Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Cumartesi, Ekim 16, 2021

Teravih Meselesi

Diyanet bu sene ‘’teravih namazı camilerde değil evlerde kılınacak’’ dedi diye tepki gösterenler var. Diyanetin bu açıklamasında hiçbir problem yok. Olması gereken budur. Diyanetin hatası bunu yani teravihin evde kılınabileceğini (hatta asıl sünnete uygun olanın bu olduğunu) daha önce açıklamaması, konuyu ilk baştan itibaren böyle takdim etmemesidir. Bunu yapsa idi daha doğru olurdu. Çünkü teravih gece namazıdır. Faziletli olan evde kılmaktır. Nebimizin uygulaması da tavsiyesi de böyledir. Hatta güncel uygulamaya kaynak gösterilen Hz.Ömer’in de. Teravihin cemaatle camide kılınması fazilet/azimet değil ruhsattır. Ama birçok konu gibi bu konu da tersyüz edildiği için bilinemiyor. Çünkü adetler ibadetlere dönüşüyor.

Din sünnete, sünnet bid’ate, bid’at adete, adet ibadete dönüştürülmüştür. Bunun nasıl gerçekleştiğini ve işin esasını izah edelim. Ama önce şunu belirtelim; Bu konuda yazacağım her şeyin hadislerden bir delili olacak. Yani bu konuda söyleyeceklerimi tamamen hadislere dayalı olarak söyleyeceğim ki ‘’bu iş sünnet-hadis olmadan olmaz’’ diyerek feveran eden ‘’istemezük’’cülerin asıl dertlerini izhar etmiş, asıl maksatlarının sünnet-hadis değil kendi din anlayışlarını dayatmak olduğunu göstermiş olalım.

Teravih namazı Resulullahın (as) ilgili ayetler geregince (msl 17/79) her gece kıldığı gece namazıdır (teheccüd). O bu namazı sadece Ramazanda değil diğer gecelerde de kılmıştır. Peki ne oldu da onun bu gece namazları bugünkü teravih haline dönüştü? Nakledelim;

Nebimizin hiç aksatmadığı ibadetlerden ikisi şudur; İsra 79’da emredilen gece namazı ve Bakara 125, 187’de bahsedilen itikâf. Aişe validemizin nakline göre Nebimiz her Ramazanın son 10 gününü mescitte itikâfta geçirirdi (Buharî, Fadlu Leyleti’l-Kadir 5; Müslim, î’tikâf 8). Onu itikafta iken mescitte namaz kılar halde gören bazı sahabeler kendiliğinden arkasına cemaat oldular. Fakat o bunu fark edince bunun böyle olmasını istemedi ve onları bundan men etti. İşte ilgili hadisler;

Enes(ra): Resulullah (sav) ramazanda geceleyin namaz kılardı. (Bir gece) gelip yanında ben de namaza uydum. Sonra bir erkek daha geldi, o da namaza uydu, derken (sayımız arttı ve) bir cemaat olduk. Resulullah (aleyhissalatu vesselam) bizim arkasında olduğumuzu hissedince namazı hızlandırdı. Sonra (selam verip) ayrıldı ve evine girdi. Orada bizim yanımızda kılmadığı bir namaz kıldı. Sabah olunca kendisine: “Bizim arkanıza durduğumuzu geceleyin farketmiş miydiniz?” diye sordum. Bana: “Evet ve işte bu, beni o yaptığıma sevkeden şeydir. (Yani sizi arkamda hissedince namazı hızlı kılarak yanınızdan ayrıldım)” buyurdu. (Kütüb-i sitte, 3029;Müslim)

Aişe(ra): Resulullah (sav) geceleyin duvarları alçak olan hücresinde namaz kılardı. Halk bu sebeple Aleyhissalatu Vesselamın karaltısını (siluetini) görürdü. Böylece onlar da kalkıp geceleyin, Ona uyarak (Onunki gibi namaz kıldılar. Sabah olunca bu durumu konuştular. Resulullah (sav) ikinci gecede de kalktı, halk da aynı şekilde yaptı. Üçüncü gece de aynı şey tekerrür etti. Bundan sonra Resulullah oturdu ve çıkmadı. Sabah olunca durumu medar-ı bahs ettiler, sebebini sordular. Efendimiz şu cevabı verdi: “gece namazının sizlere farz olmasından korktum.” (Kütüb-i sitte, 2833; Buhari, Ebu Davud)

Aişe(ra): Resulullah (sav) (bir gece) mescidde (nafile) namaz kılmıştı. Birçok kimse de (ona iktida ederek) namaz kıldı, (Sabah olunca “Resulullah geceleyin mescidde namaz kıldı” diye konuştular.) Ertesi gece de Efendimiz namaz kıldı. (Halk yine olanları konuştu, katılacakların) sayısı iyice arttı. Üçüncü (veya dördüncü) gece halk yine toplandı. (Öyle ki mescid, insanları alamayacak hale gelmişti.) Ancak aleyhissalatu vesselam (bu dördüncü gecede) yanlarına çıkmadı. Sabah olunca Efendimiz: “Yaptığınızı gördüm. Size çıkmamdan beni alıkoyan şey, namazın sizlere farz oluvermesinden korkmamdır” dedi. İşte bu hadise ramazanda cereyan etmişti. (Kütüb-i sitte, 3030;Buhari, Müslim, Muvatta, Ebu Davud, Nesai)

Görüldüğü üzere nebimiz Ramazan da da diğer gecelerde de 11 rekat gece namazı kılmış, Ramazana özgü bir namaz kılmamış, farz namazlar haricinde mescitte kıldırdığı bir namaz olmamış, kendiliğinden oluşan cemaati uyarmış, farz haricindeki namazların evde kılınmasını istemiştir;

“Ey İnsanlar! Evinizde namaz kılınız. Zira farz namaz dışındaki namazların en makbulü, insanın evinde kıldığı namazdır.” (Buhârî, Ezân, 81; Müslim, Salâtü’l-Müsâfirîn, 213)

Demek ki Nebimiz döneminde farzlar haricinde camide cemaatle kılınan bir namaz olmadı. Bu uygulama Hz.Ebu Bekir döneminde de böyle devam etti. Peki bugünkü uygulama için delil gösterilen Hz.Ömer döneminde ne oldu?

Urve b. Zübeyr(Abdurrahman b. Abdilkâri’den naklen) şöyle anlatıyor: Bir ramazan gecesi Ömer b. el-Hattâb (r.a) ile mescide çıktık. Baktık ki insanlar dağınık gruplar halinde; kimi tek başına kimi de cemaatle namaz kılıyordu. Bunun üzerine Ömer, “Bana öyle geliyor ki, bunları bir imam arkasında toplasaydım daha iyi olacaktı” dedi. Sonra kararlılık göstererek Übeyy b. Ka’b’ın arkasında onları topladı. Başka bir gece yine Ömer’le birlikte çıktık. İnsanlar, imamlarıyla birlikte namaz kılıyorlardı. Ömer şöyle dedi: “Bu güzel bir bid’at/uygulama oldu”(Ni’me’l-bid’atü hâzihi). Ne var ki, namazlarını gecenin sonuna tehir ederek kılanlar (şimdi uyuyanlar), şu anda kıyamda olanların/namaz kılanların vaktinden daha faziletlidir”. O sırada insanlar gecenin evvelinde kıyam ediyorlardı” (Buhârî, Salâtü’t-terâvîh 1).

Görüldüğü üzere Hz.Ömer’e göre de faziletli olan bu namazı gecenin ilerleyen vakitlerinde (uyuyup kalkıldıktan sonra) kılmaktır. Çünkü bu gece namazıdır. Ama mescitte (itikafta) dağınık halde kılan ve ezberinde Kur’an olmayan kimseler imamın arkasında kılabilir, o bunu demiş oldu. Lakin dikkat edilirse, Hz.Ömer kendisi imam olmuyor. ‘’Tüm müminler gelsin, toplansın, birlikte gece namazı(teravih?) kılacağız’’ demiyor (kendisi yine evinde kılıyor). Ve faziletli olanı da söylüyor.

Yani bu namazı cemaatle kılmak bir fazilet değil ruhsattır. Lakin bu ruhsat zamanla fazilet haline getirildi, örfleşti, kalıplaştı, kısaca ‘’ritüelleşti.’’ Rekat sayıları törenlerle artırıldı. Sayı artınca da aralarda dinlenmek gerekti. Zaten terâvih de sözlükte “rahatlatmak, dinlendirmek” anlamına gelen tervîha kelimesinin çoğuludur. Terâvîh namazı denmesinin nedeni de budur.

Sonuç:
Teravih diye isimlenen namazın aslı gece namazıdır. Zaten hadis kitaplarında bu konu ‘’kıyamul-leyl/gece kıyamı’’ başlığı altında nakledilir. Nebimiz bunu sadece Ramazanda değil her gece kılmıştır (11 rekat şeklinde). Efdali herkesin evinde ve gecenin ilerleyen vaktinde kılmasıdır. Örneğin sahurdan 20 dakika önce kalkıp 2, 4, 8, 10+1 şeklinde kılınabilir. Bu nafile bir namazdır, dileyen 2 rekât da kılabilir 11 rekat da, ben şahsen 11 rekattan fazla kılınmasını sünnete uygun bulmuyorum.
Şimdi tarikatçı-mezhepçi çevreler hatta Diyanet Nebimizin sünnetine mi uyuyor yoksa kutsadıkları fıkha mı? Karar sizin.

Not: Sol cenahtan bir cahil de ‘’madem bu sene teravih kılınamayacak Ramazan ertelensin, çünkü ibadetler bölünemez’’ demiş. Farz ile nafileyi bilemezsen böyle olur işte. Ben her zaman söylüyorum, entelektüel olabilmeniz için belli düzeyde bir din bilgisine de sahip olmalısınız ki TV ekranlarında ahkâm keserken rezil olmayasınız.

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir