Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Çarşamba, Aralık 8, 2021

Müslümanlar Kimlik Krizi mi Yaşıyor; Yoksa Sahte Kimlik mi Taşıyor?

Kimlik, kişinin kim ve ne olduğunu belirten bir aidiyettir. Genel olarak vatandaşlık ve dindarlık olmak üzere iki çeşit kimliğimiz vardır. Vatandaşlık kimliğini, sahip olduğumuz devlet verir; dindarlık kimliğimizi de dinin sahibi Allah verir. Her ikisi de tercihlerimiz sonucunda verilmektedir.

Başta şunu belirtelim ki bir ülkenin/devletin kimliğini taşımak nasıl o devletin yasalarına uymayı zorunlu kılıyorsa, Müslüman kimliğini taşımak da İslam dininin yasalarına/ilkelerine uymayı zorunlu kılar.
Bu kısa girizgahtan sonra, İslam dinini tercih edip “Müslüman kimliği” taşıyanların kimlik sorunu üzerinde durmaya çalışalım.
Başta da belirttiğimiz gibi, söz konusu “Müslümanlık” ise, kimliği veren bizzat Allah’tır. “O, size “Müslüman” adını verdi.” (Hac 78) Müslüman adını veya kimliğini taşımak, İslam dininin bütün ilkelerine gönül rızasıyla “evet” demektir. Müslüman olmak, bir tercih ve aidiyet meselesidir. Kime, neye ait olduğunu bilip, ona göre yola koyulmaktır.

İslam dininin ilkelerine gönül rızasıyla “evet” deyip Müslüman kimliğine sahip olanların öncelikle yapması gereken iş, kimliğin kişiye yüklediği hak ve sorumlulukları dinin sahibinden (kitabından) öğrenmektir. Dinin sahibinden değil de başkalarından öğrenmeye kalkarsanız, kimliğin özüne zarar verirsiniz. Kimlik kırılmasına neden olmamak için dinin kaynağı (Kur’an) temel referans kabul edilmelidir.

Bir kişi kendi özgür iradesiyle Müslüman olmayı tercih ettiğinde, onun emredildiği (taşıdığı) kimlikte şu yazılıdır:
“Şüphesiz benim salatım (duam), ibadetlerim, hayatım ve ölümüm tüm varlıkların Rabbi olan Allah içindir. O’nun hiçbir ortağı yoktur. Bana böyle emredildi. Ben, Allah’a teslim olanların ilklerindenim.” (En’am suresi 162)

“O’nun hiçbir ortağı yoktur” argümanına, “sözde” hiçbir Müslümanın itirazı yoktur, olamaz; ancak özde ve fiiliyatta pek çok kimse -bilerek veya bilmeyerek- uluhiyette, rububiyette ve ubudiyette O’na onlarca ortak peyda eder. Öyle ise, Allah’a şirk koşmamak için, Allah’ın nasıl bir ilah ve yetkilerinin neler olduğunu her Müslümanın adı gibi bilmesi zorunludur. Bilinmelidir ki hem siyasi alanda hem de teoloji alanında, Allah’ın yetkilerini kendilerinde veya başkalarında görenler, açıkça şirke düşmüşlerdir.
Siyasi alanda Allah’ın ahkamını gereksiz görenler, teolojik alanda ona buna “şefaat yetkisi” verenler, şirkten ari olamazlar; zira “yaratma Allah’a ait olduğu gibi, hüküm de Allah’a aittir. Binaenaleyh, Allah’ın ahkamını ve ilkelerini ciddiye almayanların kimlik sorunu yaşadıklarını bilmek lazım. Teolojik alanda da –müşriklerden ödünç aldıkları- “şefaat yetkisi”ni ona buna verenler, kimliklerini muhafaza ettiklerini iddia edemezler, kendilerini kurtaramazlar; zira “şefaat yetkisi” bütünüyle Allah’a aittir. Bu konuda –melekler hariç- hiç kimseye yetki vermemiştir.

Bilindiği gibi, Allah’ın varlığı ve birliği konusunda Mekke müşriklerinin bile itirazı yoktur; ama Allah, bazı varlıkları şefaat için aracı yapmalarından dolayı onları “müşrik” olarak vasıflandırdı. Bugün de modern dünyada müşriklerin, Allah’ın varlığı konusunda kuşkuları yoktur; ancak onların fikriyatında Tanrı, evreni yaratan, fakat insanların işlerine müdahale etmeyen bir tanrıdır. Yani modern çağın müşrikleri, esasen deisttir.

Öyle ise, Müslüman kimliği taşıyanların tevhit -uluhiyet, rububiyet ve ubudiyet- konusunda doğru bilgiye sahip olması ve çok hassas davranması İslam inancının gereğidir. Bu hassasiyeti taşımayanların “benim salatım (duam), ibadetlerim, hayatım ve ölümüm tüm varlıkların Rabbi olan Allah içindir” deme lüksü olamaz. Gerçekten hayatımızın “kim veya kimler için” olduğuna, yani hayatımızda kimlerin ve nelerin öncelikli olduğuna dönüp bakmamız, kendimizle yüzleşmemiz vaciptir. Aksi takdirde iman nazariyesi anlamsız kalır.
Kimlik kırılmasına/krizine girmemek için yapılması gereken ikinci iş, şeref ve itibarı (meşruiyeti) başkalarının yanında arayarak değil, kimliği bizzat veren Allah’ın yanında yer alarak kazanmaktır; zira kimliğimizin meşruiyeti Allah’a aittir; ama maalesef Müslüman kimliğini taşıyanların ekseriyeti bu noktada kimliğin verdiği sorumluluğu terk ederek, şeref ve itibarı başkalarının yanında aramaktadırlar.

Müslüman kimliğine sahip çıkmak için yapılması gereken bir üçüncü iş, onun bunun adamı olmaktan kaçınmaktır. Geçmişin iyi/doğru müktesebatından yararlanırken, hiçbir mezhebin, tarikatın, cemaatin veya şahısların müntesibi değil, sadece Kur’an ve elçisinin müntesibi olma zorunluluğumuz vardır. Müslüman kimliğine zarar veren, Müslümanları bölüp parçalayan adı “ehli Sünnet” de olsa, asla müntesibi olmamalıyız. İntisab edeceğimiz tek kimlik var; o da “İslam” kimliğidir. Binaenaleyh biz, “ehli sünnet” değil, “ehli İslam” kimliğini taşıdığımızı asla unutmamalıyız.

Çağımızda kimlik kırılmasına/krizine neden olan olgulardan bir diğeri de Müslüman kimliğinin, modern çağın popüler kavramları olan demokrat, laik, liberal, hümanist gibi fenomenlerin gölgesinde kalmış olmasıdır. Çağımızda maalesef bu kavramlar “din” gibi veya dine paralel olgular şeklinde algılanarak Müslüman kimliğinin üzerine çıkarılmaktadır. “Laiklik ve demokratlık” o kadar baskın ki “Müslümanlık” ya unutulmuş ya da silik kalmıştır.

Hülasa -konuyu uzatmadan- belirtelim ki her iddia sahibinin iddia ettiğini ispatlaması zorunludur. Hal böyle iken, çağımızda “Müslüman” olduğunu iddia edenlerin kahir ekseriyeti ya kimlik krizi yaşıyor ya da sahte kimlik taşıyor. Bilinmelidir ki Müslüman olarak taşıdığımız kimlik, Allah’ın belirlediği renkteki (sibğetullah) kimliktir. Sibğetullah, İslam’ın ilkelerini ve değerlerini taşımak demektir. Yani hayatımızı nasıl yaşayacağımızı, hangi kaynaktan bilgileneceğimizi, neleri kabul, neleri ret edeceğimizi, kimleri dost, kimleri de düşman olarak göreceğimizi bilip hayata aksettirmektir.

Dolayısıyla Müslüman kimliği taşıdığını iddia edenlerin, “sahte kimlik” taşıyıp taşımadıklarına dikkat etmeleri zorunludur. Bunun için de yapılması gereken iş, Kur’an’i hayata sahip olup olmadıklarını test etmeleridir. Bilinmelidir ki Kur’an ilkeleriyle bağdaşmayan bir hayat sergilemek, kimlik krizine neden olmaktadır.

Selam ve muhabbetlerimle…

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir