Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Salı, Ocak 18, 2022

Geçilmez Denildi Geçilmedi

Bir milletin kaderini yazmak için dostu düşmanı, yakını uzağı, güçlüsü zayıfı ve dünya üzerinde ne kadar şeytani fikirlere sahip olan sömürü dünyasındaki asalak gibi tüm dünyayı sömüren devletler, milletler toplanmış gelmişler, hasta adam Osmanlı’nın boğazına çöreklenmişler. Zamanın en büyük, yenilmez armada olarak gördükleri donanma ordusu ile Osmanlı’nın en nazik bölgesi Çanakkale Boğazına gemilerini demirlemişler.
Bir tarafta tüm gücünü yitirmiş, imkansızlıklar içinde çırpınan, büyük bir borç batağında boğulan Osmanlı Devleti ordusu, bir tarafta dünyanın en güçlü devletleri vardı. Bu dünyanın en büyük devletlerin başını çeken üzerine güneş batmayan imparatorluk İngiltere idi. Bu devletlerin meydana getirdiği ordu ve donanma karşısındakinin korkudan dizlerinin bağını çözdürecek şekilde korku salıyorlardı. Tam bir orantısız güç olmasına rağmen Osmanlı ordusunda tam bir sükunet ve metanet hakimdi. İngiliz ve diğer devletlerin askerlerinde ise kendilerine güven, gurur vardı. Boğazı ellerini kollarını sallayarak, gemilerine hiçbir müdahale edilemeden Çanakkale Boğazını rahatlıkla geçip ikindi çayını İstanbul sahillerinde içeceklerinden emindiler.

Osmanlı askerlerinin cesaretine hayran olunmayacak gibi değildi. Bu cesareti imanlarından ve vatan sevgisinden aldıklarına şüphe yoktu. Bu iman gücünü “Bir kısım insanlar, müminlere: «Düşmanlarınız olan insanlar, size karşı asker topladılar; aman sakının onlardan!» dediklerinde bu, onların imanlarını bir kat daha arttırdı ve «Allah bize yeter. O ne güzel vekîldir!» dediler.” (Âl-i İmrân 3/173) ayetinden almaktaydılar. Onlar, Allah’a tam bir teslimiyetle tevekkül ettiler; “Allah bize vekildir koruyucudur O ne güzel vekildir koruyucudur.” Dediler. Cenab-ı Hakk da onların bu tevekkülüne karşılık “O ağacın altında sana yeminle bağlılık söz verirlerken bu müminlerden Allah razı olmuştur; onların gönüllerinde olanı bilmiş, onlara huzur ve güven vermiş, pek yakın bir fetihle ve elde edecekleri birçok ganimetle de kendilerini ödüllendirmiştir. Allah izzet ve hikmet sahibidir.” (el-Feth 48/18-19) ayetinde anlatılan Hudeybiye’de sahabe efendilerimizin silahsız olmalarına rağmen imani duruşlarıyla ve kenetlenmeleriyle Mekkeli müşriklerini bir anlaşma yapmak zorunda bıraktıkları ve Hudeybiye zaferini kazanmalarına sebep olan kalplerine inen sekineyi Çanakkale ordusunun kalbine de indirmiş ve kalplerinde cesaret, yüreklerinde zafer inancı yerleşmişti. “Vatan sevgisi imandandır.” Hadisinden ilham alarak imanları vatan ve millet aşkı ile dolup taşırıyordu. Her bir Osmanlı askeri en yüksek rütbelisinden en alt erine kadar hep birlikte şehitlerin efendisi olan Hz. Hamza’nın cesaretine sahip olmuşlardı. Hz. Hamza Bedir Savaşı’nda kendilerinden kat kat üstün olan Mekkeli müşrikleri görünce “Ben gözümün gördüğünden asla korkmam.” Dediği gibi onlar da bu korkusuzluğa, gözü pekliğe ve imana ermişlerdi. “Biz gözümüzün gördüğünden korkmayız. Geldilerse görecekleri de var, onların zırhlı donanmaları, üstün silahları ve çok sayıda askerleri varsa bizim de Allah’ımız var ve gelen yanar dağı misali ateş olsa da iman dolu göğsümüzle söndürürüz Allah’ın izniyle.” Diyorlardı. Kendilerini düşmanları ne kadar güçlü olursa olsun, silah bakımından ne kadar üstün olurlarsa olsunlar “Gevşemeyin, hüzünlenmeyin. Eğer (gerçekten) iman etmiş kimseler iseniz üstün olan sizlersiniz.” (Âl-i İmrân 3/139) Ayet-i kerimesi ile düşmanlarından üstün görüyorlardı. Bu sebeple o koskoca ordu karşısında dik ve onurla duruyorlardı. İşte, Çanakkale ruhu böyle kalplere ilmek ilmek işlenerek her bir askerimiz yenilmez aslanlara dönüştüler.

Çanakkale savaşı tarihe sıradan bir savaş olarak yazılacak bir savaş değildir. Çanakkale, savaştan hatta destandan öte insan havsalasının alamayacağı olağan üstülüklerin yaşandığı bir var olma mücadelesidir. Çanakkale Geçilmez denildi geçilmedi. Çanakkale tarihi kalemle mürekkeple yazılmadı. Çanakkale tarihi mürekkebi kan, kalemi süngüler ile yazıldı. Çanakkale topraklarına nice vatan evlatları sere serpe serildiler nice fidanlar daha baharı görmeden toprağa düşüp gittiler. Çanakkale olmazların olduğu, imkansızlıkların imkana dönüştüğü, fedakarlıkların yaşandığı, tükenen ümitlerin yeşerdiği savaş değil bir diriliş, var oluşun şahlanışıdır.

Ne muazzam ne sapasağlam sarsılmaz bir kale
Bütün alem devletleri birleşse de alınmaz kale
Çepeçevre sarılmış dönmüş hilal kara bir hale
Yiğidim Mehmed’im pervasız geçmez halden hale

Dünya gelmiş boğazlamaya aldırmaz bu hale
Sanki bir çelik bir duvar şaşırır alem bu hale
Bilir, canını verir çünkü en son bu kale
Tarihin kanla yazıldığı son kale ey Çanakkale

Görüldüğü üzere bir milleti tarihe gömmek için salyalarını akıta akıta gelen gemi sğrükeri Çanakkale Boğazının haşin sularına kendileri gömülmüştür. Tüm milletin yani Müslüman ümmetinin, Türkün, Kürdün, Arabın, Acemin, Arnavut’un tek yürek atarak birlik ve beraberliği neticesinde onca ateş kusan gemilerin saldırılarını siper ettikleri göğüsleriyle püskürtmüşlerdir. Güya tarihe şanlı bir zafer yazacaktılar. Mamafih tarihe kendilerinin hezimetlerini yazdılar.

Evet, Çanakkale şahlanışı ve destanı, birlik beraberliğiyle, Kınalı Hasanlarıyla, Yahya Çavuşlarıyla, Mehmet Çavuşlarıyla, Seyit Onbaşılarıyla, Nezehat Onbaşılarıyla, Nusret Mayın Gemisiyle, çocuk askerleri ve daha nice meçhul kahramanlarıyla tarihimizin altın sayfalarına yazılmıştır.
Çanakkale ve tüm şehitlerimize ithaf olunur. Allah onların ruhlarını şad eylesin. Bize emanet ettikleri bu vatanı sahip çıkmamızı Allah bizlere nasip etsin.

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir