Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Çarşamba, Şubat 21, 2024

Boğaziçi’nde Neler Oluyor

Dünyanın her yerinde Yükseköğretim Kurumları toplumsal manada saygı duyulan ve  her daim ülkenin değişimi ve gelişimi konusunda Lokomotifi olma özelliği taşıyan önemli müesseselerdir.

Yaklaşık on gündür ülke gündeminde Boğaziçi Üniversitesi’nde “Sözde Demokratik Gösteriler” adı altında çoğunluğu öğrenci dahi olmayan bir grup tarafindan gerçekleştirilen provakasyon kokan eylemler tartışılıyor.

Dünyanın her yerinde özellikle Demokratik Teamüllere uygun gösteriler ve yürüyüşler yapılır. Bu eylem modelleri gayet kanuni ve insani usuller olarak kabul görmektedir.

Bu çağda tartışılacak bir konu olmadığı noktasında hepimiz hemfikiriz!

Oysa ülkemizde son dönemlerde yapılan Sözde Demokratik Eylemler yakından mercek altına alınırsa gerçek amaçların ve meselenin asıl iç yüzü ayan beyan ortaya çıkacaktır.

İsterseniz bu konuyu maddeler halinde inceleyelim.

Her Demokratik Eylem girişiminde olduğu üzere öncelikle;

1- Hedef yani Amaç olmalıdır. Boğaziçi Eylemlerinde herhangi bir Amaç göremiyoruz. Herhangi bir grubun “Silahlı Terör Örgütü” gibi Rektörlük Binasını işgal girişimi dünyanın her yerinde suç teşkil eder.

2- Üslup, yani varsa bir sorun ve itiraz bunun için gerekirse bir kaç Akademisyen ile birlikte Basın Açıklaması yapılır. Rektör Atamasına neden karşı olduğu kamuoyu önünde izah edilirek savunma yapılır.

3- Gerekçe, aslında bu tür eylemlerin olmazsa olmazı neden orada toplandığıdır. Rektör Atamasına neden karşı olduğunu bilmek. Kime neye hizmet ettiğinizin farkında olmak. Asla unutulmaması gereken ise farkında bile olmadan bir grubun piyonu haline gelmemektir. Amaç birlikteliği yoksa yapılan gösteri herhangi bir değer taşımaz ve sonuç alınmaz.

Bunun sağlamasını yapmak çok zor değildir. Terör Örgütü üyesi göstericiler ile yapılan eylemler kısa bir sürede sabun köpüğü misali sona erdi. Belliki ortak bir amaç ve sağlıklı planları yokmuş. Eylemde, bir grup terör örgütüne prim kazandırma gayretinde iken başka bir grup ise hükümeti karalamayı hedef almıştı.

Keza yine eylemde yer alan gençlerin samimi olmak gerekirse yeni atanan rektörü tanımadıklarını özgeçmişini dahi olamadıklarını tahmin edebiliyoruz.

Âdeta birer tetikçi misali kullanıldıkları eylemin her aşamasında gayet net fark ediliyor. Gerçekten yazık ediyorlar bu gençlerimize!

Hukuki anlamda bir hak arayışının en güzel örneği “Diyarbakır Anneleri” diyebiliriz. İllegal bir örgütten çocuklarını geri isteyen, ortak bir amaç etrafında toplanmış, belkide İlkokul dahi okumamış annelerin hak arayışı yukarıda saydığımız maddelerin hepsini kapsamaktaydı.

Boğaziçi Eyleminde bu maddelerden hiçbirine maalesef yanıt ve karşılık bulamadık. Dahası Pandemi Döneminde üniversite önünden geçmeyen öğrencilerin eylem adı altında her türlü bulaş riskini yok sayıp tedbirsiz davranmaları daha feci bir durum oluşturdu.

Oysa topluma örnek olmaları gerekiyordu! Üniversiteler akademik ve kültürel manada Ülkelerin çatısı olma özelliği taşımaktadır.

Yine irdelenmesi gereken önemli bir husus ise Anadolu Gençliğinin 12 Eylül 1980 darbesi sonrası zihinsel ve siyasal manada içinin boşaltılması ve çok kolay yönlendirilmesi durumudur. Apolitik yetiştirilen gençlerimiz Üniversite Ortamında illegal yapılar tarafından çok kolay yönlendirilebilmektedir.

Tüm dünyanın ciddî bir salgın ve ekonomik krizle boğuştuğu hattâ can çekiştiği bir ortamda gençlerimizin tek sorunu rektör ataması mıdır acaba?

Konu ile ilgili olarak örnek vermek gerekirse Lisans Eğitimimi aldığım Üniversiteye o dönemde emekli bir general büyük tepkilere rağmen rektör olarak atanmıştı. Ve ne hazindir ki malum rektör döneminde Terör Örgütünün en fazla dağ kadrosuna öğrenci taşıdığı bir tarihti. Legal bir yapı olan Atatürkçü Düşünce Derneği bünyesinde gençleri Örgüte Yönlendiren zihniyet bugün yine kirli ellerini genç beyinlerimizin üzerinde gezdirmektedir.

Gün akıllı ve uyanık olma günüdür. Düşmanlar her türlü taktiği ve açığı gözetmektedirler.

Kurt puslu havayı sever misali. Kaostan beslenen dış güçler daha çok yerli müesseseler üzerinden ülkenizi yıpratmaya gayret gösterirler. Bu yöntem “Küresel Güçlerin” asla vazgeçmediği bir taktiktir.

Üniversitelerimiz bir an önce Misyon ve Vizyon noktasında İcat , Değişim ve Gelişim kaygısı taşıyan, Kuluçka yani Üretim Merkezi olma özelliğine geri dönmelidirler.

İstisnalar kaideyi bozmaz muhakkak. Bilimsel Çalışmalarda takdire şayan akademisyenlerimiz malumunuz. Onları her daim takdir etmekle beraber saygı ve hürmet ile selamlıyoruz. Sözümüz Meclisten hem içeri hem dışarı. Üzerine alınması gerekenler mutlaka alınmalıdırlar.

Üniversitelerimiz muhakkak her daim saygı duyduğumuz kurumların başında olmaya devam edecektirler.

Ancak kendi hür iradelerini kullanma feraseti gösteremeyenlerin daha fazla takdir görmeyecekleri kaçınılmaz bir durumdur.

Türkiye’deki bir üniversitenin Türkiye’ye karşı bir duruş sergilemesi saygı duyulacak bir durum değildir.

Bu nedenle değişen ve gelişen Türkiye modelinin artık Üniversiteler için de örnek teşkil edeceğine inanıyorum.

Üniversitelerimiz, Dış Kaynaklı İllegal Örgütlerin arka bahçesi değildir.

Muhalefet yapmayı beceremeyen ideolojilerin arka bahçesi hiç değildir.

Son sözümüz ailelere olsun.

Lütfen gözünüzü açın ve evlatlarımıza sahip çıkalım. Bu gençler muhakkak bu ülkenin geleceği olacaktırlar.

Çocuklarımızı akademik manada sadece sınavlara değil aynı zamanda hayata hazırlamak en büyük sorumluluğumuzdur.

Bu gençler Tarih ve Kültür eksenindede ihmal edilmemelidirler. Köklerinden kopan ve uzaklaşan milletler yok olmaya mahkûmdurlar.

Geçmişi ile bağlarını koparmamış Sevgi ve Muhabbetle yetişen bir nesil, sevgi ve muhabbet üreten nesillere vesile olacaktır muhakkak.

Selâm ve dua ile…

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir