Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Perşembe, Nisan 22, 2021

Zekat Kurumunun Güncellenmesi -V

Zekat kurumunun güncellenerek aktif hale getirilmesi ile ilgili makaleye devam ediyoruz.

Birinci yazıda “zekatın anlam ve önemi”, ikinci yazıda “zekatın, Sadaka ve İnfak ile İlişkisi”, üçüncü yazıda “zekat-vergi ilişkisi”, dördüncü yazıda “zekatın nelerden verilmesi gerektiği ve zekat mükellefiyeti” üzerinde durmuştuk.

Bugün de kazançlarımızın ne kadarını, kime, nasıl infak edeceğimiz üzerinde duracağız.

Peki; zekat vergisini servetten değil, kazanıp yararlandığı/harcadığı rızıklardan verenler “ne kadar bir gelir/gidere sahip olduklarında zekat mükellefi sayılacaklardır?” Bu konuda Türkiye İstatistik Kurumu’nun verileri dikkate alınarak aylık nisabın çıkartılması gerektiğini belirtmiştik.

İstatistik Kurumu’nun verileri dikkate alındığında dört kişilik bir ailenin zorunlu ihtiyaçlarının karşılanması için yaklaşık “aylık beş bin” liraya ihtiyaç olduğu ve beş bin rakamın altında bir gelir/gidere sahip olanların zekat mükellefi sayılmamaları kanaatine varmıştık.

Peki, zekat mükellefi olan biri ne kadar ödemelidir?
“Ne kadar ödemelidir” sorusuna, kimi alimler Bakara suresi 219.ayeti referans göstererek “fazlasını, arta kalanı” şeklinde cevap vermektedirler ki bu isabetli bir cevap değildir. Ayet şöyledir:

“(Ey Muhammed!) Sana neyi infak edeceklerini soruyorlar: De ki: Afv.” Dediğim gibi, genellikle “afv” kelimesini “ihtiyaçtan fazlası” şeklinde tercüme edilmişlerdir. Oysa sorulan soru, “ne kadar infak edelim” değil, “ne infak edelim” sorusudur. Dolayısıyla bu ayetteki “afv”ın tercümesi şöyle olmalıdır: “Hangi ürünlerden, nelerden yararlanıyorsanız (neleri tüketiyorsanız), onlardan yoksulların ihtiyaçlarını dikkate alarak infak edin.”

Evet, “ne kadar infak edilmelidir” sorusunun cevabı, “ihtiyaçlar kadar” olmalıdır. Bazı durumlarda rızıklandıklarımızın yüzde beşi yeterli gelirken, bazı durumlarda yüzde on bile az gelebilir. Onun için mutlaka yoksul/muhtaçlara yönelik bir bakanlık kurulmalı, bu bakanlık muhtaçları/ihtiyaçları sürekli araştırarak bilgilerini güncellemeli ve ona göre de zekat oranlarını belirlemelidir. Tıpkı fıtır/fitre sadakasını her yıl yeniledikleri gibi.

Öyle ise, -birinci temel ilke olarak- sadece belirli birkaç maldan/üründen yüzde 2.5 vermek değil, “zekat kurulu” her ay/yıl bir yandan muhtaçların ihtiyaçlarını tespit etmeli, diğer taraftan zekat mükellefi olanların rızıklandıkları (yararlandıkları, tükettikleri) tüm nimetleri esas alarak zekat ödemesi çıkartmalıdır.

İkinci temel ilke olarak da nimetleri az tüketenlerden az, çok tüketenlerden çok zekat vergisi alınmalıdır. Yani, her Müslüman aynı oranda zekat vergisi vermemelidir; kazanıp tükettiği ölçüde vergisini vermelidir ki nimetler israf edilmesin. Tıpkı bazı belediyelerin, –su sıkıntısı ve israfı önlemek için- suyu az kullananlara düşük bir fiyat, çok kullananlara yüksek fiyat uyguladıkları gibi.

Mesela; 5-10 ton kullananlara tonu 2 lira, 11-20 ton kullananlara tonu 3 lira, 21-30 ton kullananlara tonu 4 lira gibi.

Bu ilkelere göre bir oran belirtmek gerekirse; dört kişilik bir ailenin gelir/giderleri (rızıkları, harcamaları, tüketimleri) aylık 5-6 bin lira olanlar yüzde beş, 7-8 bin lira olanlar yüzde altı, 9-10 bin lira olanlar yüzde yedi, 11-12 bin lira olanlar yüzde sekiz, 13-14 bin lira olanlar yüzde dokuz, 15-16 bin lira olanlar yüzde on zekat vergisi vermelidirler. Tabi bu oranlar sadece bir taslak niteliğinde olup, göreceli ve değişkendir. Son kararı “zekat kurulu” vermelidir.

Şunu da hasseten belirtelim ki zekat zorunlu bir vergidir. Müslüman olduğunu kabul edenler bu vergiyi vermek zorundadırlar. Kişi zekatını verdikten sonra isterse ayrıca her türlü infakta bulunur. Yani zekat vergisi ayrı, bağışta bulunmak veya vakfetmek ayrı işlemlerdir. Kişi rızıklandıklarının vergisini/zekatını –zorunlu olarak- verdikten sonra, dilerse ayrıca farklı infaklarda bulunur; hatta yerine göre de bulunmak zorundadır.

Mesela; bir arsasını hastane, okul, cami gibi kamuya vakfedebilir. Yine, önemli gördüğü bir ihtiyaç için (5, 10, 50, 100 bin lira gibi) bağışta bulunabilir. Bilinmelidir ki ahiret hayatı, asıl bu gibi büyük meblağlar infak edilerek kazanılır.

Şunu da hatırlatalım ki resmi belgeyle tarla, arsa, konut, fabrika, atölye, dükkan, araba, araç-gereç, altın, para gibi büyük servete sahip olanlar o servetten yararlanmadıkça elbette zekat vergisiyle mükellef değildirler; ancak malı/sermayeyi insanların yararına sunmadıkları ve atıl bıraktıkları için sorumlu tutulacaklardır; çünkü malı, para ve altın gibi kıymetleri üretime ve toplumun istifadesine sunmayıp yıllarca bekletenleri, ranta dönüştürenleri ve riba yoluyla paradan para kazanmaya çalışanları Allah azapla tehdit etmektedir.

“Altın ve gümüşü biriktirip de onları Allah yolunda harcamayanlara can yakıcı bir azap vardır.” (Tevbe 34)
“Mal toplayıp, onu sayıp durana yazıklar olsun.” (Hümeze 2)

Kimlerin, nelerden zekat vermesi gerektiğini belirgin hale getirdikten sonra şimdi de “zekat alacaklar” üzerinde kısaca duralım.

İlmihal fıkhında “zekat alacaklar” Tevbe suresi 60.ayeti dikkate alınarak belirlenmiştir. Bu ayette; fakirler, miskinler, amiller, müellefe-i kulüp, köleler, borçlular, Allah yolunda olanlar, yolda kalanlar olmak üzere sekiz sınıf sayılmaktadır.

Tabi ki Allah, 7.yüz yıl Arap toplumunun sosyo-ekonomik durumunu (ihtiyaçlarını) dikkate alarak sadakaların/zekatların verileceği sınıfları belirtmektedir. Bu sınıflar/ihtiyaçlar günümüzde de devem ediyorsa, elbette bu talimata uymak zorunludur; ancak bu sınıflardan biri veya bir kaçı kalkmış veya şekil değiştirmiş ise, ona göre davranmak gerekir.

Fakir ve miskinler/yoksullar hiçbir zaman yok olmaz; onlar her asırda devam eder. Amiller, yani zekat işlerinde çalıştırılan memurlar ise, günümüz Türkiye’sinde söz konusu değildir; ancak kimi vakıf vb. teşkilatlarda çalışıp başka geliri olmayanlar bu kapsamda değerlendirilebilir.

Müellefe-i kulüp: Bu sınıf, İslam’ın şefkat ve merhamet dini olduğunu göstermek amacıyla, gayr-i müslim de olsa tüm muhtaçlara infak etmemiz gerektiğini göstermektedir. Bu sınıf da her zaman bulunabilir.

Köleler sınıfı her ne kadar geçmişteki evsafıyla yoksa da modern kölelik devam etmektedir. Özellikle kamplarda, çadırlarda, sokaklarda sürünen insanlar da bir çeşit köledirler. Özgürlükleri ve bağımsızlıkları kısıtlanmış olan bu gibi insanların mücadelesine destek vermek için zekat gelirinden pay vermek çok daha kıymetlidir.

Borçlulara gelince, normal iaşelerini karşılayacak maaşlarının/gelirlerinin yetersizliğinden veya hastalık gibi afetlere maruz kaldıklarından dolayı borçlanmışlarsa elbette zekat gelirlerinden yararlanabilirler; ancak henüz geçinemezken, başka varlıklara yatırım yaptıklarından dolayı borçlanmışlar ise, zekat gelirinden yararlanamazlar.

“Yolda kalanlar” sınıfının günümüzde pek bir ehemmiyeti kalmamıştır. Günümüzün ulaşım ve iletişim imkanları ile seferilik hükümleri tamamen değişmiştir. Varlıklı kişi, çeşitli nedenlerden dolayı yolda parasız kaldığında, yakınlarıyla iletişime geçerek para çıkartır veya borçlanır, evine ulaştığında borcunu gönderir/öder.

“Fi sebilillah (Allah yolunda olanlar)” sınıfı çok kapsamlı bir sınıftır. Kimi alimler sadece cihad edenlere özgüdür” demişlerse de esasen “Allah yolu” “meşru” olmak kaydıyla insanlık adına yapılan tüm hizmetleri kapsamalıdır. Dolayısıyla sadece cihad ve ilim için değil, insanlık için hayırlı/yararlı olan tüm alanlara zekattan pay verilebilmelidir.

NOT: Zekatın güncellenmesi konusuna devam edeceğiz. Kalan son yazıyı, maddeler halinde özetleyerek sonuçlandıracağız inşallah…

Selam ve muhabbetlerimle…

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir