Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Çarşamba, Mayıs 22, 2024

Yeni Açılan Üniversiteler Kaliteyi Düşürüyor Mu?

Bu son zamanlarda sık dile getirilen bir iddia. Kast edilenin ne olduğunu anlıyorum ama ben bu görüşe katılmıyorum. Nedenini birazdan verilerle izah edeceğim. Lakin önce şunları sorayım;

Yeni açılan bir üniversitenin hemen 80, 100, 150 yıllık bir üniversite gibi olamayacağı açık. Ama doğudaki bir ilimizde açılan yeni bir üniversite Ankara, İstanbul ve İzmir’deki bir üniversitenin kalitesini nasıl düşürebilir? Bizi 3-5 aylığına oralara rotasyona mı gönderiyorlar ki performansımız düşsün? Bu 3 ilin dışında yeni bir üniversite açıldığında ve buralarda yeni akademisyenler göreve başladığında bizim İstanbul’daki bilimsel araştırmalarımıza yasak mı getiriliyor? … Bu soruları çoğaltabiliriz. Ama madem konumuz akademi verilerle konuşalım.

TÜBİTAK-ULAKBİM Cahit Arf Bilgi Merkezi tarafından Uluslararası atıf indeksleri (SCI-SSCI-A&HCI ve Thomson National Science Indicators, InCites) verilerine göre derlenen Türkiye’nin 2010-2015 dönemindeki akademik yayın performansı (yayın sayısı ve dünya genelindeki sıralaması) şöyledir (1);

Diş, Veteriner ve Eczacılık alanında 2.936 yayın ile 8. sırada,
Tıp alanında 91.560 yayın ile 16. sırada,
Ziraat alanında 7.141 yayın ile 16. sırada,
Sosyal Bilimler alanında 25950 yayın ile 17. sırada,
Mühendislik alanında 55.611 yayın ile 19. sırada yer alıyor.

Fizik, Kimya Matematik, gibi temel bilimler alanındaki sıralaması da 13. sıra ile 33. sıra arasında değişiyor(ortalama 18,3). Bu alandaki en iyi sıralamalar Termodinamik 13, Üreme Biyolojisi 14; en kötü sıralama Partiküler Fizik 25, Optik 25, Astronomi ve Astrofizik 33.

Yani Türkiye’nin 2010-15 yıllarındaki ekonomik büyüklüğü (dünya sıralamasındaki 17.liği) dikkate alındığında;

Diş, Veteriner ve Eczacılık alanında çok iyi bir performans sergilediği, Tıp, Ziraat ve Sosyal Bilimler alanındaki performansının ekonomik büyüklüğüne paralel olduğu ancak bazı Temel Bilimler alanında ve Mühendislik alanında bunun gerisinde kaldığı görülmektedir.

Bu dönemde Türkiye kökenli 228.856 adet akademik yayın üretilmiş ve bu yayınlar 1.517.691 atıf almış. Yayın sayısı bakımından ilk 3 sırayı İstanbul Üniversitesi (14.069), Hacettepe Üniversitesi (13.457) ve Ankara Üniversitesi (11.485) paylaşırken, etki değerine göre bakıldığında ilk sırada Boğaziçi Üniversitesi (11.72), ikinci sırada Bilkent Üniversitesi (10.08) ve üçüncü sırada İTÜ (9.99) yer alıyor.

İller bazında bakıldığında bu yayınlarda Ankara %27,7, İstanbul %27,4 ve İzmir %9,6’lık bir paya sahip. Çünkü Ankara’da 16, İstanbul’da 55 ve İzmir’de 6 üniversite bulunuyor. Bu illerimizi en çok yayınla 2 üniversiteli Konya (%3,75) takip ediyor.

Ancak akademik performansın en önemli göstergelerinden biri olan etki değerine (atıf sayısı/yayın sayısı) baktığımız zaman en üretken ilk 3 ilimizin Erzincan(15,58), Adıyaman(13,75) ve Kars (11,96) olduğunu görüyoruz. Yani bu 3 ildeki üniversitelerimiz sadece il bazında değil üniversite bazında da en iyi etki değerine ulaşmış ve akademik performans bakımından Boğaziçi, Bilkent ve İTÜ gibi üniversiteleri geçmiş durumdalar (1).

Dolayısıyla akademisyen sayısı ve hacim bakımından büyük olan köklü üniversiteler tabii ki daha çok yayın üretecekler. Ama asıl önemli olan etki değeri.

Bundan daha da önemlisi ilk açıldıkları zaman burun kıvırılan bir çok üniversitemizin spesifik alanlarda öne çıkarak ülkemizin gururu haline gelmeleri. Örneğin(diğer alanları bilmediğim için tıptan örnek vereyim);

Malatya Turgut Özal Tıp Merkezi organ naklinde sadece ülkemizin en büyük merkezi değil, Orta-Doğu ve Avrupa’nın da en büyüğü, Avrupa’da birinci, dünyada ikinci.
Dünyada ilk başarılı rahim nakli ameliyatı Akdeniz Tıp’ta yapıldı(Antalya).
Bursa Uludağ Tıp Üroloji Kliniği sadece ülkemizde değil Avrupa’da en iyi laparoskopik cerrahi eğitimi verilen merkezlerden biri.
İşte şimdi ilk yerli Covid-19 aşısını Kayseri Erciyes Tıp çıkarıyor. Ardından da Konya Selçuk Tıp(hem de soğuk zincire ihtiyaç duymayacak bir mRNA aşısı). Sağlık Bakanlığı’nın açıklamalarına göre hali hazırda devam eden 16 aktif aşı çalışması var.
Ve gördüğümüz üzere bütün bunlar ağırlıklı olarak büyük üniversitelerimizin dışında yapılıyor. Oysa bu üniversiteler de ilk açıldıklarında aynı eleştirilere maruz kalmışlardı.

Eğer bu üniversiteler açılmasa idi bu çalışmaları yapan bu akademisyenler nerede kadro bulacak ve bunları nasıl yapacaklardı? Neden bu insanlara bir şans vermeyelim?
Sen Ankara, İstanbul, İzmir’de kadronu aldın, çalışmalarını-deneyini yap, araştır, yaz, üret… karışan mı var? Neden diğer illerdeki potansiyel akademisyenlerin önünü/şansını kapatıyorsun? Kim bilir buralardan ne cevherler çıkacak, değil mi?

Bakın mesela “Dünyanın En Etkili Bilim İnsanları Listesi”ne Türkiye’den en fazla akademisyen giren üniversitemiz 45 akademisyenle İTÜ olurken, İTÜ’yü 30 akademisyenle Elazığ’daki Fırat Üniversitesi takip etmiş. Listenin 7. sırasında 23 akademisyenle yer alan Trabzon KTÜ, 22 akademisyenle 8. sırada yer alan ODTÜ’nün önüne geçmiş(2).

Son 50 yılda uluslararası tıbba ülkemizden en fazla halis katkıda bulunan bilim insanı 2001-2016 yılları arasındaki çalışmaları nedeniyle Prof.Dr.Özcan Erel olmuş(3,4).
Peki Özcan Erel kim? Bursa Uludağ Tıp mezunu, ihtisasını Elazığ-Fırat Tıp’ta akademisyenliği de Urfa-Harran Tıp’ta yapmış. Çalışmalarını ağırlıklı olarak Urfa’da yapmış. Yüzlerce yayını ve patenti var. Şu anda Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesinde (bu arada Erel ile ben kısa bir süre de olsa aynı evde kaldım, gurur duyduğumuz bir abimiz/hocamız). Özcan Erel son yıllarla en çok akademik yayın yapan ve atıf alan bilim insanları listesinde hep 1. sırada yer alıyor(hem de açık ara ile). Bu listenin ilk 3 sırasında 3 büyük ilimizden bir üniversite yok. İlk 10’da da sadece 3 isim var, diğer 7’si perifer üniversitelerden(1-Harran, 2-Ankara Numune, 3-Akdeniz Tıp, 4 ve 5 İstanbul Ü, 6 ve 7 Erciyes, 8-Dokuz Eylül, 9- Isparta Tıp, 10-Akdeniz Tıp).(5)

Özetle yeni açılan üniversiteler potansiyel başarılı akademisyenler için büyük bir şanstır. Hem kadro tekelciliği yapıp hem de yeni kadroların açılmasına mani olmamak lazım. Ve ayrıca yeni açılan bir üniversitenin de ilk günden itibaren (150 veya 70-80 yıllık) İstanbul Ü, Ankara Ü ve Hacettepe Ü gibi olmasını beklememek lazım. Ve ayrıca ‘’açılıyor açılıyor da hangisi ilk 500’e veya 1000’e girmiş?’’ dememek lazım. Neticede ABD, İngiltere ve Japonya gibi gelişmiş ülkelerdeki üniversitelerin yüzde 99’u da ilk 1000’de değil. Bu ülkelerdeki tüm üniversitelerin hep aynı kalitede olduğunu mu sanıyorsunuz? (Üniversite sayıları örneğin Hindistan’da 8.407, ABD’de 5.758, Rusya’da 1.108. Hadi diyelim ki bu ülkelerin nüfusu bizden fazla, eşdeğer ülkelere bakalım; İspanya 1.415, Japonya 1.223, Fransa 1.062…
Türkiye’de ise 207 (6).

Sorunlarımızı tartışalım, kaliteyi ve verimliliği nasıl daha iyi bir hale getirebiliriz konuşalım ama bunları somut verilerle yapalım lütfen.

1-https://cabim.ulakbim.gov.tr/bibliyometrik-analiz/turkiye-bilimsel-yayin-performans-raporlari/

2-http://www.firat.edu.tr/tr/page/news/firat-universitesi-dunyanin-en-etkili-bilim-insanlari-listesinde-3545

3-Onat A. Turkey’s recent contribution to medicine. Anatolian J Cardiol 2015; 15: 172-4.

4-Onat A. Turkey’s contribution to medicine: main institutions, fields and publications. Ulusal Cer Derg 2013; 29: 105-14.
5- https://aybu.edu.tr/oerel/custom_page-323-ozgecmis.html
6-https://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%9Clkelere_g%C3%B6re_%C3%BCniversite_say%C4%B1s%C4%B1

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir