Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Çarşamba, Mayıs 12, 2021

Çocuklarımız Bizim Anlattığımız ya da Yaşadığımız Dini Kaldıramıyor

Geçen seneden beridir birçok aile özelden çocuklarının durumu ile ilgili bazı sıkıntılarından bahsettiler. Çocukları dine ilgi göstermiyor, dini sorguluyor, dini eleştiriyor, hiçbir şeye inanmadığını söylüyor, Kur’an’ı kabul etmediğini söylüyor, namazı terk etti, kızım başını örtmek istemiyor vb.

Çevrenizde de benzer aileler görmüşsünüzdür. Bu sorunların bir çok sebebi olduğunu kabul ediyorum. Ancak özellikle mütedeyyin ailelerde bu sorunun bir sebebi üzerinde durmak istiyorum.

Gençlerimiz dinin ağırlığı altında eziliyor. Hangi dinin ağırlığı diye düşünüyor olabilirsiniz. Dinimiz yani İslam ağır bir din değildir. Hafiftir, esnektir, uysaldır, her ortama uygundur. Ancak dinin içine yük kattık. Hobilerimizi ve fobilerimizi din yaptık. Yapılması gereken on şey varsa bunu yüze çıkardık. Sakınılması gereken yirmi şey varsa bunu iki yüze çıkardık. Tırnağı şöyle kesme, şu vakit banyo yapma, eşine şöyle yapma, şu namaz, şu oruç, şu nazar, şu büyü, şu cin, şu elbise, şu sarık, şu takke, şu örtü, kaşına dikkat, başına dikkat, yürüyüşe dikkat, farz gibi anlatılan sünnet ibadetler, sünnet dahi olmadığı halde din adı altında dayatılan emir ve yasaklar, şu gece, şu kısmet… Sonu yok…

Gençlerimiz annelerine ya da babalarına bakıyor. Onların kendi anladıkları dinin emir ve yasakları altında ezildiklerini görüyor. Genç bir kız düşünün ki, evlerine aile misafiri geldiği zaman misafir gidinceye kadar her tarafta olağanüstü sıkı tedbirler alınmış. Kimse kimseyi görmesin, duymasın, kapıyı kapat, evin içinde olağanüstü sıkı tedbirlerle giyinme, sokağa çıkma yasağı gibi koridora çıkma yasağı… Bir misafirin gelmesi ya da misafirliğe gitmek konusunda dinin tavsiyeleri içine o kadar beşeri emir ve yasak girmiş ki, değil çocuklar anne babalar bile bunun altında eziliyor.

Bir erkek çocuğu düşünün ki, babasının altından kalkamadığı dini yaşamak zorunda kalıyor.

Bunun okulu var, çarşısı var, pazarı var, düğünü var, gezmesi var, evliliği var, çalışma hayatı var, var da var…

Din, dine yapılan zamlar ile çok masraflı ve altından kalkılmaz hale gelmiş.

Öte yandan dini anlatanların din diye anlattıkları neler? Şefaat haktır. Buna inanmayan zındıktır, dinden çıkar. Öbürü diyor, şefaate inanmak torpildir, buna inanan tevhidi kaybeder. Sakal bile dini bir farz olmuş. Sakalsız erkek tuvalet taşından daha değersiz diyen hoca var. Sakal bırakmak Arap adetidir diyen hoca var… Biri çarşaf farzdır, diğer örtü biçimleri İslam’da yoktur diyor, diğeri ise örtü yoktur, örtü İslam’a sonradan girmiş diyor…

Medya hocalarının hobileri ve fobileri din olmuş… İşte gençler A hocasını dinlese B hocasına göre sapık, B hocasını dinlese A hocasına göre zındıktır…

Katıksız bir din yok mu Allah aşkına! Bir bidati bile elli tane teville zorla din diye dayatmaya çalışanlar var! Din sizin, canınızın çektiği ya da çekmediği şeylerin toplamı değildir.

Şu gençlerin haline bakın hele! Sırf namaza alışsın, namazı bırakmasın diye uydurulan şeye bak! Bir vakit namaz kılmamanın cezası 80 bin yıldır. Her günü ise dünyanın bin yılı gibi… Bu tür uydurma sözlerle din ağırlaşıyor ve kaldırılamaz hale geliyor…

Yetişkinlerin bile kaldıramadığı bu dini her taraftan şehvetin sarmaladığı gençlere dayatmaya çalışmak, onları daha da dinden soğutuyor.

Çözüm olarak fazlalıkları atarak, halis muhlis ve katıksız dini sunarak başlayabiliriz. Takva adı altında her şeyin en zorunu değil, İslam dairesinde yer alan en kolay dini emir ve yasakları anlatabiliriz.

Bilin istedim!

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir