Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Cumartesi, Ekim 16, 2021

Tarihselcilik, Sosyal Düzen Kurallarına Dini Karıştırmamaktır

Tarihselcilik kısaca şu şekilde ifade edilebilir:

Kur’an ve Sünnet’te yer alan hukuki normların bir kısmı evrensel bir kısmı ise tarihseldir. Özgürlük, adalet, eşitlik, temel hak ve hürriyetler, bireysel sorumluluk, suç ve cezanın şahsiliği, denklik, caydırıcılık, hukuki işlemlerde rızailik… Bunlar evrensel ilke ve değerlerdir.

Nitelikli hırsızlık suçunun cezası olarak elin kesilmesi, iffete iftira suçu işleyenlere seksen celde vurulması, evlilik birliği sona ermiş kadının yeni bir evlilik yapabilmek için iddet beklemesi, miras payları… Bu tür hükümler tarihseldir.

Yapılması gereken ise, tarihi tecrübeyi, hukuki kazanımları ve toplumsal şartları göz önünde bulundurarak, uzman ilim adamlarının evrensel ilke ve değerlerden hareketle sosyal düzen kuralları belirlemesidir. Kur’an ve Sünnet’te yer alan ilke ve değerler sabit, somut hukuki normlar değişkendir.

Tarihselcilik iddiası kısaca bu şekildedir.

Acaba bu iddia nasıl bir sonuç doğurur? Ayrıntılı ilmi-akademik tahlillere girmeden sırf bu iddianın çözümlemesiyle nasıl bir tablo/sonuç ortaya çıkmaktadır?

Her şeyden önce evrensel kabul edilen ve somut hukuki norm belirlemede göz önünde bulundurulması ve bağlı kalınması zorunlu görülen üst değer, ilke ve amaçları tespit için, ilahi bildirim zorunlu değildir. Zira bunlar, inanç ve ideolojilerden bağımsız olarak insanoğlunun tarihin her döneminde bildiği ve benimsediği ortak ilke ve değerlerdir. Bunlardan herhangi birisini doğru ve gerekli görmeyen, karşı çıkan bir topluluk gösterilemez. Dolayısıyla bu yaklaşım biçimine göre, sosyal hayatın tanzimi konusunda vahiy, fıtrat ve vicdan gereği olan bu ortak kabulleri teyit etmek ve bir kez daha hatırlatmakla sınırlı bir işlev üstlenmektedir.

Madem ki evrensel kabul edilen ilke, değer ve amaçlar dini olmaktan önce beşeridir, bu durumda sosyal düzen kuralları çerçevesinde Kur’an ve Sünnet’te yer verilen somut hukuki normlar nasıl anlaşılacak ve açıklanacaktır?

Tarihselcilik iddiasının bu soruya verdiği cevap şöyledir: Vahiy, tasdik ve teyit ettiği ortak insanlık ilke ve değerlerini, ilk muhataplarının sosyo-kültürel şartlarında somutlaştırmış, böylece insanoğluna somut hukuk normu belirleme hususunda örnek oluşturmuştur. Ancak onun bu somutlaştırması, ilk muhataplarının sosyo-kültürel gerçekliğiyle sınırlıdır. Örnektir fakat bağlayıcı değildir.

Böylece Kur’an ve Sünnet’te yer alan somut hukuki normlar, bağlayıcı olmaktan çıkarılmış oldu. Geriye her toplumun, kendi sosyal düzen kurallarını belirlemesi kaldı. Bunu da üst ilke ve değerlerden hareketle, tarihi tecrübe ve hukuki kazanımlardan yararlanarak dönemin uzman hukukçuları yapacaktır. Bunun tabii bir gereği olarak aynı zaman diliminde, söz gelimi bir suç için tatbik edilecek ceza, bölgelere/devletlere göre farklılık gösterebilir. Bu durum, sosyo-kültürel şartların farklılığıyla açıklanacaktır.

Sonuç itibariyle tarihselcilik, vahye gerek olmadan da insanoğlunun ortak aklı, vicdanı ve tecrübesiyle bilinen/bilebileceği genel külli ilkeleri (adalet, eşitlik, rızailik, dokunulmazlık…) evrensel kabul edip, bunun toplum düzleminde nasıllığı konusunda yetkiyi beşere vermektir. Dolayısıyla sosyal düzen kuralları, dinin düzenleme alanı dışında tutulmaktadır.

Peki bu iddia kabul edilebilir mi?

Allah Teala, evlilik birlikteliğinin sonlandırılması (talak) ve varislerin miras hisseleriyle ilgili hükümleri ayrıntılı olarak beyan ettikten sonra, bunlar Allah’ın tayin ve tespit ettiği sınırlardır/ölçülerdir/hükümlerdir, sakın ola Allah’ın hükümlerini çiğnemeyiniz buyururken, bu ahkamı tarihsel görmek ne mümkün!

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir