Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Salı, Kasım 30, 2021

Geçmişi ve Geleceği Kurgulamada Dizi ve Sinema: Teşkilat ve Diğerleri

‘Muhteşem Yüzyıl’ (1) dizisinin senaristi Meral Okay, (1959- 2012) ölümünden bir süre önce Mehmet Barlas’a verdiği bir televizyon röportajında, “Allah bana uzun ömür verirse bundan sonraki projem, Sultan Abdülhamit dönemini yazmak olacak. O dönem bana çok heyecan veriyor” demişti. İşte o gün içimden “Eyvah!” dedim, “Birileri çıksa da bari Sultan Abdülhamid’i kurtarsa?”


Çünkü ‘Muhteşem Yüzyıl’, bir diziden çok, ülkenin muhafazakar yapısına bir meydan okumaydı. Okay, yine Radikal gazetesine verdiği bir röportajda(2), “O kişiler -muhafazkar / milliyetçi / İslamcı kesimi kastediyor – üç tarihi kişiliği kendilerine referans alır: Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman ve Fatih Sultan Mehmet. Yavuz ve Kanuni üstelik halife. Yani onları dokunulmazlık alanından çıkarıp insana yaklaştırdığında problem çıkıyor. Yere indirmek, dünyevileştirmek meselesi.” Yani Okay’a göre, onlar orada kalmamalı, sıradan insanlar olsunlar ki, ona hayran yetişecek nesiller olmasın.


Okay “Siz niye böyle bir dizi yapmak istediniz?” sorusuna da şöyle cevap veriyor: “Çocukluğumdan beri tarih okurum. Biz babamla elimizde tarih kitapları simülasyon yapardık. Tarih bizim evin içinde hep konuşulan, tartışılan bir konuydu.”


Peki sizce emekli Albay Mahmut Ata Katı’nın kızı olan ve Türkiye İşçi Partisi üyeliği ile dikkatleri üzerine çeken Okay’ı, halifelerin dokunulmazlığı neden rahatsız ediyordu da, konuya dokunmak istedi?


Aslında cevap basit: Hem tarihi, hem de geleceği kurgulamak istedi. Zaten bilinen bu yöntemi Amerika – İngiltere eksenli batı dünyası yüz yıldan uzun zamandan beri kullanıyordu. Çünkü sanat, özelde sinema, ilaç içmekte mızıkçılık yapan bir çocuğa, tatlı bir şurupla ilacı vermek gibidir. Çünkü bu şekilde sen ilacın acılığını hissetmezsin ama almışsındır bir kere.


Batı bunu önce tiyatro ile yapmaya çalışmıştı. Mehmet Ali Paşa’nın 1826’daFransa’ya gönderdiği öğrencilerden olan Rifa’a Rafi Tahtavi, “Paris Gözlemleri”(3) adlı kitabında Avrupa’nın tiyatro sanatına bakış açısı ile ilgili bilgileri bize şöyle aktarır: “Fransızlar, kişinin ahlakının bu tür yerlerde değişeceğine inanırlar ve bu tür yerleri ‘ibret alınacak yer’ diye vasıflandırırlar.” “Perdenin üzerinde ‘adet ve ahlak oyunla ıslah olunur’ diye yazılıdır. Sözün kısası tiyatro adı verilen yer, Fransızlara göre okul gibidir.”


Uzun süre bunu ihmal eden TRT ve resmi görüşün aksine, Türk sinemasındaki hakim yapı, bu bilgiyi ustaca kullandı. Özel televizyonların yayına başlaması ile Yeşilçam ve tiyatro dünyası memleketin en ücra köşelerine kadar, halka doğrudan ulaşmaya başladı. İnternet ile artık bu alana erişimde sınır kalmadı.
Milli ve kısmen muhafazakar nesil inşa etmeye yönelik ilk çalışmaları, 1983 de Tarık Buğra’nın aynı adlı romanından diziye uyarlanan ve senaryosunu da yine Tarık Buğra’nın yazdığı “Küçük Ağa”ya (4) kadar götürebiliriz. Bir Özal dönemi dizisi olan Küçük Ağa, din adamı kimliğine rağmen Milli Mücadeleyi destekleyerek, İslamcıların/şeriatçıların İstanbul hükümeti yanlısı ve İngiliz işbirlikçisi olduğu yönündeki “kurucu irade” tezlerini ciddi derecede yıpratmıştı.


2003’ten 2017’ye kadar dizi ve film serisi olarak devam eden Kurtlar Vadisi (5) ise, muhafazakar kesimin işin ciddiyetini yavaş yavaş kavradığını gösterir. Fakat aslında hala yolun başında olunduğu aşikardır. Burada geçmiş dizileri tekrar tekrar yayınlayan ve alternatif tıp ürünleri ile hac ve umre organizasyonu pazarlayan dini sermayeli yayın kuruluşlarının da, neden konuyla ilgilenmedikleri, hatta dindar görünmemek için uzun süre başörtülü sunucu bile görevlendirmedikleri önemli bir soru olarak önümüzde durmaktadır.


Bu alanda tarihi dizi ve filmlerden çok, güncel hayata yakın filmler ve diziler daha önem arzetmektedir. Yani her ne kadar Kuruluş, Filinta, Payitaht Abdülhamit güzel olsa da, geçmişte kalmıştır. Geçmişi zihinlerde canlandırmak için bu tür yapımlar gerekliyse de, gençliğin daha çok güncel kahramanlara ihtiyacı vardır. Bu nedenle belki Kurtlar Vadisi, hatta Sevda kuşun Kanadında daha önemlidir.
Bu yıl vizyona giren Teşkilat (6) dizisi ise bariz bir şekilde yerli polisiye dizilerinden ayrılıyor. Mafya ve MİT ve siyasi yapı alanındaki karmaşık ilişkileri ele alan Kurtlar Vadisi’nin toplum üzerinde oluşturduğu etkiyi oluşturur mu bilemiyoruz ama dikkatle izlenmesi gerektiği fikrine sahibiz.


Teknik değerlendirmeleri bir kenara bırakırsak, dizide Milliyetçilik ve vatanseverliğin ön planda olduğu görülüyor. SİHA’lı takipler ve Almanya’da operasyon yapma gibi gönül okşayıcı sahneler olsa ve ilk bölümlerde her ne kadar asıl hedef “Şirket” olarak verilse de, Arap bir milyarderin düşman olarak öne çıkarılması şüphelenmemize neden oluyor.


Bu, Araplarda hain yok anlamına gelmiyor tabii ki. Ama henüz Batı ile tam hesaplaşmamışken ve “Araplar bizi arkadan vurdu” çığırtkanları kol geziyorken, bizce erken alınmış bir rota değişikliği kararı gibi görünüyor. Bunun bilinçli olması ise bizi daha da şüphelendiriyor.
Kurtlar Vadisi benzetmelerine dönecek olursak, şu sonuçları çıkarabiliriz. Kurtlar Vadisi kahramanı her ne kadar devlete çalışıyorsa da, o karakteri besleyen ana damar İslamcılık idi. Bu husus Kurtlar Vadisi Irak da net olarak zirve yapmıştı. Filmdeki zikir sahnesi, tarikatların yaşadığını, dua sahnesi ümmetin birliğini, Amerikalı komutanın bomba imha edilirken, devşirmeye çalıştığı Kürt çocuklarına Avrupa Birliği’nin sembolü haline gelmiş Ludwig van Beethoven’ın 9. Senfonisini çalması ve soğuk terler dökmesi, o anda izleyicide AB’nin ve Batı’nın temellerinin zayıfladığı fikri vermesi, filmi sanat alanından uzaklaştırmış, aynen yazının başında Muhteşem Süleyman’ın mesajının tam tersini Batı’ya vermiştir. Bu nedenledir ki, dizinin ve Kurtlar Vadisi serisi filmlerinin IMDB puanı oldukça düşük görülmektedir. Kurtlar Vadisi Irak, halkın şuurunda, Amerika’ya karşı dik durulabileceği, onun da eleştirilebileceği, hatta yenilebileceği duygusunu oluşturmuştur. Yine o dizi film serilerinden sonra, MİT’e başvurularda patlama yaşandığı gözlenmişti.


Teşkilat’ta ise ana damar Milliyetçiliğe kaymış gibi. Onun için bu tür çalışmalarda devlet şemsiyesinden çok (TRT), sivil girişimler her zaman daha önemli.


Ayrıca Teşkilat’ta çizilen portreler halkta pek yankı bulacak profiller değil. Evet, vatan sevgisi için aile, eş dost ve çocuklar zor durumda kalabiliyor. Ama buna zemin hazırlamak için ayrı aileler, geçimsiz sevgililer, meşru olmayan yöntemler fazlaca abartılmamalı.


Bir de Hollywood tarzı hacker avı ve işe alma yöntemi, gençlere aylak ve fakat bilgisayar korsanı olma fikrini ideal hale getiriyor. Günün birinde büyük bir firma, banka veya beni devlet işe alır hayallerine yeşil ışık yakıyor.


İkinci klişe ise anasız babasız yetişen yetim çocukların, istihbarat örgütlerince kullanılması, ya da benzeri kurumlarda devlete zorunlu hizmet yükümlüsü gibi hissettirilmesi meselesi var. “Biz size bakıyoruz, siz de ancak bunu bize canınızı vererek ödersiniz.” mantığının, dayanılmaz iç burkan ağırlığı. Bu ise “babacan devlet” mantığı ile “çıkarcı, faydalanmacı devlet anlayışı” arasında tezat oluşturuyor. Öte yandan “Normal aile yapısına sahip insanlar, MİT’in, emniyetin veya askeri istihbaratın her hangi bir yerinde görev alamıyor mu?” sorusunun sorulmasına da neden oluyor.


Hülasa sinema ve dizi alanı, dini duyarlığı olan özel sermaye sahibi girişimcilerin özenle el atıp yeşerteceği, gençliğe ulaşma ve tebliğ yollarından biri olarak önümüzde duruyor. Umarız sadece TRT değil, sivil çevrelerimiz de işin ciddiyetini ve aciliyetini kavrar da, geleceğin inşasında gerekli çabayı göstermiş olurlar.

============================================
1- “Mühteşem Yüzyıl” 2011-2014 yılları arasında yayınlan dram tarih dizisi. Dizisinin yapım firması ile Teşkilat dizisinin yapım firması aynıdır. Tims-B, Tims Productions’ın kurucu Timur Savcı’nın Ocak 2017’de Burak Sağyaşar ile ortak olduktan sonra, şirketin aldığı yeni addır.
2- https://t24.com.tr/haber/meral-okay-bana-dinsiz-allahsiz-dediler-ama-ben-yara-almam,124774
3- Rifa’a Rafi Tahtavi, Paris Gözlemleri, Ses Yay. İst,l992
4- Küçük Ağa https://tr.wikipedia.org/wiki/K%C3%BC%C3%A7%C3%BCk_A%C4%9Fa_(dizi,_1983)
5- Kurtlar Vadisi: https://tr.wikipedia.org/wiki/Kurtlar_Vadisi
6-Teşkilat, dizisinin IMDB sayfasında, dizinin orijinal adı “ANKARA” görülüyor. Muhtemelen yazar ekibinden biri, bu isimle planladıkları diziyi, yayından önce erken bir girişle IMDB’ye kaydetmiş. Film Ankara’da, Ankara Müzik ve Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde çekilmektedir.  Üniversite, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra kapatılan ve FETÖ destekçilerinden Akın İpek’in kurucusu olduğu Koza İpek Vakfına aitti ve İpek Üniversitesi’ olarak kurulmuştu. İpek üniversitesi yerleşkesi, batı tarzı yapılanması ve mimarisi ile çeşitli eleştirilere maruz kalmıştı. Bazı gazetecilerce “Mini Vatikan” benzetmesi yapılmıştı. Hatta üniversitede inşa edilen film platosu gezenleri şaşırtmıştı. Üniversite rektörlük binasının 14 Temmuz 2016 günü boşaltıldığı ve kuruma ait bilgi ve dokümanlara ulaşılamadığı basında yer almıştı. İpek Üniversitesi yerinde, 14 Haziran 2017’de itibaren  Ankara Müzik ve Güzel Sanatlar Üniversitesi kuruldu. Bakınız: https://mgu.edu.tr/tr/pages/hakkinda.html
Teşkilat Resmi Site: https://www.trt1.com.tr/diziler/teskilat
IMDB: https://www.imdb.com/title/tt13562418/

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir