Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Pazar, Kasım 28, 2021

Şahitlik (Şehitlik), Hak ve Adaletin Gerçekleşmesi İçindir

“Ey müminler! Kendinizin, ana-babanızın ve akrabalarınızın aleyhinde bile olsa, Allah için hakka şahitlik ederek adaletli davranın. Haklarında şahitlik ettiğiniz kimseler ister zengin, ister fakir olsunlar, Allah kendilerine herkesten daha yakındır. O halde nefsinizin arzusuna uyarak doğruluktan sapmayınız. Eğer kaypaklık eder, ya da şahitlik yapmaktan kaçınırsanız, kuşku yok ki Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (Nisa suresi, 135)

Mutlak şahit, her şeyi bilen ve gören Allah’tır. Allah’ın gerçek tanık olduğuna, yarattığı bütün varlıklar düzen ve intizamlarıyla şahitlik etmektedir. Her şey O’nun eseridir. O’nun gücünün tecellisidir. Evet, her şey Allah’ın zatına ve vahdaniyetine tanıktır. İşte bu hakikatten hareketle bilinmelidir ki Allah’ın bildirdikleri/ayetleri de haktır ve gerçektir. Dolayısıyla O’na iman edenler, O’nun ayetleri ışığında hareket etmeli ve hayatını ona göre düzenlemelidir.

Resullerin gönderiliş amaçlarından en önemlisi şahit olmalarıdır. Risalet makamı, bir nevi toplumsal şahitlik kurumudur. Şahitlik, Resullerin temel görevlerinden biridir. Tüm Resuller, kendi toplumlarına şahitlik yapmaktadırlar. “Her bir ümmetten bir şahit getirdiğimiz ve seni de onlara şahit tuttuğumuz zaman halleri nice olacak!” (Nisa, 41) diye buyuran Allah, Resulleri konuşturarak, toplumların lehinde aleyhinde tanıklık yapmalarına imkan sağlayacaktır. Görülen odur ki hesap gününde şahitlerle gerçek bir yüzleşme olacak ve herkes dile gelerek hakkı ifade edecektir.

Ahiretteki hesaplaşmada hiç kimse şahitlikten kaçamayacaktır. “O gün hesaplaşma başladığında, kulakları, gözleri ve tenleri dile gelip yaptıklarına şahitlik ederek bir bir anlatacaklardır. (Fussilet, 20)
Teknolojinin zirveye ulaştığı günümüzde gözlerin, kulakların ve derilerin nasıl tanıklık edeceğini çok iyi anlıyoruz. Bugün, her tarafa yerleştirilen kameraların hüneriyle yaşananları bütün çıplaklığı ile görebilmekteyiz. Dolayısıyla suçlular, yaşananları inkar etmeye kalksalar da kameralar her şeyi gözler önüne sermektedir. Allah da bu dünyada, melekler (Kiramen katibin) aracılığıyla yerleştirdiği kameralar ile bütün yaşananları –ahiret günü hiç kimseye haksızlık etmeden- net bir şekilde ortaya koyacaktır.

Evet, Allah’ın melekleri (kameraları) bütün konuştuklarımızı ve yaptıklarımızı kayda almaktadır. Günü geldiğinde tümü bizlere izletilecektir. Ellerimizin, dillerimizin, gözlerimizin, hülasa bütün bedenimizin yaptıkları net olarak ortaya çıkacaktır. Adeta her biri ayrı ayrı dile gelerek şahitlik yapacaktır. Hiçbir şey görüntüsüz kalmayacaktır, kaybolmayacaktır. İşte bu temsili olayı Allah, peygamberler aracığıyla bizlere açıkça bildirmektedir. İşte Yasin suresinde vurgulanmak istenen şahitlik de budur: “O gün ağızlarına mühür vururuz. Bize onların elleri konuşur, ayakları yaptıklarına şahitlik eder.” (Yasin, 65).

İman etmek, esasen şahit olmak demektir. Müminler Allah’ın varlığı ve birliğine şahit oldukları gibi, insanlığa, hayata ve yaşanan olaylara da şahitlik etmelidirler. Müminler, inançlarıyla, güzel ahlak ve salih amelleriyle insanlara tanıklık yapmalıdırlar. İnsanlara örnek ve model olacak şekilde şahit olmalıdırlar. Yani, iyi insanlar için lehte, kötü insanlar için aleyhte hak üzere tanıklık yapmakla mükelleftirler.

Müminler, -imanlarının gereği olarak- karanlıkta kalmış olayların gün yüzüne çıkması için tanıklık etmek zorundadırlar. Diğer bir ifadeyle hak ve gerçeklere, işlerin adaletle yürümesine ve zulmün ortadan kalkmasına Allah için tanıklık etmekle yükümlüdürler. Dolayısıyla hiçbir müminin şahitlikten kaçma, geri durma hakkı yoktur. Şahitlik için davet edildiklerinde mutlaka gitmeleri ve doğru şahitlikte bulunmaları zorunludur. Yalancı yere şahitlik yapanların büyük bir günah işlediklerini de belirtmek gerekir; zira bu dünyada hak ve adaletin yerini bulması, hiç kimsenin zulüm görmemesi için doğru şahitlikte bulunmak, Allah ve kul hakkıdır. Bu Hakkı bütün müminlerin dikkate almaları vaciptir.

Başta verdiğimiz ayette de görüldüğü gibi, müminlere çok önemli bir görevler yüklenmiştir. Kim olursa olsun, insanlar arasında adaletle hükmetme ve Allah için şahitlik yapma emanet ve görevi müminlerin omuzlarına yüklenmiştir. Evet, hiçbir müminin, bu görevi ve emaneti savsaklama hakkı yoktur. Haklarında şahitlik yaptıkları kimseler, anne-baba, yakın-uzak akrabalar, zengin-fakir kim olursa olsun, adaletten asla taviz vermemeleri gerekir. Müminler bu bilinç ve inançla hareket etmelidirler.

Evet, hak, adalet ve şahitlik söz konusu olduğunda inanan-inanmayan, az dindar-çok dindar, dost-düşman, zengin-fakir, yakın akraba-uzak akraba ayırımı yapılamaz. Hiç kimsenin çıkarı için adalet ve şahitlikten vazgeçilemez. Hiçbir koşul ve zaman için bu emanete ihanet edilemez. Onun için her türlü istek ve arzulardan, çıkar ve eğilimlerden uzak durarak adalete bağlı kalmak ve Allah için şahitlik etmek yüce Rabbimizin en ali emridir.

“Adaleti yerine getirme” emrinin hemen ardından “Allah için şahitlik yapma” görevi son derece anlamlıdır. Yeryüzünde zulmü ve azgınlığı engelleme, Müslüman olsun veya olmasın, bütün insanlar arasında her hak sahibinin hakkını verme, toplumun bütün kesimlerinde adaleti sağlama ancak bu emanete sıkı sıkıya bağlı kalmak ve Allah için şahitlik yapmakla mümkün olacaktır.

Esasen var olmak, şahit olmaktır. Bütün varlıklara ve var olan olaylara tanık olmaktır. İnananlar, hayatı Kur’an perspektifinden okuyarak müşahede ederler. Kur’an-ı doğru okuyan kimse, hayatı doğru anlar ve doğru müşahede eder. Müşahede etmek; sadece bakmak, görmek, seyretmek değildir; aksine şahit olmaktır. Yani inançla, sorumluluk bilinciyle olup bitenlere Allah için tanık olmaktır. Gerekirse malını ve canını Allah yolunda feda ederek zulme karşı şahitliği sürdürmektir.

Bilindiği gibi, Kur’an’da “Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyiniz; bilakis onlar diridirler…” ayeti, zulüm ve azgınlığı, terör ve eşkıyalığı, inançlar ve ibadetler önündeki baskıları kaldırmak için canını ortaya koyan şehitlerden söz etmektedir. O şehitler, canlarını cennet karşılığında Allah’a satan inançlı kimselerdir. Onlar, canlarıyla bedel ödeyerek şahitlik yaptılar.

“Allah yolunda ölenler” temsili olarak dile gelerek derler ki “biz şahitlik yapıyoruz, siz de şahitlik ediniz ki biz, vahyin özgürce insanlara ulaşması, her türlü zulüm ve baskıların kaldırılması, insanların hür iradeleriyle tercihlerini yapması ve şereflice yaşamaları için canlarımızı Allah’a emanet ederek tanıklık yapıyoruz.”

Risalet döneminde hak ve adalet için kimileri canlarını, kimileri de mallarını ortaya koyarak şahitlikte bulundular. Bugün de dünya üzerinde hak ve adaletin tesisi için binlerce Müslüman, Allah yolunda (insanca yaşamak için) canıyla ve malıyla cihad ederek şahit/şehit olmaya devam etmektedir.

Sonuç olarak belirtelim ki şahit ve şehit olmanın temel amacı, hakkın ve adaletin sağlanmasıdır. Allah’ın hakkı, kulların hakkı, hayvanların hakkı, bitkilerin hakkı, evrenin hakkı vs. ancak şahit/şehit olmakla korunur. Günümüzün teknolojisi ile bilgilerin elektronik ortamda kayda geçmesi insan yükünü azaltmış olsa da “şahsi” tanıklık hiçbir zaman ortadan kalkmayacaktır. İnsanlar var olduğu sürece, Allah için (hakkın gerçekleşmesi için) tanıklığa olan ihtiyaç devam edecektir.

Allah yolunda (hak ve adalet için) canlarını ve mallarını kaybederek şahit/şehit olanlara ne mutlu! Tümünün mekanları cennetler olsun…

Selam ve muhabbetlerimle…

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir