Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Çarşamba, Eylül 22, 2021

Keşfedilmemiş Ganimet

Hayat, ömür, zaman iç içe girmiş insanın varlığını devam ettiren ve ayrılmaz parçası olan üç unsurdur. Esasında üçü de birdir, fakat birbirine bağlı aynı zamanda ayrı ayrı kavramlardır. Önce, hayat var olmuştur. Hayata ömür düşer, ömür de zamanla birlikte devam ettirir hayatiyetini. Hayat, ömür ve zaman üç saç ayağı gibidir. Üçü de birbirine girmiş halde bir bütün olmuşlardır. Biri olmadı mı diğerlerinin de olması düşünülemez. Yalnız ömür, hayat ve zamandan farklılık arz edebilir. Farklı olabilir, çünkü; her varlığın kendine has bir ömrü vardır. Bir varlık dünyaya gelir hayat sahibi olur. Hayatını belirlenmiş zaman aralığında devam ettirir. Sonra belirlenmiş zamanı bitince hayata veda eder. Bir canlının dünyaya geliş ve gidiş arasındaki geçen süreye ömür deriz. Her bir canlının bir ömrü vardır. Gelir, ömrünü tamamlayınca gider. Hayat ve zaman devam ettikçe içlerinde nice ömürler sürüp gidecek ve bu hal kıyamete kadar hayat, zaman ve ömür bütünleşmiş olarak devam edecektir.


Bu bütünleşmiş üçlünün başı hayattır. Hayat olmazsa ömür olmaz, zamanın da en önemli özelliği olan ölçülebilirliği bir anlam ifade etmez. Hayat, elle tutulur, gözle görülür bir nesne veya varlık değildir. O bizzat varlıkları içinde barındıran ve sürekliliği ile altıncı duyumuz olan his ile idrak edilebilen bir mefhumdur. Hayatı tarif etmeye çalışsak tam manası ile tarif edemeyiz. Hayat tüm alemlerin başlangıcı ve sonu, varlıklara can veren ve yaşamlarını idame ettiren en önemli hayatiyete sahip bir olgudur. Görüldüğü üzere hayatı yine hayat ile tarif ediyoruz. Fakat asıl hayat sahibi olan ve hayatı yaratan Cenab-ı Halık’a yöneldiğimizde ve sığındığımızda hayatı anlayabiliriz. Çünkü, gerçek hayat sahibi ve hayatı yaratan O’dur. O öyle bir hayat sahibidir ki var olmak ve can taşımak için hiçbir şeye muhtaç değildir. Bizim yaşantımızdaki muhtaç olduğumuz yeme-içme, giyinme gibi en küçüğünden en büyüğüne kadar ihtiyaç duyulan şeylere Allah muhtaç değildir. Bilakis biz tüm muhtaçlığımızla Allah’a muhtacız. Hayat Allah’tan sudur eder yani Allah, Hayat ismi ile hayatı yaratır. Böylece bizler can buluruz ve ömür denen hayat zamanımızı sürdürür gideriz vesselam.


Hayat Allah’ın bize lütfettiği en büyük nimetlerden birisidir (En büyük nimet imandır). Hayat, iki kısma ayrılır. Cenab-ı Erhamerrahimîn ilk yarattığı ve kıyamete kadar hatta ahirette ebedi olacak olan tüm canlı varlıkları kapsayan hayat. İkincisi ise, hayat içindeki varlıkların sürdürdükleri bireysel ömürleridir. Her bir canlının kendine ait bir hayatı ve hayatın bağlı olduğu bir zamanı vardır. Hayat ömürle biçimlenir, zamanla anlam kazanır.


Ömür ve zamana gelince bu ikisi, hayatın içinde birbirinden ayrılmaz iki parçanın bir bütün halidir. Her canlının bir ömrü vardır. Ömür ise zamana kayıtlanmıştır. Vakti geldiğinde can bulup bir bedene girerek hayata adım atmış olur. Ve böylece ömür başlar. Canlının hayatındaki zaman ilerledikçe ömür de geri sayarak tükenir dakika dakika, saniye saniye. Bir bakmışsın vakit gelmiş ömre biçilen zaman tükenmiş. Böylelikle canlının hayatı, zamanı ve ömrü sona ermiş.


Şimdi gelelim asıl meseleye, keşfedilmemiş ganimete. Esasında hepimiz biliyoruz, yazıyoruz, çiziyoruz. Hayatımızın en büyük hazinesi diyoruz. Önemi hakkında ve bizim için ne kadar büyük bir değere haiz olduğu, hayatımızın telafisi olmayan nimeti olduğu hakkında, binlerce gerek hikayeler gerekse nasihatler yazmışız. Bu kadar bizim için öneme sahip olan ömürdür. Ömür ve ömrümüzün devam ettiği zamanın her bir dakikası ve saniyesi sahip olduğumuz en büyük hazinedir. Bunu çok iyi bildiğimiz halde ya farkına varamıyoruz ya da kıymetini tam olarak idrak edemiyoruz. Bu sebeple zamanımızı boş yere harcıyor ve ömrümüzü heba ediyoruz.


Ömür, hayata gizlenmiş, hayat da zamana bağlanmıştır. Zaman, telafisi olmayan bir hengamedir. Kur’an’da Allah birçok sureye Duha, Fecr, leyl, Asr ve Felak gibi zamana yemin ederek başlar. Hatta yemin ile başlayan bu zaman kavramları surelere isim olmuştur. Cenab-ı Mevla zamanın her konumuna sabah, gece, gündüz, güneşin doğuşu vb. atıflarda bulunmuş ve yemin etmiştir. Zamanın her durumunu Kur’an işliyor ve yemin ediyorsa zaman, bizim için hayatımızın en değerli hazinesidir. Her bir geçmiş zaman yitirilmiş bir hazinedir. Ömrümüzdeki gelecek zaman ise keşfedilmemiş ganimetlerdir. Zaman hiç durmadan ilerlerler. İlerledikçe hayat ve ömür için saatin yelkovan ve akrepleri geriye gider. Kar, damla damla eridiği gibi ömür ve hayat, saniye saniye zamanını tüketir.


Görüldüğü üzere yaşadığımız her bir an mücevherdir. Eğer bu geçen zaman zarfında geleceğimize yönelik yatırımlar yapmazsak yani bu mücevheri har vurup harman savurarak elimizden kaçırırsak, zamanın girdaplarında kaybedersek geleceğimiz olan ganimeti keşfedemeyiz. Maalesef ihtiyarlayınca ve bilhassa hesap gününde keşkeleri yaşarız.

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir