Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Cumartesi, Mart 6, 2021

Zekat Kurumunun Güncellenmesi

Bir önceki hafta “dini, 21. asrın aklıyla anlamak/yorumlamak” başlığı altında, dini konuların pek çoğunun (özellikle sosyo-ekonomik ayağı olanların) yeniden ele alınması ve güncellenmesi gerektiğini dile getirmiştim. Bunlardan biri de zekat konusuydu.

Zekat konusunu gündeme taşımamın temel sebebi, yaşadığımız bu PANDEMİ (COVİD-19) ve farklı ülkelerde yaşanan savaşlar ve sürgünler den doğan ekonomik sıkıntılar, işsizlik, göç, çaresizlik, aç ve açıkta kalma gibi sorunlara çare olabilmektir.

Bir tarafta servetinin anahtarlarını taşımakta zorlananların olduğu, diğer tarafta evsiz barksız, açıkta, yollarda, çadırlarda, sular içerisinde, aç, susuz, ilaçsız, sağlıksız koşullarda nefes alıp verenlerin bulunduğu bir çağda yaşamak, vicdanı çalışan insanları oldukça rahatsız etmektedir.

Kimsesizlerin ve çaresiz kalmışların derdine derman olacak pek çok faktör vardır ki bunlardan biri de infak (zekat/sadaka) dır. Onun için Allah, zekat vergisini farz/zorunlu kılmıştır. Bu kurum, hakkaniyet üzere çalıştırıldığında, inanıyorum ki hiçbir insan aç ve açıkta kalmayacaktır. Yeter ki Müslümanların yaşadığı ülkelerde yetkililer bu konuda inançlı, iradeli ve çözüme odaklı olsun.

Şimdi, “zekat nedir, ne işe yarar, nelerin, nasıl değişmesi (güncellenmesi) gerekir ve dertlere nasıl derman olur” gibi sorulara cevap vermeye çalışalım.

Zekat sözcük olarak; temizleme, arıtma, çoğalma ve bereket gibi anlamlara gelmektedir. Fıkıh literatüründe zekat; belli bir zenginliğe sahip olan kimsenin, belirli yerlere harcanmak üzere verdiği vergidir.
Zekat, Kur’an’da otuzu aşkın ayette ve çoğunlukla namaz emri ile birlikte geçen temel bir görevdir. Namaz, bireysel arınmayı ve yükselişi sağlarken, zekat da toplumsal gelişmeyi ve barışı sağlamaktadır. Diğer bir ifadeyle namaz, bireysel anlamda Allah ile olan bağı güçlendirirken, zekat da sosyo-ekonomik anlamda Allah ile olan bağı güçlendirmektedir.

Biri bireysel ahlakı ve arınmayı sağlarken, diğeri de toplumsal ahlakı ve arınmayı sağlamaktadır. Allah, insana beden verdiği gibi, bu bedeni ayakta tutan mal da vermiştir. İnsan, Allah’a karşı şükrünü eda ederken hem bedenen ibadet etmesi, hem de malının zekatını/sadakasını vererek ibadet etmesi gerekir. O bakımdan namaz, oruç ve hac bedeni ibadet olarak kabul edilirken, zekat, sadaka ve diğer yardım türleri de mali ibadet olarak kabul edilmektedir.

Namaz, oruç, hac ve bedenen yapılan diğer yardımlar, yüce Allah’ın kullarına ihsan ettiği vücut sıhhatinin şükrü iken; zekat, sadaka ve diğer mali yardımlar da servetin/malın şükrüdür. O bakımdan kulun, Allah’a karşı sorumlu olduğu iki temel ‘alan’ vardır; o da namaz ve zekattır. Namazını hakkıyla kılıp, zekatını hakkıyla ödeyen kimseleri, Kur’an; muttaki, muhsin ve iyi kulların vasıflarından saymaktadır.
“Yüzlerini doğuya veya batıya çevirmeniz iyi olmanızı göstermez; asıl iyi olan, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanan; yakınlarına, yetimlere, düşkünlere, yolculara ve kölelere sevdiği maldan harcayan; namaz kılan ve zekat ödeyendir…” (Bakara, 177)

Bir toplumda zengin ile fakirin bulunması doğaldır. Bu doğallık aynı zamanda bir denge oluşturmaktadır. Toplumun bütün fertleri zengin veya fakir olsa denge bozulur ve hayat çekilmez hale gelir. O bakımdan her şeyi bilen Allah, insanları birbirlerine muhtaç olacak şekilde yaratmıştır. Her bir fert, toplumsal düzenin bir ihtiyacını karşılamak zorundadır. Bu doğal bir yasadır. İşte zekat, fakir ile zengin arasındaki ekonomik seviyeyi korumakta ve böylece zenginin daha zengin, fakirin de daha fakir olmasını engellemektedir.

Zekat, fakirin zenginde olan hakkıdır; zira yüce Allah: “onların mallarında muhtaç ve yoksulların hakkı vardır” (Zariyat, 19) buyurarak, bu konuda zenginlere önemli görev yüklemektedir. Zenginler bu görev ve sorumluluklarını yerine getirdikleri takdirde, mal ve servet belirli ellerde değil, toplumun bütün fertlerinin istifadesine sunulmuş olacaktır. Aksi takdirde, mal ve servet belli ellerde kalacak ve toplumun önemli bir kesimini ezen bir araç, bir tahakküm ve bir sömürü unsuru haline dönüşecektir. Onun için toplumun ekonomik dengesi mutlaka sağlanmalıdır.

Zekat, zengin ile fakir arasında bir köprüdür. Bu köprü, zengin ile fakir arasında sevgi, saygı ve güven sağlar. Zekat, sosyal dayanışma sisteminin vazgeçilmez temellerinden biridir. Bu dayanışma sayesinde fakir, yoksul, kimsesiz, yetim, yolda kalmış ve borçlu gibi yardıma muhtaç kimseler istifade ederek hayatlarını devam ettirirler. Bu kurum, İslam dininin toplumsal dayanışmaya ne kadar önem verdiğini ortaya koymaktadır.

Yüce Allah, “onların mallarından sadaka (zekat) al. Onunla kendilerini temizlemiş ve tezkiye etmiş olursun” (Tevbe 113) şeklinde buyurarak, zekatın malı temizlediğini, kişileri tezkiye (arındırmış) ettiğini ifade etmektedir. Zekat ödeyen kimse hem nefsini cimrilikten, mal hırsından ve hased gibi kötü duygulardan arındırmış olur; hem de malını bereketlendirmiş ve temizlemiş olur.
İslam dininde toplum bir vücut gibidir. Nasıl ki vücudun bir azası sızlayınca öbür organlar duyuyorsa, toplumun bir ferdi sıkıntı çekince bütün fertlerin o sıkıntıyı duyması ve ona göre sıkıntı duyana yardıma koşmaları gerekir. Toplumsal bünyenin ayakta kalması için, yardımlaşma şarttır. İşte zekat, bu yardımlaşmanın en güçlü unsurlarından biridir.

Toplumdaki muhtaç kimselerin durumu, vücuttaki bir organın kanaması gibidir. Nasıl ki kanamaya vaktinde müdahale edilmediğinde ölüme sebebiyet veriyorsa, toplumun yoksul ve muhtaçları için vaktinde tedbirler alınmazsa, toplumun sağlığı bozulur ve bu durum önemli problemlere sebep olur. O bakımdan yüce Allah’ın hak olarak tanıdığı zekat, istendiği şekilde ödenirse, toplum sağlıklı bir yapıya kavuşmuş olur.

Zekat vermek bütün zengin Müslümanlara farzdır. Bu farziyet Kur’an ayetleriyle sabittir. Resulullah as döneminde yaygın olan servet ve zenginlik maddeleri zekata tabi tutulmuş, bu malların belli bir kısmı zekat olarak zenginlerden alınarak ihtiyaç sahiplerine dağıtılmıştır. Dolayısıyla zekata tabi mallar, zekat nisapları, zekat gelirlerinin toplanması ve dağıtılması ile ilgili kurallar o günkü konjonktüre göredir. Bu gün ise, sosyo-ekonomik durum, zenginlik ölçüsü, nisap miktarı, zekata tabi olan mallar, zekat alıcıları, mallar arasındaki fiyat dengesi vs. hep değişmiştir. O bakımdan zekatı yeniden ele almak gerekir.

Evet, bugün üretim, hizmet ve harcamalar tamamen değişmiş ve geçmiş asırlardaki “zekat sistemi” gerçek anlam ve amacını yitirmiştir. Bir taraftan milyarlarca liralık servete sahip kimseler zekattan muaf tutulurken, diğer taraftan hiçbir mal varlığına sahip olmayıp sadece üç-beş altına sahip olanlar zekat ödemeye zorlanmaktadır. Dolayısıyla zekat, anlam ve amacı çerçevesinde bütünüyle yeniden değerlendirilerek işlevsel hale getirilmelidir. Bunun için de yeni bir takım formüllerin ve çözümlerin ortaya konması ve bunlar ışığında zekata işlerlik kazandırılması gerekir. İşte o zaman zekat, gerçek anlamına ve amacına kavuşmuş olacaktır.

NOT: İslam dininin en hayati kurumlarından olan zekatı dile getirmeye devam edeceğiz. Tezimiz odur ki zekat kurumu güncellenmedikçe ihtiyaç sahipleri rahat bir nefes alamaz ve zengin-yoksul dengesi ve yakınlığı sağlanamaz. O bakımdan zekat ile ilgili nelerin, nasıl değişmesi gerektiğini ortaya koymaya çalışacağız. Haftaya görüşmek dileğiyle…

Selam ve muhabbetlerimle…

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir