Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Pazartesi, Ekim 25, 2021

Sorumluluk

İnsan İkrar Adalet ve Kemal Merhaleleri
İnsan denilen varlık “Ete kemiğe büründüm Yunus olarak göründüm” Yunus Emre’nin dediği gibi hayat anaforu denizine girerek ete kemiğe bürünür ve insan olarak varlık alemine dahil olur. İlk önce doğar ve hayata gözlerini açar bu gözlerini açmakla artık hayat mecrasına girmiş olur. Bu mecrada onu bekleyen merhaleler olacaktır. Bu merhaleleri hayatın kendine sunduğu tecrübelerle öğrenecektir. Tatbikî hayata göz açması öğrenmeye de adım atması demektir. Kendisine ilk öğretecekler etrafında olan yakınları annesi babası sevdikleridir. Hayatı ve hayatta lazım olacak şeyleri ilk onlardan öğrenir.

Acaba sadece hayat sahibi olması insan olması için yeterli olur mu? Bu hayat yolculuğunda birçok evrelerden, devrelerden ve dönemlerden geçecektir. Bu evrelerden geçerken hallerden hallere geçer tabiri caizse ezilir büzülür, evrilir çevrilir sonunda et kemik kılıfı, insan olarak büyük bir merhaleye erer. İnsanın bu geçirdiği evreleri sırasıyla şöyle sıralayabiliriz; can, güç, ikrar, adalet, kemal. Şimdi bunlar nedir diye soracaksınız. Bunlar insanın hayata adım attıktan sonra ki manevi yolculuğu ve bu yolculuğundaki manevi durakları ve terakkiyatıdır.


İnsan doğar can sahibi olur can sorumluluktur, yaşamaktır, çalışmaktır ve düşünmektir. Canın en büyük belirtisi nefestir. Kişi canla hayat sahibi olur ve nefes ile hayatını devam ettirir ve canı olduğundan haberdar olur. Can hayatın başlangıcı olduğu gibi hayatın devamını sağlar. Can et ve kemik yığının mana kazanmasıdır. Can olmazsa bedeninin, organlarının ve duyu organları göz, kulak dil, kalbin hiçbir işlevi ve yükümlülüğü olmaz. Bu sebeple insanın uzuvlarının ve kendisini insan olarak mana ifade edebilmesi için önce hayat sahibi olması gerekir. Hayatın da en önemli kaynağı candır. İnsan can ile hayata tutunur ve canla hayatını şuurlu bir şekilde devam ettirir.


İnsan hayata can sahibi olarak ilk gözlerini açtığında tamamen zayıf, aciz ve güçsüz bir varlıktır. Hayatını idame ettirebilecek güce sahip değildir. Annesine ve çevresinde ki insanlara muhtaçtır. Günler geçtikçe maddi ve manevi güçlere sahip olur. Günden güne büyüyerek bedeni gelişir. Önce emekler, ayakları üzerinde durmaya başlar ve yürümeye başlar. Yavaş yavaş dünya hayatında ayakları üzerinde durmaya başlar. Bedeni geliştikçe aklı ve öğrenme gücü de gelişir. Bu sayede hayata dair yeni yeni deneyimler kazanır. İnsanın can sahibi olup bedene gelişmesi ve hayata dair bir şeyler öğrenmeye başlaması ikinci evresi güç kazanmasıdır.


Hayat, canla birlikte devam eder demiştik. Hayatın canla birlikte devamı esnasında insan güç kuvvet sahibi olarak Allah’ın kendisine lütfettiği aklı ve bazı yetenekleri ile bir şeyler üretmeye başlar. Tabi bu faaliyetleri ikrar evresinde yapar. İkrar karar verme yetisidir. İnsan her ne yaparsa yapsın günlük hayatında en basitinden yürümeyi, oturmayı, herhangi bir iş yaparken, bir arkadaşına selam verirken, işinde çalışmaya başlarken ve daha nice hayatının tümünde yaptığı işleri karar vererek yapar. Karaları ya iyiliğe ya da kötülüğe iletir. Bir insanın başına gelenler, güzellikler, kötülükler, belalar, zarar ziyanlar ve mutluluklar hep aldığı kararlar neticesinde yaptığı fiillerden kaynaklanmaktadır. Eğer doğru zamanda, doğru yerde, doğru karar verirse verdiği karar onu güzel bir sonuca ulaştırır. Kararlarını doğru vermeyip hatalar yaparsa sonuç onun için pek de iyi olmaz. “Sen onlara sırf Allah’ın lütfettiği merhamet sayesinde yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı kalpli olsaydın, hiç şüphesiz etrafından dağılır giderlerdi. Onları affet, onların bağışlanmasını dile, iş hakkında onlara danış, karar verince de Allah’a güven, doğrusu Allah kendisine güvenenleri sever.” (Âl-i İmrân 3/159) ayetinde anlaşılacağı üzere karalarımız insanlarla olan ilişkilerimizi etkiliyor. Aynı zamanda çok düşünüp sık eleyip sık dokuduktan sonra verdiğimiz karaları da ne olursa olsun yerine getirmek için Allah’a tevekkül ederek var gücümüzle çalışacağız. İnsan kararlarını doğru ve hatasız verebilmesi için dördüncü evresi adalet merhalesine geçmesi gerekir.


Adalet, can, güç ve ikrar melekelerini birleştirerek bir şeyi eksiksiz ve noksansız olarak en uyumlu ve dengeli bir şekilde yapmaktır. Adaletli bir kimse gücünü yerli yerinde kullanır. Aldığı kararlarda da istikamet üzerine olur. Adalet, insanın alacağı karalarda ve gücünü kullanmasında etkin rol oynar hatta tam etki eder. Adalet haktır. Hak ise Allah’ın emir ve yasaklarıdır. Kısacası dinimizdir. Adalet dinimiz İslam’ı tam yaşamaktır. Adaletten yoksun olan kişi dilsiz ve sağır bir işe yaramayan kimseler gibidir. “Yine Allah şu iki insanı örnek veriyor: Biri dilsizdir, elinden hiçbir şey gelmez, efendisinin sırtında yüktür, onu nereye gönderse yararlı bir sonuçla gelmez. Şimdi bununla adaleti emreden ve kendisi de dosdoğru yolda bulunan kimse bir olur mu?” (Nahl 16/76) karalarında ve davranışlarında adil olan bir kimse artık insanlığın son evresi olan kemalata ulaşır.


Kemal evresi veya insanın kemal sıfatı ahsen-ı takvim en mükemmel, en güzel biçimde yaratılış makamına ve derecesine yükselmesi demektir. “Şüphesiz biz insanı en güzel biçimde yaratmışızdır.” (Tin 95/4) İnsan ahsen-i takvime çıkarsa beşerilikten insanlığa geçmiş olur. İnsanın beşer olma özelliği nefsine, hevasına ve arzularına mağlup olup gücünü ve kararlarını adaletten yoksun olarak kullanarak dini vecibeleri yerine getirmemesidir. Bu durumda da “Sonra onu, aşağıların aşağısına indirdik” (Tin 95/5) ayetinde olduğu gibi en aşağı mertebeye iner.


İnsan doğar hayata adım atar, hayat canla hüviyet kazanır ve güçle hayatiyetini devam ettirir. Gücünü aldığı kararlarla kullanır. Kararlarını da adaletiyle alması gerekir. Eğer hayatını can bedenini adaletle bezeyip gücünü kararlarındaki istikametle yaparsa kemalata erer ve ebede namzet olur. Can, güç, ikrar, kemal işte bunlar insanların evreleridir. Bu evrelerde Hak üzere olduğunda insan-ı kâmil olur. Ölümlü olan bu dünyada kendi geçip gitse dahi ismi ve eserleri ebede kadar yaşar. Ahirette de cennette ebedi bir hayat sahibi olur vesselam.

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir