Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Salı, Mayıs 11, 2021

Saçmalamayın! İstanbul Sözleşmesiyle Lgbt’nin Ne Alakası Var (!)

Defalarca anlattık ama anlamak istemediler. İstanbul Sözleşmesi’nin tamamen kadına yönelik şiddeti önlemeye çalışan bir metin olduğunu ısrarla savundular.

 Sözleşme, kadına yönelik şiddeti önlemek gibi masum bir kılıfa büründürülmüş sinsi bir metindir, birçok sapkınlığın ve rezaletin dayanağı olacak dedik “siz bu sözleşmeyi okumadınız bile” dediler.

 Sözleşme toplumsal cinsiyet gibi varlığı son derece tartışmalı bir kavram üzerine inşa edilmiş, bilimsel dayanakları bile gün geçtikçe çürütülüyor; şiddetin baş müsebbibi alkoldür. Bu hakikat tüm bilimsel çalışmalarla kanıtlanmıştır ama sözleşmede alkolle mücadele yok, toplumsal cinsiyetle mücadele var. Bu metin iyi niyetli bir metin değil dedik. “Siz kadın düşmanısınız” dediler.

 Bu sözleşmeyi en çok feminist ve LGBT grupları destekliyor bakın bunun altında bit yeniği var dedik. “İftira atıyorsunuz. Bu sözleşmenin onlarla alakası yok” dediler.

Sözleşme’nin uygulanmaya başlamasıyla kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddet daha da arttı dedik. “Hayır, İstanbul Sözleşmesi yaşatır” dediler.

 Sözleşmede ve 6284 nolu yasada şiddetin sınırlandırılması yok. Fiziksel, cinsel, psikolojik ve ekonomik şiddetin ne olduğu, nerede başlayıp nerede bittiği belli değil. Bununla beraber beyanı esas alırsanız özellikle psikolojik şiddet konusunda keyfi uygulamalara ve türlü iftiralara kapı aralamış olursunuz dedik. “Hiçbir kadın iftira atmaz” dediler.

 Bu sözleşme sapıklığı, dini ya da bilimsel olarak ispatlanmış bile olsa sapıklıklara yönelik tüm itirazların önünü tıkayacak dedik. Duymadılar bile.

 Daha neler neler dedik. Lakin sağcısıyla, solcusuyla, feministiyle, komünistiyle, muhafazakârıyla yetkili ve etkili önemli bir kesim, bu haykırışlara bigâne kaldı. Nice uzmanın ve nice kadın, erkek ve çocuğun mağduriyetini görmezden geldiler.

 İddialarımızda ve kaygılarımızda haklı olduğumuzu belki de en açık surette Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın Cuma namazı hutbesinde gördük. LGBT akımının dinimizce sapıklık olduğunu ifade etmesiyle İslam’a  “sesi çağlar ötesinden gelen” dediler. Ali Erbaş hakkında suç duyurusunda bulundular. Bütün bu saldırılarının ve suç duyurularının en büyük yasal dayanağı olarak İstanbul Sözleşmesi’ni adres gösterdiler.

 Düşünce ve ifade özgürlüğü diye ortalığı inletenlerin, Müslümanların dinlerince apaçık reddedilmiş bir akıma yönelik eleştirilerini İstanbul Sözleşmesi’yle engellemeye çalıştılar ki sözleşme buna açık kapı bırakıyordu maalesef. Bugün aynı güruh, Boğaziçi Eylemlerinde milletimizin kutsallarına yaptıkları saygısızlığı İstanbul Sözleşmesi’nin ardına sığınarak meşru hale getirmeye çalışıyor.

 Yine İstanbul Sözleşmesini adres göstererek İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya saldırıyorlar. Oysa Soylu, Kâbe’mize yapılan saygısızlığa tepki göstermişti. Kâbe’mizi koruyacak sözleşmemiz yokken Kâbe’ye saldıranları koruyan sözleşmemiz var. Aşağıdaki görsellerde gördüğünüz gibi yaptıkları saygısızlığı görmezden gelerek sözleşmenin ilgili maddesince ayrımcılığa maruz kaldıklarını iddia ediyorlar. Yani “her türlü saygısızlığı yaparız ama sizin buna tepki göstermeye hakkınız yoktur. Çünkü İstanbul Sözleşmesi bizi koruyor” diyorlar.

 LGBT akımının artık bilimsellikten uzak bir ideoloji olduğunu görmeyen kalmadı. Yasal hakları olarak tedavi olmak isteyen eşcinsel ve interseks bireylere tedavi olmamaları yönünde baskı uyguladıkları biliniyor. Bununla beraber tedavi yöntemleri geliştiren tıp ve psikoloji uzmanlarına bile saldırıyorlar.

 70’li yıllarda eşcinselliği akıl hastalığı sınıflandırmasından çıkaran Dr. Robert Spitzer 2001 yılında kararını değiştirerek eşcinselliğin tedavi edilebileceği tezini ortaya koyunca tüm LGBT lobisi ona saldırdı ve ihanetle suçladı. Tabi bunun sonucunda Spitzer geri adım attı. Ağızlarından bilimi düşürmeyenlerin halleri ortada.

 Gördüğünüz gibi bu ideolojinin ve lobinin bilimsel çalışmalara dayalı dahi olsa hiçbir eleştiriye tahammülü yokken kendilerinde her türlü kutsala hakaret etme hakkını görebiliyorlar. Bunu yaparken de İstanbul Sözleşmesi gibi metinlerin arkasına saklanıyorlar. Sözleşme onlara bu özgüveni ve cüreti veriyor.

 İstanbul Sözleşmesi’nin neden olduğu/olacağı buna benzer nice fecaat var. Yetkililerin artık bunu görmesi ve harekete geçmesi gerekiyor. Sözleşme’nin iptali ile LGBT’li bireylere şiddet göstermek gibi bir talep asla meşru olamaz. LGBT’li bireyler, evrensel insan haklarına sahipler. Yani her insanın sahip olduğu temel haklara zaten sahipler. LGBT’li bireylerle LGBT ideolojisini ayırmamız gerekiyor. Bizim tüm eleştirilerimiz LGBT ideolojisinin cüretkâr ve saygısız tutumunadır. LGBT’li bireylere dahi baskı uygulayan bu akım, özellikle Müslümanların kutsallarına saldırmayı bir hak olarak görüp İstanbul Sözleşmesi’nin ardına saklanmayı huy edinmiş durumdadır.

 Bugüne kadar inatla gözlerini hakikate kapatanlar inşallah bu kadar olaydan sonra hala “Saçmalamayın İstanbul Sözleşmesi’yle LGBT’nin ne alakası var!” demeye devam etmezler.  Bizi yönetenlerin Anadolu halkının sesine, itirazına ve çağrısına kulak verme zamanı gelmedi mi?

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir