Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Pazar, Eylül 19, 2021

“Din Eğitiminde Yeni Bir Yapılanma” ama Nasıl?

Din, insanı iki cihanda da her açıdan saadete ulaştırma hedefinde olan son derece kapsamlı bir kavramdır. Bu açıdan din, insanın doğru yolu bulabilmesi için eğitilmesi gerektiğini ifade eder. İslam özelinde ise bu durum çok daha şümullü ve küllidir. İslam, insana dair her alana dokunan hüküm ve tavsiyeler içeren kâmil bir dindir. Bu yönüyle diğer din ve ideolojiler arasında eşsiz olduğu da aşikârdır.


Müslümanlar, İslam’dan aldıkları ilhamla eğitimi yalnızca medresede, mektepte ve okulda yapılan formel bir etkinlik olarak görmemişlerdir. Binaenaleyh ilk eğitim/terbiye yeri olarak aile görülmüştür. Aile terbiyesi kavramının kültürümüzde son derece önem arz ettiği herkesin malumudur. Buradan görüleceği üzere eğitim, öğretimden çok daha geniş, derin ve önemlidir. Zira eğitim insanlık kavramının içini dolduracak yegâne araçtır. Son tahlilde aslında din eğitimi kavramı diğer tüm eğitim alanlarına kaynaklık eden en önemli olgudur.
Din eğitiminin güçlü ve sistematik bir şekilde Müslümanlara arzı çok önemli olmakla birlikte haftada birkaç saati geçmeyen “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi” dersiyle bahsettiğimiz eğitim/terbiye elde edilemez. İsminde de anlaşılacağı üzere dinin sadece kültürünü; ahlakın da sadece bilgisini veren bir müfredat sadra şifa olmuyor. Gençlerimiz son sürat dünyevileşiyor ve maalesef gün geçtikçe inançsızlık tehdidine daha fazla maruz kalıyorlar. Bu duruma öğretime verilen önemin eğitime yani terbiyeye verilmemesi neden oluyor.


Öğretim yaşı sürekli aşağı çekilerek öğrenciler okullara daha erken yaşlarda alınmaya başlandı. Fakat çocukların terbiyesi konusunda yeterli bir müfredattan söz etmemiz mümkün değil. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi Müslümanlar eğitim/terbiye kaynağını dinden alırken modern dönemde aile bu eğitimi vermekte yetersiz ve ilgisiz kalmakta. Durum böyle olunca çocuğun terbiyesinde okul çok daha önemli hale geliyor. Fakat okul ortamında eğitimin en önemli kavramlarından olan rol model/örnek olma özelliğine sahip olan öğretmenlerin azınlıkta olması terbiye sürecini akamete uğratan önemli etkenlerdendir. Bununla beraber sınav sisteminin tamamen öğrenilen bilgilerin belli bir sürede optik forma işlenmesi üzerinden yürütülmesi de eğitimsiz de olsa öğretimli çocukların başarılı sayıldığı sistemde eğitimin aile, öğretmen ve çocuk gözündeki değerinin azaltmaktadır. Görüldüğü gibi kapsamlı bir din eğitiminden bahsedeceksek din derslerinin niceliksel artışından çok daha geniş ve köklü bir değişime ihtiyacımız olduğunu kabul etmek zorundayız.
Kanaatimce birçok farklı alanda çalışmayı gerektiren bu konuda en önde gelen başlıklardan biri de öğretmenlerin yetiştirilmesi başlığıdır. Malumdur ki üniversiteler eğitim/terbiye değil öğretim yeridir. Yani üniversitede hiçbir hoca öğrencisinin hal ve hareketlerine bakmaz; vize ve final sınavlarında kâğıda yazdıklarına bakar. Hatta bir üniversite hocasının yıllarca dersine girdiği bir öğrencisini tanımaması gayet normal karşılanmaktadır. Bu durum her alanda ve her düzeyde öğretmen ihtiyacımızı karşılayan eğitim ve ilahiyat fakültelerimizde de aynen böyledir. Zaten son tahlilde öğrenci o fakülteden eğitmen olarak değil öğretmen olarak mezun oluyor. Üniversitelerimizin özellikle eğitim ve ilahiyat fakültesi öğrencilerinin eğitilmesi üzerine ciddi çalışmalar yapmak zorundayız.


Tek kriteri üniversite sınav puanı olan eğitim ve ilahiyat fakülteleri için farklı kriterler de gündeme alınmalıdır. Zira mevcut sistemde evlatlarımıza din anlatacak bir din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeninin ateist olması imkânsız değildir. Aynı zamanda kötü alışkanlıkları olan bir sınıf öğretmeninin evlatlarımızın başına öğretmen olarak atanmasını engelleyecek hiçbir mekanizma yok.
Üniversitelerde en azından öğretmenlik alanı için öğretimle beraber eğitime de ağırlık verilmesinin gerekliliği ortadadır. Bunun için birçok ülkede de uygulanmaya başlanan 4 yıllık lisans eğitiminin üzerine 2 yıllık tezli/tezsiz yüksek lisans ile öğretmenlik eğitimine son iki yılda yoğunlaşılabilir.


İlahiyat fakülteleri özelinde ayrıca bir sorun vardır. Üniversite hocalarının dinimize, yerleşmiş ve genel kabul görmüş yönelim dışında yaklaşmaları üniversitelerde sıkça rastlanan bir durumdur. Bu durum elbette özgür düşüncenin sonucudur ve bu yasaklanamaz. Ancak çocuklara din eğitimi vermeye talip öğretmenler yetiştirilecekse toplum, gelenek, kültür ile barışık bir ekolün işletilmesi gerekmektedir. Öğretim üyelerinin İslam’a çok farklı yaklaşmaları onlardan ders alan ilahiyat öğrencilerinde ciddi karmaşaya sebep olmaktadır. Bu kafa karışıklığıyla okullara atanan öğretmenimiz çocuklara net, açık, somut bir din anlayışını sunmakta yetersiz kalabilmektedir. Öğretmen yetiştirilirken belirli bir anlayışa ve ekole göre öğretmen yetiştirilmesinin gerekliliği ortadadır. Bu bizim ülkemiz özelinde ehlisünnet mezhebine göre hareket edilmesini en makul yöntem olarak görmemiz gerektiğini düşündürmektedir. Bununla beraber elbette farklı anlayış ve düşünceler ilahiyatta görebiliriz. Bu durumda Millî Eğitim Bakanlığının ihtiyacını dikkate alan ve İslam dünyasının ihtiyacını dikkate alan fakülteler olmak olacak şekilde iki farklı programa geçilebilir.


Ayrıca öğretmen yetiştiren Eğitim Fakülteleri yeniden ele alınmalıdır; tüm bölümlerin müfredatı yeniden gözden geçirilmelidir. Sadece din dersi öğretmenlerinin değil, diğer alanlardaki her öğretmenin de hayatın ayrılmaz bir parçası olan dinî bilgiyi bu ülkenin tüm çocuklarına her seviyeden verebilecek bir donanımda olması sağlanmalıdır. Zira yazımızın girişinde bahsettiğimiz gibi din eğitimi sadece din kültürü ve ahlak bilgisi dersinden ibaret değildir. Hayatımızın tüm alanına temelden etki eden bir terbiye sürecidir. Bu kapsamda İlahiyat Fakültelerinde diğer fakülte öğrencilerine açık derslerin olması için gerekli müfredat düzenlemesine gidilmelidir.


Üniversite düzeyinde yapılabilecek düzenlemelerden biri de konunun rehberlik boyutuyla alakalıdır. Öğrencilerimizin yaşayabilecekleri anlamsal ve varlıksal boşluklara dinimizin cevapları vardır. Bu boşlukların geneline bakıldığında din kökenli sorgulamaların sonucunda ortaya çıktığı da görülecektir. Dinin doğru öğretilememesi ya da hatalı din tasavvuru çocuk ve gençlerimizi buhranlı durumlara ve problemli mecralara sürüklemektedir. Bu durum psikoloji ve din alanının beraber çalışmasını zorunlu kılmaktadır. Bu açıdan üniversitelerde psikolojik danışmanlık ve rehberlik (PDR), psikoloji ve ilahiyat bölümlerinin işbirliği sağlanarak disiplinler arası bir çalışma yapmaları sağlanabilir. Bu kapsamda milli eğitim müfredatında da gerekli düzenlemelere gidilebilir.


Aslında din eğitiminde yeni bir yapılanma belirttiğim üzere son derece geniş, derin ve birçok alanı ilgilendiren devasa bir konudur. Konunun her yönünü ele almaya çalışmak bir köşe yazısının hacmini kat be kat geçer. Bununla beraber konunun tüm yönlerini mesleğim olan psikolojik danışmanlık gözüyle analiz etmem tek yönlü bir bakış açısına kapı açar ve bu da sadra şifa olmayabilir. Bu analiz yazım belki de benim gibi düşünen farklı alandaki uzmanların birleşip çok daha kapsamlı çalışmalara imza atmasına vesile olur. Bu vesileyle bu fakirin naçizane katkısı da bu makale olsun.

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir