Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Perşembe, Mart 4, 2021

Zekat Kurumunun Güncellenmesi -II

“Unutmayalım! İnfak ettiklerimiz (verdiklerimiz) bizim olacak (kat kat bize dönecek), vermeyip biriktirdiklerimiz başkalarının olacaktır.”

Bir önceki hafta “dini, 21. asrın aklıyla anlamak/yorumlamak” başlığı altında, dini konuların pek çoğunun (özellikle sosyo-ekonomik ayağı olanların) yeniden ele alınması ve güncellenmesi gerektiğini dile getirmiş ve bunların başında da zekat konusun geldiğini belirttikten sonra –birinci yazı olarak- “zekatın anlam ve önemi” üzerinde durmuştuk.

Bu ikinci yazıda da “zekat-sadaka ve zekat-vergi ilişkisini belirttikten sonra, zekatı kimlerin, nelerden, kimlere vermesi ve nasıl bir organizasyonun yapılması gerektiği” üzerinde duracağız.

Zekatın, Sadaka ve İnfak ile İlişkisi
Sözcük olarak sadaka; “sıdk” kökünden türemiş, “doğru söylemek ve sözünü tutmak” anlamlarına gelmektedir.
Terimsel olarak geniş bir alanı kapsayan sadaka şöyle tanımlanabilir: Bir kişinin, bir başkasına sevgi ve merhamet duygularıyla gönüllü olarak yaptığı her türlü karşılıksız yardımdır. Kısaca, “her türlü hasenat ve salihat” (iyi ve yararlı iş) sadakadır.

Sadaka sözcüğünün kök anlamı olan “doğru söylemek ve sözünü tutmak” Allah katında büyük bir “değer” olduğu için, “ her iyi ve yararlı iş” terimsel olarak “sadaka” adını almıştır.
Zekat da her türlü mali ve ahlaki sorumlulukları kapsadığı, -iyi ve yararlı bir iş- olduğu için, sadakanın bir parçası olarak kabul edilmiştir.

Esasen, “zekat vermek”, “sadaka vermek” demektir. Zaten Tövbe suresinde, “zekatın verileceği yerler” olarak kabul edilen ayette (60) zekat değil, “sedakat/sadakalar” olarak ve hem de “feride/farz” olarak geçmektedir.

Evet Kur’an’da “zekat veriniz” emri, “sadakalarınızı vermek suretiyle kendinizi ahlaken tezkiye ediniz ve malınızı bereketlendiriniz” demektir. Yani, size emanet edilen ihtiyaç sahiplerini gözetin (hakkını verin) ki sadakanızı vermiş ve dolayısıyla sadakatinizi -dürüstlüğünüzü, samimiyetinizi- göstermiş olasınız.

Esasen zekat ve sadakayı içerisine alan daha kapsamlı bir kavram vardır; o da İNFAK’tır. Kur’an’da onlarca ayette, Allah yolunda infak edenler övülmekte ve kendilerine kat kat verileceği ifade edilmektedir. Dolayısıyla İnfak; zekat ve sadakayı da içerisine alan -Allah yolunda (fisebilillah) yapılan- her türlü maddi ve manevi yardımlaşma ve paylaşmadır.

“Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe iyiliğe kavuşamazsınız. Her ne infak ederseniz, şüphesiz Allah onu bilir.” (Al-i İmran, 92)

Bilindiği gibi, Kur’an’da zekat ile ilgili herhangi bir ayrıntı yoktur; sadece “zekatı veriniz” emredilmektedir. Kimlere verileceği ile ilgili Tövbe suresinde (60) sekiz sınıf belirtilmekte, ancak bu sınıflar zekat kavramıyla değil, sadaka kavramıyla açıklanmaktadır. Dolayısıyla zekatın nerelere verileceği, sadaka ayetiyle açıklık kazanmıştır. Zekat ile ilgili diğer ayrıntılar ise, tamamen “sünnet” denilen Nebi as’ın uygulamalarıyla şekillenmiştir. Bu da zekat uygulamalarının değişkenliğini göstermektedir.

O halde, infakın (nafakanın) kategorileri olan zekat ve sadakaların, tedrici bir şekilde İslam hukukunda yer aldığını söyleyebiliriz.
Birinci aşamada (Mekke’de) “zekat veriniz” emri yer almakta, ancak ayrıntılara yer verilmemiştir. “Zekat veriniz” emri ile sadece ihtiyaç sahiplerinin gözetilmesi istenmiştir. Nebi as da Mekke’de zekat/sadaka ile ilgili detaylara yer vermemiştir.

İkinci aşamada (Medine’de) nelerden ve kimlere zekat/sadaka verileceği belirtilirken, üçüncü aşamada da -daha detaylı bir şekilde- zekatın/sadakaların düzenlendiği ve devlet eliyle toplatılıp dağıtıldığı görülmektedir. Böylece 23 yıllık nübüvvet döneminde “zekat hukuku” oluşturularak ihtiyaç sahipleri gözetilmiş ve bu uygulama, halifeler döneminde de kısmen devam etmiştir.

Tarih boyunca –İslam hukukunda- zekat, ayrıntıları/kuralları belli ve Müslümanlar için zorunlu bir vergi olarak kabul edilirken, sadaka da ayrıntıları/kuralları belli olmayan, tamamen kişilerin isteklerine terk edilen zekat dışındaki her türlü vergi olarak kabul görmüştür. Bir anlamda zekat özel bir vergi, sadaka da genel bir vergi olmuştur. Bu algı ve ilkeleri değiştirmek artık mümkün değildir; ama bilelim ki zekat, sadakanın bir parçasıdır ve ikisinin de adı “infak”tır.

Nebi as, sadakanın ne denli önemli ve kapsamlı olduğunu -Buhari’den gelen bir rivayette- şöyle açıklamaktadır:
“Her Müslüman’ın sadaka vermesi gerekir” deyince, Ashab şöyle sordu: “Ey Allah’ın resulü! Kişi sadaka verecek bir şey bulamayınca ne yapsın?” Resulullah; “eliyle çalışsın, hem kendisi faydalansın, hem de tasadduk etsin” buyurdu. Ashab; “yapacak iş bulamazsa” deyince, Resulullah; “ ister mazlum, ister aciz olsun ihtiyaç sahibine yardım etsin” buyurdu. Ashab; “şayet onu da bulamazsa” deyince, Resulullah; “iyilikle amel etsin ve kötülüklerden sakınsın; bu da onun için bir sadakadır” buyurdu.”

Özetle belirtelim ki, zekat ve sadaka infakı, muhtaçlar için hayat kaynağıdır. Bu kaynağın (zekat hukukunun) ayrıntıları her yıl –tıpkı fıtır sadakasında olduğu gibi- güncellenmesi gerekir; zira Türkiye konjonktüründe –sosyo-ekonomik alanda- her yıl önemli değişiklikler yaşanmaktadır. Bu değişiklikler dikkate alınmazsa, ciddi hak ve adaletsizlikler yaşanır ve zenginler ile fakirler arasında “köprü” olma vasfını kaybeder.

Zekat kurumunun güncellenmesiyle ilgili makaleye devam edeceğiz. Zekat/sadak ile vergi ilişkisini değerlendirdikten sonra, kim, nelerden, ne kadarını, kime, nasıl infak edeceğini imkanlar ölçüsünde yazacağız inşallah…

Selam ve muhabbetlerimle…

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir