Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Çarşamba, Haziran 9, 2021

Atları Aramak

İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun Adalar’da kaybettiği fayton atları bir kaç gündür İstanbul gündemindedir. Ülke gündemini meşgul etmeden ve can taşıdıkları için atların izini sürmek, belediye tarafından muhafaza edilip edilmediklerini takip etmek gerekir. Eyvallah!

Fakat siyasette ve devlette işler, en önemli olandan önemsize doğru sıralanmaz ve çözüm bulma aciliyeti buna göre ayarlanmazsa bu durumda sorun yaşayan vatandaş, ” bizim, at kadar değerimiz yok mudur?” itirazını yapmaya başlar. Bugün, tüm dünyayı kasıp kavuran pandemi süreci, adalet tesisi noktalarında oluşan zaafiyet , ekonomik sıkıntılar en önemli gündem konuları olmalıdır…En sonra da atlar…

Genelde Ak Parti’nin özelde de İstanbul teşkilatının tüm işlerini, CHP ve İstanbul Belediye Başkanı İmamoğlu’nun yaptıkları, ve söyledikleri üzerine bina ederse, bunun anlamı Ak Parti’nin bir kaç vites birden düşürmesi, yapacağı çalışmaları ise “CHP kadar”a indirgemesi anlamına gelir.

Çünkü CHP’nin değerlerimizle savaşmak dışında ülkemizde bir dikili ağacı yoktur, İBB Başkanı da iş yap/ma/ma, üret/me/me, çalış/ma/ma, temel at/ma/ma vaatleriyle seçilmiştir. Bu durumda Ak Parti’nin böyle bir belediye başkanının söyledikleri, yaptıkları üzerinden siyaset üretmesi ellerini kollarını bağlaması, küçülmesi, bitmesi anlamına gelmektedir.

Bana kalırsa Ak Parti, CHP’yi ıslah etmede kaybettiği zamanı kendi partisinin içinde eline mühür verdiği bazı idarecilerin kasıtlı, kasıtsız yanlışları, hataları, kötü ve zararlı işleriyle mücadeleye ayırsa vatandaşla arasında meydana gelen güven kaybını büyük oranda giderebilir ve aidiyet bağını yeniden güçlendirebilir.

Bu durum görmezden geliniyor ama toplumun içinde olduğumuzdan müşahede ettiğimiz gerçek, Ak Parti seçmeninde partisine karşı her geçen gün artan şekilde güven kaybı yaşanıyor. Seçmenin partisine karşı aidiyeti, muhafaza etme ve savunma isteği zayıflıyor. Bu nedenle diyebilirim ki, Ak Parti en güçlü olduğu dönemi en az oy aldığı kuruluş dönemidir. Çünkü Ak Parti’ye oy veren her seçmen o günlerde başaracağına inanıyordu. Bugün gelinen noktada ise, oy veren seçmenin sayısı artsa da destek gerekçesini rakiplerinin daha kötü olmasına bağlaması bunun en önemli tezahürüdür. Bu durumda Ak Parti’ye düşen görev, kendi dışındaki siyasi partilerden daha az kötü olduğunu anlatmak değil de; rakipsiz iyi, faydalı, güzel, doğru işler yapan bir kurum olduğunu ortaya koyabilmesidir.

“13 milyon üyesi ve 26 milyon seçmeni olan bir parti neden sosyal medyada yoktur?” sorusu parti semeninde aidiyet zayıflaması ve güven kaybı dışında sosyolojik olarak başka nasıl izah edilebilir ki!

Ak Parti ilk kurulduğu günlerde seçmenden en küçük bir eleştiri aldığında, parti seçmeninden mutlaka müdafaa edeni, sahipleneni çıkıyordu. Nasıl oluyor da bugün, çok daha fazla oy almasına rağmen aynı hararetli tartışmalar azalmış ve en büyük parti kendini müdafaa edenlerinden böylesine ayrı düşmüştür.

Israrla aynı şeyi söylemeye devam edeceğim. Köprüler, yollar, hastaneler…ve tüm kalkınma hamleleri artık seçmende heyecan uyandırmıyor, anlamıyor musunuz? Bu hizmetlerin aksaması neticesinde eksikliği hissedilinceye kadar bu yatırımların seçmen farkına varmayacak…

Adalet ve Kalkınma Partisi kalkınma adına şimdiye kadar ihmal ettiği adalet uygulamaları ile öne çıkmalıdır…Farkındalık oluşturmalıdır.

Adalet, sonra adalet, sonra yine adalet…!

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir