sonunda, rüzgârların önünde savrulup giden çöp kırıntılarına dönüşür. (İşte dünya nîmetleri de aynen böyle yok olup gidecektir. O hâlde, yok olup gitmeye mahkûm olan şu evrende sınırlı bir güce sahip olan insanoğlu, bir Yüce Kudrete muhtaç: İşte O) Allah, her şeye kadirdir.”[2] Ayet dünyanın kısa ve sonlu oluşuna işaret ederken, asıl rağbet edilmesi gereken şeyleri de şöyle sıralıyor:

“الْمَالُ وَالْبَنُونَ زِينَةُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَالْبَاقِيَاتُ الصَّالِحَاتُ خَيْرٌ عِندَ رَبِّكَ ثَوَابًا وَخَيْرٌ أَمَلًا”

“Gerçi mallarınız, (servetiniz, eşiniz ve) çocuklarınız, dünya hayatının süsleridir. (Bunlara sahip olmayı, insanlar arasında üstünlük ölçüsü ve değer yargısı yapmamak ve helâl sınırlarını aşmamak şartıyla, mal mülk sahibi olabilir, evlenip çoluk çocuğa karışabilir, hayatın güzelliklerinden yeterince istifâde edebilirsiniz. Fakat dünya ile ahiret arasında tercih yapma durumunda kaldığınızda elbette ahireti seçmelisiniz. Unutmayın ki, ürünleri sonsuza dek (kalıcı olan güzel davranışlar, Rabb’inin katında hem mükâfat bakımından daha iyidir, hem de (gönüllere huzur veren bir) ümit kaynağı olarak daha tatmin edicidir.”[3] Ayete göre kalıcı olan şeyler; Allah (c.c.) rızası için yapılan ibadetler, namaz, “Allah’ı eksik anlayıştan tenzih” ve “O’nun her şeye kadir” olduğunun[4] ikrarına dayanan bir anlayışla kendimiz için, insanlar için değerler üretmektir. Eğer insan bir değer üretemiyorsa, ayette buyurulduğu gibi kendisi de “çer-çöp” durumuna düşmüş olur. İnsanlık için değer üretmede bir yarışa girebilmek için, dünyanın kısa olduğunun bilincini Müslüman insanın sürekli yüreğinde hissetmesi gerekir. Çünkü “Ahiretin yanında dünya hayatı, bir geçimlikten ibarettir.”[5] İşi acele olan bir yolcunun belirli ihtiyaçlarını karşıladığı[6] bir uğrak yeri mantığı ile dünyaya yaklaşmak; onu hem kısa sürede verimli hale getirmek, hem de ona tapmama bilincinin doğmasına vesile olur. Aksi hâlde, insan “Dünya hayatına razı olur, ikinci bir hayatı reddederse”[7] ebedileştirdiği bu dünyada mutlu olmak için birçok kötülüğü yapmaktan çekinmez. Hz. Peygamber (s.a.v.): “Altın, gümüş, saçaklı kadife, siyah zencefli kumaşın kulu olan kişiler kahrolsun. Böyle birisine verilirse razı olur, verilmezse razı olmaz.”[8] Hadisiyle dünyalık biriktirmeyi amaç hâline getirip sonra da fedakârlık yapamayacak şahısları uyarmıştır. Resulullah’ın yerdiği, kapitalist anlayıştır. Zira altın ve gümüşe kul olanlar, hiçbir zaman Allah’a kul olamazlar. Nitekim malda ve canda cömertlik yapmayıp korkak davranmayı hedef edinen anlayışı da şu olayda olduğu gibi şiddetle kınamıştır: “İbni Hasasiyye (r.), Hz. Peygambere gelip İslâm’ın emirlerinin zorluğu ve kolaylığı üzerinde yorum yapmış, sonra da “zekâtsız ve cihadsız bir din” tasavvurundan bahsetmiştir. Bunun üzerine Hz. Peygamber, bu zatı omuzundan tutup şiddetle sarsmış ve “Allah yolunda sadaka yok, infak yok, cihad yok, o zaman sen ne ile cennete gireceksin?”[9] Buyurmuştur. Peygamber Efendimizin bu uyarısı o şahsın üzerinden dinleri için fedakârlık yapamayan herkesedir. Dinimiz, her şeyini Allah için yoksullara verip sonra da “”Ailene ne bıraktın?” denildiğinde, “Allah ve Resulünü bıraktım” diyebilen Hz. Ebubekir gibi Müslümanlarla geleceğe hâkim olacaktır. Bu yaklaşım bir ütopya değil realitedir.

[1] Tevbe 9/24

[2] Kehf, 18/45.

[3] Kehf, 18/46.

[4] İbn-i Kesir, Tefsiru’l-Kur’ani’l-Azim, c. III, s. 84.

[5] R’ad, 13/26.

[6] Zemahşeri, Keşşaf, c. II, s. 507.

[7] Yunus, 10/7.

[8] Buhari, Cihad, c. VI, s. 80.

[9] Hakim, Müstedrek, had no: 2421, c. II, s 89-90

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir