Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Çarşamba, Ocak 27, 2021

Rektör

Prof. Dr. Melih Bulu’nun Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör olarak atanması tartışmalara neden oldu. Görebildiğim kadarı ile bu tartışmalar/eleştiriler şu 2 noktada toplanıyor;

1-Rektörün atanarak belirlenmesi,
2-Üniversite dışından olması.

Birincisi, Türkiye’de rektörler hiçbir zaman seçimle belirlenmedi, her zaman Cumhurbaşkanı tarafından atandı. Ancak birkaç yıl öncesine kadar sözde bir seçim yapılıyordu. Sözde diyorum çünkü Cumhurbaşkanı sadece kendisinin oyunu alan bir ismi bile rektör olarak atayabiliyordu. Bunun geçmiş dönemde özellikle Sezer döneminde örnekleri çoktur. Yapılan seçimin (sıralamanın) CB açısından hiçbir bağlayıcılığı yoktu. Ama ne oluyordu? Bu seçimler nedeniyle üniversitelerde dalgalanmalar, tartışmalar, kamplaşmalar, gerginlikler vs yani üniversitelere yakışmayacak tarzda olaylar yaşanıyordu. Hatta atanan bazı rektörler kendisine oy vermeyen öğretim üyelerine zulmediyor, dışlıyor, projelerini onaylamıyor ve akademik faaliyetlerine engel oluyordu. Yani böyle yapanlar da oluyordu. Rektörlük seçimleri öncesinde de kendisine oy verecek isimleri üniversiteye almaya/doldurmaya çalışıyordu, vs… Peki su-i misalden emsal olur mu? Olmaz tabi. Ama sanki eskiden rektörler seçimle geliyordu da şimdi atama ile geliyor gibi davranmak da doğru değil. Ben şu andaki sistem ideal/doğru demiyorum, sadece vakıayı naklediyorum. Ama eğer bu ikisi arasında tercih yapmam gerekirse mevcut durumu tercih ederim. En azından üniversitelerde tartışma ve kamplaşma/hizipleşme yaşanmıyor. Gereksiz kırgınlıklar, küslükler olmuyor, boş yere enerji harcanmıyor, vakit ısrafı olmuyor, işe yaramayan seçim için harcanan vakit de masraflar da ortadan kalkmış bulunuyor vs…(tekrar ediyorum, bu ikisi arasında tercihim böyle diyorum, ideal sistem tartışmasına girmiyorum).

İkicisi, Prof.Bulu’nun dışarıdan olması meselesi. Akademik faaliyetin en önemli aşaması olan doktora sürecini Boğaziçi Ü.de geçiren biri ne kadar dışarıdan olur tartışılabilir. Ama madem her konuda ADB ve Avrupa’yı referans gösteriyoruz ABD ve AB’de bir çok üniversite rektörünün hariçten olma şartı bulunduğunu (evet, bunun bir şart olduğunu) biliyormuydunuz?

Evet öyle. Tabi farklı atama ve seçim örnekleri de var, işte bazı örnekler(1).

Mesela ADB’de Anglo-Sakson modelini uygulayan üniversitelerde rektör, üniversite yönetim kurulunun önerisi ile ama üniversite dışından seçilir. Atamayı da Eğitim bakanı yapar.

New York State Ü,de Rektör ve “Chancellor” adı verilen üniversite idari yöneticisi mütevelli heyeti tarafından atanır. Tüm idari işleri “Chancellor” adı verilen yönetici yürütür, rektör genellikle akademik faaliyetlerle ilgilenir.

İskoçya’da rektör üniversite dışından olmak koşuluyla öğrencilerin oylarıyla seçilir. Üniversiteler akredite kriterlerine göre özel kuruluşların denetimine açıktırlar.

Danimarka’da rektör üniversite konseyi tarafından seçilir ama 11 üyeli kurulun 6’sı dışardandır. Ve başkan dışardan gelen üyelerden olur. Rektör olmak için profesör olma şartı da yoktur. Doçentler de rektör adaylığına başvurabilir. Üniversitelerin mali ve idari denetimi milli eğitim bakanlığı tarafından yapılır.

Almanya’da rektör adayını üniversite kurulu belirler ama onayı/atamayı eyalet eğitim bakanı yapar. Bakanın veto etme hakkı vardır. Veto durumunda kurul yeni bir aday belirler. Üniversiteler Kanzler adı verilen eyalet eğitim bakanı tarafından denetlenir.

İsveç’te rektör, Yönetim Kurulunun görüşü alınarak bakanlar kurulu tarafından atanır. 11 üyeli Yönetim Kurulu’nun 9’unu hükümet atar.

Fransa’da rektör akademik ve idari personelin seçimi, üniversite konseyinin önerisi ve milli eğitim bakanının onayı ile atanır. Üniversitelerin mali ve idari denetimi bakanlık tarafından yapılır.

Hollanda’da rektör Bakanlar Kurulunun tespit ettiği aday arasından Kraliçe adına Eğitim ve Bilim Bakanınca atanır. Yönetim Kurulu üniversitenin en üst icraat organıdır ve tamamı merkezi hükümet tarafından atanmış 6 üyeden oluşur.

İspanya’da rektör tüm üniversite çalışanları ve öğrencilerin oyları ile seçilir.

Norveç’te rektör ve pro-rektör, öğretim üyeleri, teknik ve yönetici personel ve öğrencilerin oyları ile seçilir, kral tarafından atanırlar. Üniversitelerin mali ve idari denetimini bakanlar kurulu yapar.

İngiltere’de rektör aday tespit komitesinin belirlediği kişiler arasından üniversite konseyi tarafından atanır. Üniversite yönetim kurullarına akademik profesörler dışında özel sektör temsilcileri ve öğrenciler de üye olarak seçilir ve geniş tabanlı bir üniversite komitesi oluşturulur.

Harvard Ü’de rektör mezunlar derneği tarafından atanır. Üniversite yönetiminde yetki mezunlar derneğindedir. Rektör akademik, bilimsel çalışmalar ve üniversitenin iş dünyası ile ilişkilerinin geliştirilmesi görevlerini sürdürür. Tüm idari işler yine mezunlar derneği tarafından atanan ve “Provost” adı verilen kişi tarafından yürütülür.

Özetle ‘’rektörler eskiden seçimle geliyordu şimdi ise atanıyor’’ söylemi doğru değil. Eskiden de atanıyordu şimdi de atanıyor. Ama hariçten olana itiraz bir taassup göstergesi. Neymiş? Böyle bir teamülümüz yokmuş. Böyle bir teamülümüz yoktu da ülkeyi Nobel ile mi doldurduk?

Üniversitelerde ihtiyacımız olan ‘’kurumsal taassup’’ değildir, atılımdır, atılım. Yeni ve farklı yöntemler denemek lazım.

Teamüller eğer bizi ileriye taşıyorsa tabi ki koruyalım ama bizi ileriye taşımayan bir teamülü niye ısrarla savunalım ki?

Artık ihtiyacımız olan sadece bilimsel çalışmalar yapmak değil, bunları üretime dönüştürebilmek. Üretime katkısı olmayan akademik bilginin artık pek fazla bir faydası kalmadı, bizim inovatif ve üretime dönük bilgiye yönelmemiz lazım.

Bu yüzden artık bir gözü üniversitede bir gözü sanayide olan, uzmanlaştığı alandaki sektörlerle işbirliği yapabilecek, üretime dönük projeleri teşvik edecek, sanayicimizin önüne proje taşıyacak üniversitelere/rektörlere ihtiyacımız var. Üniversitenin dışına çıkmayan, akademik yayın yapmaktan başka bir faaliyeti olmayan, piyasayı/sahayı hiç bilmeyen ve bilmek de istemeyen rektörlere ihtiyacımız yok.

Bulu nasıl bir rektör olacak bilemem, inşallah atılım yapar, ama benim maksadım o veya bir başka isim değil, atılım…

Keşke şu klasik taassubi tartışmalarımızı terk edebilsek…

1-Çankaya İ, Töremen F. Türkiye, Avrupa Birliği Ve Amerika Birleşik Devletleri Üniversite Yönetimlerinin Karşılaştırılması, Mustafa Kemal Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi 2010;7(13), s.151-163

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir